A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de



Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 21.30

"türkshow'da"

Türk Olabilmek ve Türk Kalabilmek

Yanlış anlaşılmalara ve önyargılara mahal vermemek için Türk olablilmeği kuru bir ırk temeline dayandırma gibi bir niyetimin asla olmadığını ve hele bir üstünlük mefhumu olarak da görmediğimi bütün samimiyetimle belirtmem gerekir. Benim lügatımda içinde bulunduğumuz çağda Türklük, ırkî olmaktan ziyade bir kültür kimliğidir. Aynı ırktan olup da, değerler noktasında birbiriyle asgarî ortak yönleri dahi olmayanları aynı milletten saymanın hiçbir kıymeti yoktur. Buna karşılık değişik ırklardan, İngiliz, Alman, İspanya veya İtalya gibi köklü milletlerden gelmelerine rağmen, yeni bir Amerikan, Kanada veya Arjantin, Brezilya gibi Latin Amerika  Milletleri yaratanlar ise gözardı edilemeyecek kadar önem arz etmektedir.

Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Türkleri; Allah’ın Türk, Çerkez, Boşnak, Arnavut, Kürt, Rum, Arap, Yahudi, Süryani ve daha birçok etnik köke ait olarak yarattığı kavimlerden oluşmaktadır. Bu saatten sonra hâlâ bu tür kavramlar üzerinde tartışmayı zûl kabul etmemize rağmen, Türk düşünce hayatının gündeminden düşmediği için görmemezlikten de gelemedik.

Oryantalizm dedikleri şarkiyatçılığın ortaya çıkış sebebinin, Batı’nın Müslüman-Doğu üzerindeki emperyalist emelleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu artık herkes bilmektedir. Osmanlı’nın çöküşünden sonra Arap çöllerinde Batılı güçlerin sınırlarını kendilerinin belirlediği uydurmacık ülkelere lütfen bir daha haritada bakın... Bir de, Afrika kıtasına kuzeyinden güneyine kadar bir göz gezdirin... Çizilen sınırlar kadar ülkelerin de ne derece sunî olduklarını göreceksiniz. Ve bununla birlikte, sadece bir zamanlar ortak değerleri paylaşan insan topluluklarının birlikte yaşadıkları toprakların parçalanmakla kalmadığını, bölünen coğrafyada soy-sop ve kültür bağlarıyla içiçe geçmiş, milletleşmiş insanların da birbirinden koparıldıklarını esefle müşahede etmiş oluyoruz.

O günden bugüne o topraklara öylesi bir tohum atıldı ki, Batı’da düşmanlar kardeş olurken, Doğu’da kardeşler birbirine düşman edildi. Biz ülke olarak Türkiye ve yukarıda çizdiğimiz daire içindeki Türk Milleti olarak Ortadoğu’nun kaderini müsbet veya menfi yönde değiştirecek özelliğe sahibiz. Bu özelliğimizi, bizim birçoğumuzdan daha  fazla bizim dışımızdakiler bilmektedir. Onların gözünde dün Osmanlı, bugün de Türkiye Türkü her zaman tehlikeldir ve bu yüzden zaptürap altına alınmalıdır. Adil, merhametli ve yürekli bir millet olarak, kucaklaşmasını da vuruşmasını da iyi becermiş ve bulunduğumuz coğrafyaya sığmamışız. İçimizdeki farlılıklarla tek millet olma maharetini sergileyebildiğimiz dönemlerde, gücümüz doruk noktasına ulaşmıştır.

Hem bulunduğumuz coğrafyada, hem de ülkemiz üzerinde uluslarası  boyutta sergilenen oyunların millet olarak canımız yanarak fark ettiğimiz bugünlerde Türk olabilmek, bir maharet, medeni cesaret, özgüven ve ileri görüşlülük işidir. Batı Avrupa Türkleri’nin henüz daha 50 yılı doldurmayan mazisine, ezici çoğunluğunun henüz daha Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşımasına  rağmen,  “Artık Türk dediğiniz son bulsun, bundan sonra Türk veya Müslüman kökenli olduğunuzu ima edebilirsiniz ama Almanım demenin de zamanı gelmiştir” diyenler, bizim bin yıllık beraberliğimiz sürecinde etnik veya kültürel/dinî kimliğini muhafaza eden farklılıklarımıza nasıl yaklaştıklarını artık biz de görüyor ve biliyoruz.

İşte böylesi bir zaman ve ortamda, hangi ırktan ve inançtan gelirse gelsin, hegemonyacı oyunları bozmak, ülkenin huzur ve refahını yükseltmek için, inadına değil, şuurluca, bilerek ve bunları seslice dillendirirken, şayet farklı bir kökten geliyor veya soy olarak Türk ise, her iki halde de Türk olabilmek önemli bir özellik v egelişmedir. Atasözümüzdür: Aslını yitiren haramzadedir. İster kendisini azınlık, ister çoğunluk olarak saysın, hissetsin, kişi mensubu olduğu inancı, kültürü muhafaza etmeli, devlet de bunu teşvik etmelidir. Bu insanlığımızın, inancımızın gereğidir. Bundan ürken, korkanlar, o millete zarar verirler.

Değişik kavimler olarak dünyada var oluşumuz, Cenab-ı Allah’ın âyetlerindendir. İslâm’a sığınarak bunu inkâra kalkan, kavminden utananlar kadar, mensubu olduğu kavimi diğerlerinden üstün görenlerle yollarımız ayrılır. Bir de, bilhassa Batı karşısında Türklüğünden utananlar kadar, azınlık haklarını emperyal güçlere ihale eden, Türkü onlara jurnallayanlarla uzlaşmamız bizden beklenmemelidir.

Sadece Türk bir ana-babadan dünyaya gelmekle Türk olunmaz! Türk olabilmekten “Türkleştirmek”  gibi bir kastımız da yoktur. Türk olabilmek; “öteki”liliği ortadan kaldırmak, dünü ve bugünüyle barışık olmak, müşterek değerlerde buluşmaktır.

Dara düştüğümüzde, kara günümüzde sarılacığımız mefhum; müşterek değerler manzumesini  bünyesinde toplayan kültür Türklüğüdür. Dün Çanakkale’de ümmetten millete dönüşen oluşumu gerçekleştirdik ama devam ettiremedik. Bu anlamda Türk olabilmek ve kalabilmek; Orta Asya’nın derinliklerinden Arap coğrafyasının en ücra köşelerine kadar dost, kardeş kavim ve kabilelerin işgal, sömürü ve karşılıklı husumetten kurtulmalarına, zemin hazırlayacak, yol gösterecektir.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI:

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Türk Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Yakup Yurt
Belçikalılaştıramadık-
larımızdanmısınız?
Muhsin Ceylan
Delilleri kendi varsayımları olan uyumcular!
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
İbrahim Selamet
Zincirden kolyeler
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç