·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  GÖZCÜ

                OZAN YUSUF POLATOĞLU

 

polatoglu@turkpartner.de


GELDİ PETROL DİYARINA AMERİKALI KOVBOY

“Geldi burc-ı evliya’ya Padişah-ı nâmdâr” 

  (Evliyalar burcuna namlı padişah geldi)

                                                                                                            Fuzûlî

Bağdat tarihi bir şehirdir. 8. asırda imar, düzen ve intizam gözetilerek planlı bir şekilde kurulmuştur. Daha sonrası malumdur; her türlü ilimlerin okutulduğu bir şehir ve büyük bir ticaret merkezi olmuştur. Şehir saraylarıyla , her türlü iş merkezleriyle, medreseleriyle dünyadaki haklı yerini almıştır. Çok sayıda devletin hüküm sürdüğü devirler yaşamıştır. Bunlardan başlıcaları  Abbasi, Safevi ve Osmanlı dönemleridir.

  Bağdat, görkemiyle dillerdedir. “Âşığa Bağdat sorulmaz” denir, “Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyâr olmaz” denir ve eklenir “Yanlış hesap Bağdat’tan döner” diye...

  Maalesef bugün Bağdat’ın kendi içinde yanlışlıklar vardır ve bu  yanlışlık uzaktan daha vahim yanlışlıkları üstüne çekmektedir. Bugün Bağdat, ülke halkının iradesine dayanmayan başındaki diktatör ve bunu bahane sayan, kuvvetiyle niyetini kamufle eden bir süper gücün tasallutu altındadır. Kendine sadık ülkelerde demokratik norm aramayan Amerika, Irak’ta petrol aramaya kılıflar hazırlamakta, kanallar açmakta, çukurlar kazmaktadır.

  Adeta, Amerika Asya’ya taşınmaktadır. Afganistan havzasına yerleşme tamamdır. Sıra Ortadoğu’da kalıcı bir yerleşim kurmaya gelmiştir. Saddam “bahanedir” çünkü “şahane” hedefler önemli olandır.

  Petrol hedefleri için savaşın olduğunu görmek insanın insanlığına dokunmaktadır. 21. asır insanlığıyla değil, silah gücünün tayin ediciliğiyle başlamaktadır.. Hümanizmaya mübarek olmalıdır bu..(!)  Batı medeniyetine armağan edilmelidir bu!..

  Aşırı aptallığa örnek olsun diye anlatılan fıkralar vardır. Köylüler araziye tuz ekmişler.. Günler sonra tuzlar yeşerip büyüdü mü diye kontrol etmişler.. Ne görsünler ortalığa çekirgeler dolmuş... Hemen köy halkı silahlarına sarılmış.. Koca koca silahlar çekirgelere patlatılmaya başlamış.. derken çekirgenin birisi bir köylünün alnına konmuş, diğeri işaret etmiş, çekirgeyi ürkütmeden kurşun atılmış adamın alnına...  Adamın da öldüğü görülünce yorum kısa yapılmış: “Bir onlardan, bir bizden gitti.. olur bu kadar..”

  Şimdi Saddam  Bağdat’ta bir çekirge midir?  O vurulurken, ya da o iktidarından uzaklaştırılırken başka nereler isabet alacaktır.. Kültür ve sanat eserleriyle dolu Bağdat vurulacaktır ve suçsuz sivil halk  bundan zarar görecektir.  İçinde saf espriler saklayan bu masum fıkrayı, olacak bugünkü dehşet manzaralarından tenzih etmek gerekir.

  Büyük bütçeler ayırarak yerleri kazıyıp asırlar öncesi medeniyetlerin toprak altındaki izlerini arayan sözüm ona hümanist mantık, ayakta duran bir mimariyi, kubbesiyle, türbesiyle beraber bombalarına tehdidine bırakmaktadır. Bu silah deneme ve tüketme ekonomisidir ve çağdaş Batı’nın artık belirgin özelliğidir.

  Gözler tarihe uzanmaktadır. 1 aralık 1534 Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’a savaşsız girişi vardır.. Petrol arayışı yoktur bu gidişte. Bağdat’ı Bağdat olarak görmek vardır bu gidişte. Evliyaların, Alimlerin ve mekteplerin şehriyle buluşmak vardır bunda. Nitekim şairin mısraları da bunu teyid etmektedir. Orada devrin büyük divan şairi Fuzûlî  yaşamaktadır. Bağdat’ın görkemiyle Süleyman’ın muhteşemliğini birleştirir. Hatta Süleyman Peygamberden sonra Kanuni Süleyman’a bağlantı yapılır:

Geldi burc-ı evliya’ya Padişah-ı nâmdâr
Alemin mülkün Süleyman mülkü dersen n’ola
Kim Süleyman’dan Süleyman’a kaluptur yadigar

Yani, “evliyalar burcuna namlı padişah geldi” diye şiire başlarken, “Geldi burc-ı evliya’ya Padişah-ı nâmdâr” mısraı aynı zamanda harflerin işaret ettiği ebcet hesabı ile Rûmî 941,  miladi 1534 yılını kayıt düşmektedir.

  Kanuni Bağdat’a giderken yanında devrin büyük divan şairi Hayâli Bey’i de beraber götürmüştür.. Tabi Bush’un da Bağdat’a giderken müthiş “hayalleri” vardır şimdi.
                        .....

  Bağdat mısralarımıza sinmiştir; çünkü bizim tarihimizin içindedir. 1600’lü yıllardan saz şairi Demircioğlu’nun;

İşitmiş olun gaziler
Varulur Bağdat üstüne..
diye başlayan şiiri,
Sarptır Bağdat’ın eteği
İçi erenler yatağı
Sultan Murat’ın otağı 
Kurulur Bağdat üstüne 
diye sürer gider sayfalarda..
Buna, Kayıkçı Kul Musatafa’nın,
İptida Bağdat’a sefer olanda
Atladı hendeği geçti Genç Osman

Sabah namazında Bağdat kapısın

Allah Allah diye açtı Genç Osman

diye devam eden şiirini eklemek mümkündür.

Ve ünlü marş,
Bağdat’ın içine girilmez yastan...
Her ana doğurmaz böyle bir aslan
diye,
Genç Osman dediğin bir küçük uşak,
Beline bağlamış ibrişim kuşak...
Askerin içinde birinci uşak
Allah, Allah deyip geçer Genç Osman!..
diye kulaklarda hâlâ çınlar..

 
Bu savaşlı yıllar tarihte kalmıştır. Fakat, 1638’den bugüne ulaşan şu söz önemlidir. Bağdat fethedilir ama Sadrazam Tayyar Mehmet Paşa da şehit olur. 4. Murat’ın, sadrazam için gözyaşları içinde “Bağdat gibi bin kal’aya değerdin” diye söylediği sayfalarda yerini almıştır. 

  Bağdat duyguları türkülere de girer. Bağdat güzeldir ama şairin gönlü nice Bağdat’lardan büyük bir sevgiye, sevgiliye tutkundur. Sevgisine bakın nereleri değişmez bu türkü:

Bağdat’ı Basra’yı Hint’i tamam et

Yine değmez saçının tek telini.. 

  Bu türkü, maddi menfaat için dünyayı yakanlara bir sevgi mesajı verebilir mi acaba?.

  Tarihte Bağdat’ın anahtarları bize “takdim” edilirken, şimdi olayların neticesinde çok büyük zarar faturaları “tanzim” ediliyor.. Engelleyemiyoruz. Barış nutukları atıyoruz iyi niyetle.. Buna rağmen sıcak savaş oluyor. Asıl ekonomik savaş bu savaş bittikten  sonra başlıyor. 

  O bölgede menfaatleri ve sözü “en başta” olması gereken ülke, tarihi konumundan dolayı Türkiye olmalıyken, adeta “en sona” bırakılması akıla dokunacak kadar bir sorumsuzluk ve basiretsizliktir. Bu bölgede başkalarının menfaat hedefleri için bir imparatorluk bakiyesi olan Türkiye’nin olumsuz etkilenmesi, zararlara uğraması kabul edilecek gibi değildir. 

  Eski İngiliz haritalarını savunmaya da, yeni Amerikan haritalarını kabul etmeye de Türkiye’nin tahammülü olmamalıdır. Hatta itirazı ve müdahalesi olmalıdır buna karşı..

   “Geldi burc-ı evliya’ya Padişah-ı nâmdâr”, evliyalar burcuna namlı padişah geldi.. Hayır şimdi öyle değil... “Geldi petrol diyarına Amerikalı kovboy...”

SAYFA BASI


| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Ozan Yusuf Polatoğlu

Geldi petrol diyarına Amerikalı kovboy

Muhsin Ceylan

Menfaat karşılığı susmak

Mahmut Aşkar
Ortadoğu liderini  arıyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Deri kanseri çok yaygınlaştı
Sizden Biri
Sahipsiz
İsmail Altıntaş
Yılbaşı ve İç Gözlem
Üzeyir Lokman Çaycı
Gurbet Çiçekleri
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç
Şefik Kantar
Son ziyaret üzerine
Fikret Ekin
İnsanlığa Kurulan Tuzak
Ismail Tüysüz
Yeşilçamda bir emekci
Latif Çelik
İyi geceler Türkiyem. Rahat uyu…
Ali Kılıçarslan
40 yıl önce 40 yıl sonra
Ramazan Alp
Şiirin yalnızlığı