|
GELDİ
PETROL DİYARINA AMERİKALI KOVBOY
“Geldi
burc-ı evliya’ya Padişah-ı nâmdâr”
(Evliyalar burcuna namlı padişah geldi)
Fuzûlî
Bağdat
tarihi bir şehirdir. 8. asırda imar, düzen ve
intizam gözetilerek planlı bir şekilde kurulmuştur.
Daha sonrası malumdur; her türlü ilimlerin okutulduğu
bir şehir ve büyük bir ticaret merkezi olmuştur.
Şehir saraylarıyla , her türlü iş
merkezleriyle, medreseleriyle dünyadaki haklı yerini almıştır.
Çok sayıda devletin hüküm sürdüğü devirler yaşamıştır.
Bunlardan başlıcaları
Abbasi, Safevi ve Osmanlı dönemleridir.
Bağdat, görkemiyle dillerdedir. “Âşığa
Bağdat sorulmaz” denir, “Ana gibi yâr, Bağdat
gibi diyâr olmaz” denir ve eklenir “Yanlış
hesap Bağdat’tan döner” diye...
Maalesef bugün Bağdat’ın kendi içinde
yanlışlıklar vardır ve bu
yanlışlık uzaktan daha vahim yanlışlıkları
üstüne çekmektedir. Bugün Bağdat, ülke halkının
iradesine dayanmayan başındaki diktatör ve bunu
bahane sayan, kuvvetiyle niyetini kamufle eden bir süper gücün
tasallutu altındadır. Kendine sadık ülkelerde
demokratik norm aramayan Amerika, Irak’ta petrol aramaya kılıflar
hazırlamakta, kanallar açmakta, çukurlar kazmaktadır.
Adeta, Amerika Asya’ya taşınmaktadır.
Afganistan havzasına yerleşme tamamdır. Sıra
Ortadoğu’da kalıcı bir yerleşim kurmaya
gelmiştir. Saddam “bahanedir”
çünkü “şahane”
hedefler önemli olandır.
Petrol hedefleri için savaşın olduğunu
görmek insanın insanlığına dokunmaktadır.
21. asır insanlığıyla değil, silah gücünün
tayin ediciliğiyle başlamaktadır.. Hümanizmaya
mübarek olmalıdır bu..(!)
Batı medeniyetine armağan edilmelidir bu!..
Aşırı aptallığa örnek olsun
diye anlatılan fıkralar vardır. Köylüler
araziye tuz ekmişler.. Günler sonra tuzlar yeşerip
büyüdü mü diye kontrol etmişler.. Ne görsünler
ortalığa çekirgeler dolmuş... Hemen köy halkı
silahlarına sarılmış.. Koca koca silahlar
çekirgelere patlatılmaya başlamış..
derken çekirgenin birisi bir köylünün alnına konmuş,
diğeri işaret etmiş, çekirgeyi ürkütmeden
kurşun atılmış adamın alnına...
Adamın da öldüğü görülünce yorum kısa
yapılmış: “Bir
onlardan, bir bizden gitti.. olur bu kadar..”
Şimdi Saddam
Bağdat’ta bir çekirge midir?
O vurulurken, ya da o iktidarından uzaklaştırılırken
başka nereler isabet alacaktır.. Kültür ve sanat
eserleriyle dolu Bağdat vurulacaktır ve suçsuz
sivil halk
bundan zarar görecektir.
İçinde saf espriler saklayan bu masum fıkrayı,
olacak bugünkü dehşet manzaralarından tenzih etmek
gerekir.
Büyük bütçeler ayırarak yerleri kazıyıp
asırlar öncesi medeniyetlerin toprak altındaki
izlerini arayan sözüm ona hümanist mantık, ayakta
duran bir mimariyi, kubbesiyle, türbesiyle beraber bombalarına
tehdidine bırakmaktadır. Bu silah deneme ve tüketme
ekonomisidir ve çağdaş Batı’nın artık
belirgin özelliğidir.
Gözler tarihe uzanmaktadır. 1 aralık 1534
Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’a savaşsız
girişi vardır.. Petrol arayışı yoktur
bu gidişte. Bağdat’ı Bağdat olarak görmek
vardır bu gidişte. Evliyaların, Alimlerin ve
mekteplerin şehriyle buluşmak vardır bunda.
