|
GURBET
VE TUTKULAR
Dursun üç yıl hasretten sonra ilk defa izine gidecekti.
Gurbetin kendisine yansıyan yönlerine hazır ve alışık
olmaması onu oldukça sıkıntıya sokmuştu.
Dostluğa, sevgiye ve ilgiye hasret kalmıştı.
Uzun süre işsiz kalması, hemşehri veya arkadaş
diye sarıldığı insanlardan zarar görmesi
ise onu bu yönde iyice hassaslaştırmıştı.
İzin için hazırlık yaparken aklından geçenler
onu rahatlatmış gibiydi. O :
" - İçinde yaşadığımız bu
ülkede kendi insanları arasında bir uyum olmadığı
halde yabancıların kendilerine uyum sağlayamadıklarından
bahsedebiliyorlar. Kendileri acaba ülkelerinde yaşayan
yabancılara uyum sağlayabiliyorlar mı ? Üç yıldır
Fransa’da yım. Allah’ın bir kulu çıkıp
da aç mısın, susuz musun ? diye sormadı…
İş yerinde ben nasılım, evimde nasıl
yaşıyorum ? Bunları
merak edip de araştıran yok… İşte bunlar
benim vatana olan özlemimi katmerleştirdi. "
Charles de Gaulle Havalimanı’ndan uçağa bindi.
Oldukça heyecanlıydı. Adeta bütün sıkıntıları
dağılmıştı. Uçakta iken dahi kendi
dilini konuşan insanlarla kendisini Türkiye’de
hissetti.
Ankara Esenboğa Havalimanı’na iner inmez derin
derin nefes aldı. Şehir içerisine yolcu taşıyan
servis aracını beklerken yaklaşık 22 yaşlarında
güzel bir bayan dikkatini çekmişti. Bir anda göz
göze gelmişlerdi. Aynı bayanla servis aracına
binmişler, yan yana da oturmuşlardı.
Genç bayan :
" - Yurtdışında çalışıyorsunuz
herhalde ? "
Dursun :
" - Evet…Üç yıldır Fransa’da çalışıyorum…
Annemi babamı ve bacılarımı çok özledim…
Konya’ya gidiyorum yani. "
Servis aracı, eski garajların bulunduğu yerde
yolcu indirmek için durmuştu. Genç bayan Dursun’a
" - Eğer yeni garajlara gidecekseniz bir yakınım
taksiyle beni bekleyecek. Seni istersen oraya bırakırız
! "
Dursun :
" - Şu inceliğe bak… Hem beni garajlara
götürmeyi teklif edecek kadar nazik.. Hem de beni yalnız
bırakmayacak kadar düşünceli bir bayan… Bu
ne sans…» diyordu kendi kendine…
" -
Tamam, dedi. seninle inebilirim... "
Küçük valizini alarak indi. Servis otobüsünün arkasına
yaklaşan bir taksi içinden inen, zayıf, uzun boylu
45 yaşlarında bir hanım genç bayana doğru
yaklaştı, önce birbirlerine sarılarak kucaklaştılar.
Sonra fisıltılarla kendi aralarında birşeyler
konuştular.
Bu hanım bir müddet sonra karanlıkta yürüyerek
oradan uzaklaştı.
Taksinin arka kısmına önce Dursun bindi… Yanına
da genç bayan oturdu. Ellerinin
biriyle birbirlerinin bellerine sarıldılar. Diğeriyle
de birbirlerini okşuyorlardı.
Genç bayan yeni garajlara yaklaşırken Dursun’a :
" - Sevgili Dursun, bak garajlara yaklaşıyoruz.
İstersen burada indirelim seni. İstersen
benimle gel. Uzaktan geliyorsun, karnın da aç... Beraber
yemek yeriz. Bu gece bizim evde kalırsın. Sabahleyin
erkenden de kalkıp ben seni garajlara götürüm . Sonra
bu geç vakitte Konya’ya otobüs bulman da güç olabilir. "
Dursun :
“– Aman Allah’ım... Şu inceliğe bak…
Beni bu kadar düşünen bir bayanla karşılaşmak
bir mucize... Beni aynı zamanda evine götürmeyi düşündüğü
gibi karnımın açlığına kadar
ilgileniyor…” diye söylendi kendi kendine. Ve
genç bayanın bu teklifine de :
" - Evet… Seninle gelebilirim …" dedi.
Ankara’nın iç kısımlarından geçerek
gece yarısı ıssız ve ışıksız
çıkmaz bir sokağa girdiler. Genç bayan taksi
şoförüne
" -Burada ineceğiz..." dedi.
Dursun bagajdan valizini alırken genç bayan cüzdanını
çıkararak şoföre para vermek istedi.
Dursun :
" - Taksi parasını ben vereceğim "
diye engel olmak isterken genç bayan :
" - Böylesi olur mu hiç! Sen benim misafirimsin… Bizim geleneklerimizde misafire para verdirtmek
yoktur..." dedi.
Ve taksi parasını verdi.
Kapıyı anahtarıyla açan genç bayan içeriye
girdiklerin de " hoş geldin " diyerek
Dursun’a sarıldı. Ve onun dudaklarından öptü.
Dursun bir evde bir bayanla Ankara gibi büyük bir şehirde
yaşadıklarına ve karşılaştıklarına
bir türlü inanamıyordu. Bir çok kez hayallerinde
canlandırdığı tutkular adeta birer birer
gerçekleşiyordu.
