|
|

Babacan: İngiltere ile ilgili olabilecek bir sorun başka bir ülkeye
benzemez
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Ali Babacan,
“Dünya ekonomisi her ne kadar bir toparlama trendine girdiyse de, yine
de bu toparlanmanın, içinde riskler barındıran bir toparlanma olduğunu
özellikle vurgulamak istiyorum” dedi.
Ali Babacan, “Küresel
kriz, yeniden yapılanma, ulusal dönüşüm” temasıyla düzenlenen
Forum
İstanbul 2010’un
açılışında yaptığı konuşmada, ülkelerin artık krizden çıkış
politikalarını ortaya koyduğu bir dönemden geçildiğini söyledi.
Babacan, “Daha doğrusu, çıkış stratejisini ortaya koyma çabası
var, henüz somut strateji çok az” dedi.
Maliye politikalarında, bütçe uygulamalarında çıkış
stratejilerini geçen yıl eylül ayında açıkladıklarını,
İspanya,
Portekiz ve
İngiltere’nin
hala bir plan ortaya koyma çabası içinde olduğunu anlatan Babacan,
şunları kaydetti:
“İspanya ve Portekiz’in planı salı günkü toplantılarda sunuldu
fakat tatmin etmedi. Dediler ki, ’Haziran ayında tekrar daha somut,
detaylı bir plan görmek istiyoruz’. Haziran ayında tekrar bir araya
gelecekler, İspanya ve Portekiz’in çıkış stratejisine bir daha
bakacaklar. İngiltere koalisyon hükümeti, ki bizim onlara bundan 15 gün
önce çağrımız olmuştu, daha koalisyon ortaklığı belirlenmeden önce
demiştik ki ’koalisyon hangi partiler arasında kurulursa kurulsun,
yapacakları ilk iş koalisyon kontratına, ortaklık anlaşmasına, alınacak
tedbirleri açık açık yazmaları’... Seçim döneminde verilmiş sözler
olabilir, kampanyada sarf edilmiş bazı taahhütler olabilir, ancak hiçbir
parti tek başına iktidar olamadıysa şimdi koalisyon biraz da bir al-ver
ortaklığıdır ve bunu da İngiltere’nin bir an önce yapmasını bekliyoruz.
İngiliz
Maliye Bakanı
ile salı günü yaptığımız görüşmede de kendilerine bunu özellikle
vurguladım, ’ne yapacaksanız hemen yapın, erken açıklayın, daha yeni
hükümetsiniz, aradan 3 ay 5 ay geçtikten sonra bugün atabileceğiniz bazı
adımları yarın atamayacak bir pozisyonda kendinizi bulabilirsiniz’
dedim. Çünkü İngiltere ile ilgili olabilecek bir sorun başka bir ülkeye
benzemez. Bu ne
Yunanistan’a
benzer ne İspanya ne Portekiz. Bunun etkileri çok daha geniş bir
coğrafyayı kapsar ve çok daha derin olur.”
İngiltere’nin, milli gelire oranla 4 yılda ikiye katlanmış borç
stokunun çok tehlikeli olduğunu ifade eden Babacan, “Bir an önce onların
da gerekli tedbirleri almaları gerekiyor. Bugünlerde biz daha çok Avro
bölgesiyle ilgileniyoruz, avronun değeri, Yunanistan komşumuz, Portekiz,
İspanya falan derken İngiltere’yi de burada gözden kaçırmamak lazım ve
oradaki gelişmeleri de çok yakından izlememiz lazım” dedi.
“EN ÇOK
KAYGI UYANDIRAN RİSK ALANI ÜLKELERİN KAMU BORÇ STOKU”
Çıkış stratejisini şeffaf bir şekilde ortaya koyan merkez
bankalarından birinin de
Türkiye
Merkez
Bankası olduğunu söyleyen Babacan, bunu pek çok
ülkede de artık görmenin zamanının geldiğini belirtti.
Türkiye’nin yeni girdiği Finansal İstikrar
Kurulu’nda finans piyasasıyla ilgili küresel anlamda
düzenlemede ne var ne yoksa, orada söz alıp konuştuklarını
anlatan Babacan, bu konuşmalarının farklı bir ilgiyle
izlendiğini, sadece teoride değil pratikte başarılı olmuş
ülkelerin söylediklerinin çok etkili olduğunu vurguladı.
Ali Babacan, “Dünya ekonomisi her ne kadar bir
toparlama trendine girdiyse de her ne kadar bu yıl için,
gelecek yıl için artık 2009’dan daha iyi bir tablo
bekleniyor ise de yine de bu toparlanmanın içinde riskler
barındıran bir toparlanma olduğunu özellikle vurgulamak
istiyorum” dedi.
Bugün itibariyle en çok kaygı uyandıran risk
alanının ülkelerin kamu borç stoku ve bu borçların
sürdürülebilirliği olduğuna işaret eden Babacan, şunları
kaydetti:
“Bugün itibariyle gelinen noktada problem, gelişmiş
ülkelerin çok yüksek kamu borç stoku ile karşı karşıya
olmaları. Böylesine bir durum ancak 1. Dünya Savaşı, 2.
Dünya Savaşı gibi olağanüstü şartlarda görülmüş gelişmeler.
Japonya’nın
borcu milli gelirine oranla 2008 sonunda yüzde 199 ve bu
250’ye doğru gidiyor. Tekrar bu borcun makul seviyelere
inmesi için neredeyse aradan 70-80 sene geçmesi gerekiyor.
Bu borcu makul seviyelere indirmeyi ben pratikte mümkün
görmüyorum.
İtalya’ya
bakıyorsunuz yüzde 100’ün üzerinde,
ABD’de
daha makul idi, şimdi 3-5 sene ileriye doğru bir projeksiyon
yaptığınızda bunun da yüzde 100’ün üzerine çıktığını
görüyorsunuz. Görüyorsunuz ki artık dünyanın en büyük
ekonomisi aynı zamanda milli gelire oran olarak da en borçlu
ekonomilerden bir tanesi haline geliyor. Bu, o ülkelerin
büyüme oranları üzerinde atık bundan sonra çok ciddi baskı
oluşturacak.
Avrupa’nın
potansiyel büyüme oranı kriz öncesine göre çok daha düşük
seviyelere inmiş durumda. Farklı bir dünya olacak. Güç
dengesinin, etkinlik dengesinin hızla batıdan doğuya doğru
kaydığı bir döneme de girmiş durumdayız.”
Ekonomik gücün önemine işaret ederek, ancak,
ekonomide başarılı olan ülkelerin dünya platformunda,
uluslararası platformlarda etkili olabileceğini söyleyen
Babacan, “Bakın geçenlerde
İran
ile ilgili gelişme... hem
Brezilya
hem Türkiye belli bir noktada kendi güçlerini ortaya koymuş
ülkeler. Bir bakıma süper güçlerin, BM Güvenlik Konseyinin
Daimi Üyesi olan ülkelerle bir bakıma daha farklı, daha
özgün bir çizgi izleyebiliyorlar demek ki. Bu bir güç,
etkinlik meselesidir” diye konuştu.
“TÜRKİYE’NİN POTANSİYELİ ÇOK BÜYÜK”
Dünya bu kadar farlı bir döneme girerken Türkiye’nin önünde
ne tür fırsatlar bulunduğunu çok iyi değerlendirmesi
gerektiğine işaret eden Babacan, çok yüksek potansiyele
sahip Türkiye’yi aynı zamanda çok büyük sorumlulukların
beklediğini anlattı.
Babacan, “Hedefimiz, 2023 yılında dünyanın en büyük
10 ekonomisi içine girmek. Bunun da hayal olmadığını
rahatlıkla söyleyebilirim. Uluslararası kuruluşlar da analiz
yapıyorlar ve şöyle 15-20 sene sonra bugünün
Almanya’sı
neyse ekonomik güç olarak Türkiye’yi de o noktaya yakın bir
pozisyonda görmek artık hayal değil” dedi.
Bir yandan G20, Finansal İstikrar Kurulu gibi
yapılarda görüşlerini beyan ederken, bir yandan da iç
reformlara eğilmeleri gerektiğini ifade eden Babacan, “Biz
sadece onların kriterlerine uyup, üye olmaya çalışan bir
ülke değiliz. Madem ilerideki hedefimiz odur, bugünkü
gelişmelere de Türkiye’nin müdahil olması, aktif katkı
vermesini ben önemli görüyorum” şeklinde konuştu. Ali
Babacan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“AB’nin şu anda yaşadığı sorunların ve bunların
çözümlerinin bir bakıma sorumluluğunu da bir nispette
hissetmeleri gerektiğini dile getirerek, yani ’ne halleri
varsa görsünler, iyi oldu’ falan böyle bir psikolojide
değil, tam tersine onlara da elimizden geldiğince, dilimiz
döndüğünce doğruları anlatmamız lazım. Bazen zannediyoruz
ki orada sistem oturmuş, her şey tamam, aklı başında adamlar
işin başında... Öyle değil, şöyle biraz işin içine girip
biraz konuştuğunuzda, ’ne yapıyorsunuz, ne ediyorsunuz?’