Nitekim şairin mısraları da bunu teyid
etmektedir. Orada devrin büyük divan şairi Fuzûlî
yaşamaktadır. Bağdat’ın görkemiyle
Süleyman’ın muhteşemliğini birleştirir.
Hatta Süleyman Peygamberden sonra Kanuni Süleyman’a bağlantı
yapılır:
Geldi burc-ı evliya’ya Padişah-ı nâmdâr
Alemin mülkün Süleyman mülkü dersen n’ola
Kim Süleyman’dan Süleyman’a kaluptur yadigar
Yani,
“evliyalar burcuna namlı padişah geldi” diye
şiire başlarken,
“Geldi burc-ı evliya’ya Padişah-ı nâmdâr”
mısraı aynı zamanda harflerin işaret ettiği
ebcet hesabı ile Rûmî
941,
miladi 1534 yılını kayıt düşmektedir.
Kanuni Bağdat’a giderken yanında devrin büyük
divan şairi Hayâli
Bey’i de beraber götürmüştür.. Tabi Bush’un
da Bağdat’a giderken müthiş “hayalleri”
vardır şimdi.
.....
Bağdat mısralarımıza sinmiştir;
çünkü bizim tarihimizin içindedir. 1600’lü yıllardan
saz şairi Demircioğlu’nun;
İşitmiş
olun gaziler
Varulur Bağdat üstüne..
diye
başlayan şiiri,
Sarptır
Bağdat’ın eteği
İçi erenler yatağı
Sultan Murat’ın otağı
Kurulur Bağdat üstüne
diye
sürer gider sayfalarda..
Buna, Kayıkçı Kul Musatafa’nın,
İptida
Bağdat’a sefer olanda
Atladı hendeği geçti Genç Osman
Sabah namazında Bağdat kapısın
Allah
Allah diye açtı Genç Osman
diye devam eden şiirini eklemek mümkündür.
Ve ünlü marş,
Bağdat’ın
içine girilmez yastan...
Her ana doğurmaz böyle bir aslan
diye,
Genç
Osman dediğin bir küçük uşak,
Beline bağlamış ibrişim kuşak...
Askerin
içinde birinci uşak
Allah,
Allah deyip geçer Genç Osman!..
diye
kulaklarda hâlâ çınlar..
Bu savaşlı yıllar tarihte kalmıştır.
Fakat, 1638’den bugüne ulaşan şu söz önemlidir.
Bağdat fethedilir ama Sadrazam Tayyar Mehmet Paşa da
şehit olur. 4. Murat’ın, sadrazam için gözyaşları
içinde “Bağdat gibi bin kal’aya değerdin”
diye söylediği sayfalarda yerini almıştır.
Bağdat duyguları türkülere de girer. Bağdat güzeldir
ama şairin gönlü nice Bağdat’lardan büyük bir
sevgiye, sevgiliye tutkundur. Sevgisine bakın nereleri değişmez
bu türkü:
Bağdat’ı Basra’yı Hint’i tamam et
Yine değmez saçının tek telini..
Bu türkü, maddi menfaat için dünyayı yakanlara
bir sevgi mesajı verebilir mi acaba?.
Tarihte Bağdat’ın anahtarları bize “takdim”
edilirken, şimdi olayların neticesinde çok büyük
zarar faturaları “tanzim”
ediliyor.. Engelleyemiyoruz. Barış nutukları atıyoruz
iyi niyetle.. Buna rağmen sıcak savaş oluyor.
Asıl ekonomik savaş bu savaş bittikten
sonra başlıyor.
O bölgede menfaatleri ve sözü “en
başta” olması gereken ülke, tarihi konumundan
dolayı Türkiye olmalıyken, adeta “en
sona” bırakılması akıla dokunacak
kadar bir sorumsuzluk ve basiretsizliktir. Bu bölgede başkalarının
menfaat hedefleri için bir imparatorluk bakiyesi olan Türkiye’nin
olumsuz etkilenmesi, zararlara uğraması kabul
edilecek gibi değildir.
Eski İngiliz haritalarını savunmaya da, yeni
Amerikan haritalarını kabul etmeye de Türkiye’nin
tahammülü olmamalıdır. Hatta itirazı ve müdahalesi
olmalıdır buna karşı..
“Geldi burc-ı evliya’ya Padişah-ı nâmdâr”,
evliyalar burcuna namlı padişah geldi.. Hayır
şimdi öyle değil... “Geldi petrol diyarına
Amerikalı kovboy...”
SAYFA
BASI
|