" – Sevgili Dursun... Sen çeketini çıkar…
Elini yüzünü yıka biraz rahatla! Ben de bir
şeyler hazırlayayım… başbaşa bir
şeyler yiyelim… Tamam mı canım? "
Dursun :
"- Bu olacak şey değil… Şu konuşmaya
bak… Zerafet… nezaket hepsi bunda toplanmış…
Bana şimdiye kadar hiç canım, diyen olmamıştı.
Şu işe bak dünyada ne iyi insanlar varmış
da benim haberim yok… Vay oğlum Dursun işin iş…
Durdun durdun da sonunda turnayı gözünden vurdun..."
Onun hazırladığı masada bir
"kuşun sütü" eksikti. İçkiden
tatlıya kadar her şey vardı... Genç bayan
masayı hazırlarken :
" – Sevgilim yarın giderken birbirimize
adreslerimizi vermeyi unutmayalım tamam mı?
Böylece birlikte geleceğimiz için planlar yaparak uzun
süreli mutluluklar için adımlar atabiliriz. Haydi başlayalım
yemek yemeğe. Afiyet olsun... "
Dursun :
"- Bak şu güzelliğe... Hem hamarat...
Hem de güzel konuşuyor. Sevgilim
de dedi bana... Hele hele şu afiyet osun sözü içimi
titretti. "
Bunlar genç bayanla birlikteyken en son içinden geçen
duygulardı.
Uyandığın da bir yatak üzerinde sadece bir
kilotla çıplak bir durumda olması onu oldukça
şaşırtmıştı. " En son
beni sevdiğini söyleyen bir bayanla yemek yiyorduk… Ne
zaman sabah oldu… Beni neden böyle soydu ? O nerede şimdi? "
diye kendi kendine mırıldandığı sırada
yanıbaşında bir sandalye üzerinde yüzünün
sağ tarafında bıçak yarası bulunan bir
adamla karşılaştı.
Adam :
" - Beyefendi siz kimsiniz buraya nasıl geldiniz,
kim getirdi ? Bilemiyorum ama, tek bildiğim şey
hırsızın evimizi soyması ve sizin burada
baygın halde bırakılmanız…
Bak televizyonumuza kadar götürmüşler… Allah bunların
ellerinden canımızı korudu. Ya
evde olsaydık? Önce sizinle konuşmak için
polise haber veremedim. Sonra sizi burada yalnız bırakarak
gidemezdim! Çünkü evimi terketmeniz halinde polise olanları
anlatmak ve inandırmak güç olabilirdi. Anladığım
kadarıyla sizi içtiğiniz kolaya uyuşturucu
atarak bayıltmışlar... On gün önce hanım
havaalanında evimizin anahtarlarını kaybetmişti.
Demek adım adım bizi takip etmişler... İzmir’deki
kızımızı ziyaret için bir haftalık
evimizden ayrılışımızı gidiş
geliş saatlerimize kadar öğrenmişler... Sabaha
doğru geldik biz... "
Dursun üstüne oradaki yorganı çekti önce. Sonra bir
sandalye üzerine atılmış olan pantolonunun
arka cebindeki cüzdanının ucunu gördü.
" –Olamaz... dedi, ben pantolonumun cebine cüzdanımı
bir kez dahi koymadım ? "
Hemen ayağa kalktı. Pantolununu
eline aldı. Oturararak alel acele cüzdanının içine
baktı. Çeketinin
ceplerini de tek tek kontrol etti. Pasaportu, Fransa’ya ait
çalışma ve oturma kartıyla çil çil
euro’ları hepsi birden çalınmıştı.
Elbiselerini giyindikten sonra karşısında duran
elli yaşlarındaki bayana ve kendisine bir şeyler
anlatan adama hitaben :
"
- Anlattıklarınızın doğruluğunu
yalnışlığını bilmiyorum ama,
bildiğim iki şey var… Bu da aldığım
bir ders ve babamın yanlarından ayrılırken
bana üç yıl önce söylediği ; (oğlum dibi görünmeyen
kaptan su içilmez…) sôzünü unutmam… "
Konuşurken genç bayanla eve girdikleri sırada masanın
altına bıraktığı valizi aklına
geldi Dursun’un … Valizi yerinde duruyordu ve kapağını
pantolonunun para cebinden aldığı anahtarıyla
açtı.Valizindeki yeleğinin iç cebini kontrol etti…Paralarının
büyük kısmı olduğu gibi yerinde duruyordu.
Sevincini belli etmeden :
" - Bana şimdi bir taksi çağırın… Yeni garajlara nasıl gidebileceğimi söyleyin… Beni bekleyen
hasret kaldığım anama, babama ve bacılarıma
kavuşmak istiyorum! Sakın benimle geleceğinizi
söylemeyin! "
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Gurbet
ve Tutkular
İçinizdeki
şehir
Küçüktüm
küçücüktüm
Yan
Kesit
Çağın
üzerindeki karanlıklar
Arayış
Hazır
mısınız çocuklar?
Varoluş
üçgeni
Öğretmenim
Acılar
karla kaplanırken
Savaş
Dansları
Karanlığa
savaşla yazılanlar
Gurbet
Çiçekleri
Çöpçü
kardeş
Kapar
kapılarını dostlarına
Ne
zaman başımı kaldırsam
İnsanları
tanımak istiyorum
Üzerimize
ağları ördüler
Yargılanışım
SAYFA
BASI
|