diye biraz sorduğunuzda o çaresizliği, o sıkıntılı duruşu,
bakışları görüyorsunuz. Bizim Yunanistan ile ilgilenmemiz
boşuna değil. Biliyoruz ki Yunanistan ile ilgili olacak
sorun orada kalmayacak, yayılacak, dönecek dolaşacak
Avrupa’yı vuracak, Avrupa’nın yavaşlaması bizim ihracatımızı
etkileyecek. Biz bundan olumsuz etkileneceğiz. Tabii ki
komşuya yardım önemli, ama bir yandan da çıkabilecek
sorunlar dönüp dolaşıp Türkiye’yi de etkileyebilecek
sorunlar. Bunun da bilincinde olmamız gerekiyor.”
Yunanistan’ın en zor döneminde Başbakan
Recep
Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında 10 bakanla
birlikte Yunanistan’a gittiklerini ve 22 anlaşma
imzaladıklarını anımsatan Babacan, “Düşünün ki çok farklı
ortam da olabilirdi. Yunanistan’ın bu zayıf döneminde
diyelim ki Ege’de çok daha gergin, çok daha farklı
gelişmelerin yaşandığı bir dönem de olabilirdi bu dönem.
Bizim böyle bir ortamda Yunanistan ile yakından ilgileniyor
olmamız kimsenin gözünden kaçmaz. Uluslararası çevrelerde
de bu çok takdir edildi. En ihtiyaç duyduğu anda Türkiye bir
bakıma kucak açıp, ’biz işbirliği için, destek için
buradayız’ mesajını vermesi dünya kamuoyu önünde çok önemli
bir adımdır. Büyük ülkeye de zaten bu yakışır” dedi.
UZUN VADELİ
POLİTİKALAR
Ali Babacan, bundan sonraki dönemde Türkiye’nin
artık çok daha uzun vadeye bakması, çok daha uzun vadeli
politikalarla çalışmalarını yürütmesi gerektiğini, son
dönemde gündeme getirdikleri mali kural uygulamasının bu
uzun vadeli bakış açısının sonucu olduğunu söyledi.
Açıklanmasından itibaren olumlu tepkiler aldıkları
mali kuralın Türkiye için önemine işaret eden Babacan, 2011
yılından itibaren uygulamaya başlanmasıyla artık
Türkiye’nin, özellikle finans sisteminde çok daha farklı bir
açılım, çok daha farklı bir perspektifte gündeme geleceğini,
uygulamanın içine girdikçe bunu hep beraber göreceklerini
belirtti.
Babacan, “Ufkun genişlemesi, perspektifin bir
bakıma daha uzun vadeye açılması, mevduat vadelerinden tutun
da kredi vadelerine kadar,
tahvil
bono
vadelerine kadar pek çok alanda gerçek anlamda uzun vade
kavramını Türkiye’ye getirebilmek için bu son derece
önemliydi. Devlet uzun vadede ne yapacağını ortaya koyacak
ki ona
özel
sektör, finans sistemi kendi pozisyonunu
alabilsin. Bir yandan uluslararası gelişmeleri takip
edeceğiz, izleyeceğiz, katkıda bulunacağız ama bir yandan da
kendi yapmamız gerekenler konusunda hiç vakit
kaybetmeyeceğiz” dedi.
G20 toplantılarına 2002’den 2007’ye kadarki dönemde
5 sene arka arkaya katıldığını, son 1 yıldır yine her
toplantısına katıldığını belirten Babacan, “Fakat
tartışıyoruz, tartışıyoruz, konuşuyoruz ama somut karar
noktasına geldiği anda o 20 ülkenin hepsinin birden ’evet,
hadi şu işi şöyle yapalım’ demesi çok mümkün olmuyor. Kritik
konularda, önemli konularda bu henüz başarılmış değil.
’Somut pratikte ne adım atacağız?’ sorusunun cevabı henüz
yok. Bu bizi biraz kaygılandırıyor. Her ülke kendi milli
çıkarları açısından baktığında ortak yaklaşım bazen tek tek
milli çıkarlarla çatışabiliyor. Finansal İstikrar Kurumu’nda
tablo çok farklı değil. Biz öncelikle kendimize bakacağız,
biz Türkiye için doğruları yapacağız. Uluslararası
düzenlemelerden medet umar bir pozisyonda biz olmayacağız,
olamayız. Biz kendimiz için doğru olanları yapıp devam
edeceğiz ve hızlı karar alacağız. Bu da yine önümüzdeki
aylarda önemli olacak. Aksi halde zaman geçiyor, problemler
büyüyor ve büyüyen bir yangını söndürmek de çok daha güç
oluyor.”
|