|

Batı Avrupa Türkleri Kuruluş
Temsilcilerine Açık Mektup
Sayın Yetkili,
Önce fıkralara malzeme yapılıp alaylı gülüşmelerle başlayan,
ikinci safhada aşağılayıcı dedikoduların aile sohbetlerine
ve birahane ortamına taşınmasıyla mesafe kateden Göçmen-
Türk aleyhtarlığı, Soğuk Savaş döneminden sonra global
konjüktüre paralel bir gelişme göstererek Anti-Müslüman
kitle hareketlerine dönüştü.
Özelde Türk, genelde Müslüman göçmenlere ait istisnaî
menfilikler ve gerçekten müslüman azınlığın ezici
çoğunluğuna göre de marjinal olan bazı düşünce ve eylem
biçimleri, müslümanların tamamına mal edilerek
genelleştirildi.
Kültürel varlığını korumada ve kendisinden sonraki
nesillerle diyalog kurmada aciz kalan, gerek seküler,
gerekse dinî cemiyet hayatında sürekli kan kaybeden
Türk/Müslüman azınlığın, yakın zamanda Hıristiyan-Avrupa’yı
müslümanlaştıracağı yaygarası yapılarak kin, nefret ve korku
tohumları ekenler, bugün bunun meyvesini toplamaktadırlar.
Dünkü “Misafir İşçi”den bugün yeni bir düşman yaratılırken,
sadece ırkçı-faşistlerin veya birtakım radikal hıristiyan
grupların gayretleriyle bu seviyeye gelinmedi. Şimdiki gibi
geniş halk yığınlarının desteğini arkasına alan
Anti-Müslüman bir hareket, ancak yazar-çizer, siyasetçi gibi
toplum önderlerinin, görüntülü ve yazılılı medyanın
yardımıyla ideolojik bir boyut kazanabilirdi.
Sayın Temsilci,
Zaman zaman Solingen, Mölln ve Dresden’deki katliamlarda
veya “Karikatür Krizi” gibi olaylarda, basın açıklamalarıyla
ortaya konan anlık tepkiler yeterli değildi... Halbuki,
sizin de bildiğiniz gibi, müslüman göçmene karşı başta
Almanya olmak üzere, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde de
ayırımcılık, yerli halktan sağlanan destekle tehlikeli
boyutlara doğru tırmanmaktadır.
Müslüman azınlık, yerli-çoğulcu halk nezdinde artık
Hıristiyan-Avrupa’yı “İslâmlaştırma” gayreti içinde
olduğundan istenmeyen, dışlanan, hatta nefret edilen bir
hedef kitle hâline getirildi.
Yıllardan beri Türk/Müslüman nefreti toplumun bütün
katmanlarına yayılırken, sivil kitle kuruluşlarımız, bu
Anti-Türk ve Müslüman akıma karşılık pasif durumdan aktife
geçmeli, yerli topluma kendilerini ifade edebilmenin
yollarını aramalıdırlar.
İsviçre’deki referandum herkesten önce Batı Avrupa
Türklerinin gözünü açmalıdır. Minare yapımını yasaklayan
halk oylamasının bir benzeri Almanya’da yapılsa, burada da
İsviçre’deki gibi (%57) minare karşıtlarının benzeri bir
netice alacakları herkes tarafından bilinmektedir.
Sayın Başkan,
Teşkilatlarımızın en öncelikli gündem maddesi; göç ettikleri
ülkeleri kendilerine vatan edinen müslümanlara karşı çok
alttan ve derinden yürütülen propaganda karşısında
Türk/Müslüman kuruluşlar olarak ortak strateji belirlemek ve
açıkyüreklilikle yerli halka bizzat yönelmek olmalıdır. Bu
istikametteki gayretler, sözden ziyade fiiliyata dökülmeli
ve mümkünse önümüzdeki 2010 yılı ağırlıklı olarak kendimizi
aracısız anlatma ve ifade etme yılı olmalıdır.
Bu mektubu, neredeyse bir ömrü burada geçirmekte olan,
Almanya’yı kendine ikinci vatan edinmiş, bu ülkeyi yerlisi
ve göçmeniyle birlikte kucaklamayı bir vatandaşlık görevi
saymış ve özelde Almanya, genelde Avrupa’daki müslüman
karşıtlığı gelişmelerden gelecek nesillerimiz adına ciddi
endişeler duyan birisi olarak kaleme aldım.
Saygılarımla...
Mahmut Aşkar
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Batı
Avrupa Türkleri Kuruluş Temsilcilerine Açık Mektup
Akültürasyon
Çığlık
Anti-Müslüman
İdeoloji (2):
Toplumun Ortak Temayülleri
Anti-Müslüman
İdeoloji
Eğrisine
Doğrusuna Sarrazi
Müslümanı
İslâmîleştirmek
İslâmcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (3):
‘Armani Milliyetçileri’ ve ‘Cardin Müslümanları’
İslamcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
İslâmcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
SAYFA
BASI
|