|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 21.30
"türkshow'da"
Türk Olabilmek ve Türk
Kalabilmek
Yanlış anlaşılmalara ve önyargılara mahal vermemek için Türk
olablilmeği kuru bir ırk temeline dayandırma gibi bir
niyetimin asla olmadığını ve hele bir üstünlük mefhumu
olarak da görmediğimi bütün samimiyetimle belirtmem gerekir.
Benim lügatımda içinde bulunduğumuz çağda Türklük, ırkî
olmaktan ziyade bir kültür kimliğidir. Aynı ırktan olup da,
değerler noktasında birbiriyle asgarî ortak yönleri dahi
olmayanları aynı milletten saymanın hiçbir kıymeti yoktur.
Buna karşılık değişik ırklardan, İngiliz, Alman, İspanya
veya İtalya gibi köklü milletlerden gelmelerine rağmen, yeni
bir Amerikan, Kanada veya Arjantin, Brezilya gibi Latin
Amerika Milletleri yaratanlar ise gözardı edilemeyecek
kadar önem arz etmektedir.
Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Türkleri; Allah’ın Türk, Çerkez,
Boşnak, Arnavut, Kürt, Rum, Arap, Yahudi, Süryani ve daha
birçok etnik köke ait olarak yarattığı kavimlerden
oluşmaktadır. Bu saatten sonra hâlâ bu tür kavramlar
üzerinde tartışmayı zûl kabul etmemize rağmen, Türk düşünce
hayatının gündeminden düşmediği için görmemezlikten de
gelemedik.
Oryantalizm dedikleri şarkiyatçılığın ortaya çıkış
sebebinin, Batı’nın Müslüman-Doğu üzerindeki emperyalist
emelleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu artık herkes
bilmektedir. Osmanlı’nın çöküşünden sonra Arap çöllerinde
Batılı güçlerin sınırlarını kendilerinin belirlediği
uydurmacık ülkelere lütfen bir daha haritada bakın... Bir
de, Afrika kıtasına kuzeyinden güneyine kadar bir göz
gezdirin... Çizilen sınırlar kadar ülkelerin de ne derece
sunî olduklarını göreceksiniz. Ve bununla birlikte, sadece
bir zamanlar ortak değerleri paylaşan insan topluluklarının
birlikte yaşadıkları toprakların parçalanmakla kalmadığını,
bölünen coğrafyada soy-sop ve kültür bağlarıyla içiçe
geçmiş, milletleşmiş insanların da birbirinden
koparıldıklarını esefle müşahede etmiş oluyoruz.
O günden bugüne o topraklara öylesi bir tohum atıldı ki,
Batı’da düşmanlar kardeş olurken, Doğu’da kardeşler
birbirine düşman edildi. Biz ülke olarak Türkiye ve yukarıda
çizdiğimiz daire içindeki Türk Milleti olarak Ortadoğu’nun
kaderini müsbet veya menfi yönde değiştirecek özelliğe
sahibiz. Bu özelliğimizi, bizim birçoğumuzdan daha fazla
bizim dışımızdakiler bilmektedir. Onların gözünde dün
Osmanlı, bugün de Türkiye Türkü her zaman tehlikeldir ve bu
yüzden zaptürap altına alınmalıdır. Adil, merhametli ve
yürekli bir millet olarak, kucaklaşmasını da vuruşmasını da
iyi becermiş ve bulunduğumuz coğrafyaya sığmamışız.
İçimizdeki farlılıklarla tek millet olma maharetini
sergileyebildiğimiz dönemlerde, gücümüz doruk noktasına
ulaşmıştır.
Hem bulunduğumuz coğrafyada, hem de ülkemiz üzerinde
uluslarası boyutta sergilenen oyunların millet olarak
canımız yanarak fark ettiğimiz bugünlerde Türk olabilmek,
bir maharet, medeni cesaret, özgüven ve ileri görüşlülük
işidir. Batı Avrupa Türkleri’nin henüz daha 50 yılı
doldurmayan mazisine, ezici çoğunluğunun henüz daha Türkiye
Cumhuriyeti pasaportu taşımasına rağmen, “Artık Türk
dediğiniz son bulsun, bundan sonra Türk veya Müslüman
kökenli olduğunuzu ima edebilirsiniz ama Almanım demenin de
zamanı gelmiştir” diyenler, bizim bin yıllık beraberliğimiz
sürecinde etnik veya kültürel/dinî kimliğini muhafaza eden
farklılıklarımıza nasıl yaklaştıklarını artık biz de görüyor
ve biliyoruz.
İşte böylesi bir zaman ve ortamda, hangi ırktan ve inançtan
gelirse gelsin, hegemonyacı oyunları bozmak, ülkenin huzur
ve refahını yükseltmek için, inadına değil, şuurluca,
bilerek ve bunları seslice dillendirirken, şayet farklı bir
kökten geliyor veya soy olarak Türk ise, her iki halde de
Türk olabilmek önemli bir özellik v egelişmedir.
Atasözümüzdür: Aslını yitiren haramzadedir. İster kendisini
azınlık, ister çoğunluk olarak saysın, hissetsin, kişi
mensubu olduğu inancı, kültürü muhafaza etmeli, devlet de
bunu teşvik etmelidir. Bu insanlığımızın, inancımızın
gereğidir. Bundan ürken, korkanlar, o millete zarar
verirler.
Değişik kavimler olarak dünyada var oluşumuz, Cenab-ı
Allah’ın âyetlerindendir. İslâm’a sığınarak bunu inkâra
kalkan, kavminden utananlar kadar, mensubu olduğu kavimi
diğerlerinden üstün görenlerle yollarımız ayrılır. Bir de,
bilhassa Batı karşısında Türklüğünden utananlar kadar,
azınlık haklarını emperyal güçlere ihale eden, Türkü onlara
jurnallayanlarla uzlaşmamız bizden beklenmemelidir.
Sadece Türk bir ana-babadan dünyaya gelmekle Türk olunmaz!
Türk olabilmekten “Türkleştirmek” gibi bir kastımız da
yoktur. Türk olabilmek; “öteki”liliği ortadan kaldırmak,
dünü ve bugünüyle barışık olmak, müşterek değerlerde
buluşmaktır.
Dara düştüğümüzde, kara günümüzde sarılacığımız mefhum;
müşterek değerler manzumesini bünyesinde toplayan kültür
Türklüğüdür. Dün Çanakkale’de ümmetten millete dönüşen
oluşumu gerçekleştirdik ama devam ettiremedik. Bu anlamda
Türk olabilmek ve kalabilmek; Orta Asya’nın derinliklerinden
Arap coğrafyasının en ücra köşelerine kadar dost, kardeş
kavim ve kabilelerin işgal, sömürü ve karşılıklı husumetten
kurtulmalarına, zemin hazırlayacak, yol gösterecektir.
YAZARIN
ÖNCEKİ
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|