|
GİZLİ HAFIZA
Ben toplumların da fertler gibi gizli hafızaları olduğuna
inanırım.
Birileri sizin aklınızı istediği kadar çelsin, eğer gizli
hafızanıza doğru şeyler doğru şekilde ekilmişse uzun süre
“eğri yol”da kalamazsınız.
Tabi bunun tersinden işleyişini de hesaba katmak
zorundayız... Gizli hafızasına olumsuz şeyler ekilmiş bir
insan, bilinçli aklına hitap edilerek “salah çizgisi”ne
çekilse bile bu uzun süreli olmayacaktır!
Modern psikolojinin ‘bilnçaltı’ olarak tanımladığı gizli
hafıza olgusunu son zamanlarda sosyal bilimcilerinde ele
alarak kendi alanlarına taşıdıklarını ve bunu ‘toplumsal
hafıza’ diye kavramlaştırdıklarını sevinerek müşahade
etmekteyiz. Ancak, tarihe modern bilmin paradigmalarına
yaslanarak ve hep onun gözlüklerini takarak bakmak bizi her
zaman doğru sonuçlara götürmeyebilir! Nitekim bu gözlükleri
kullananlardan bazılarının tarihimizin yüz, yüz elli yıl
öncesini bile sim-siyah görerek korku nöbetleri
geçirdiklerine hep beraber şahit olduk.
Modern tanımlamaların dışına çıkarak da tarihle ve gerçekle
ilşişki kurabiliriz... “Ama, nasıl?” sorusunun cevabı çok
basit: Gizli hafızamızla ilişkiye geçerek!
Konuyu toplumsal alana taşımadan önce ayıp kaçmazsa
kendimden bir örnek vermek isterim: Yaşım 50’yi aşmaya
başlayınca zihnime düşen bir sözü sık sık mırıldanmaya
başladım: “Oğlum! Herkes bildiğinin alimi, bilmediğinin
cahilidir.”
Çoğu insanın bildiğini sandığım bu söz, dışarıdan bakılınca
sıradan bir sözmüş gibi gözükürken neden beni bu kadar
meşgul ediyordu? Sözün izini sürmeye başladım ve buldum; bu
söz bana ilk kez çocukluğumda anam tarafından söylenmişti.
Yani bu söz benim ‘gizli hafızama’ anam tarafıdan kodlanmış
ve en çok ihtiyaç duyduğum bir zamanda da bilinçli beynime
geçiş yaparak görevini icra etmeye başlamıştı! Peki, benim
ihtiyaç duyduğum şey ne idi?
Haddini bilmek! Evet, haddimi bilmem gerektiği gerçeğini
bilinçli beynim bir türlü kabullenemiyordu! Çünkü “Ben
biliyordum” ve “Ben haklıydım.”
İlkokul dışında bir eğitim alamamanın düşürdüğü kompleks
sarmalından kurtulmak öyle kolay iş değil doğrusu! Ben bu
işi, kendimi okumaya vererek kapatmaya çalışmış olanlardan
olabilir miyim? diye sorarım zaman zaman kendime... Okumanın
tabi sonuncu bazı şeyleri bilmektir ama, bu bilgi kontrollü
geliştirlimesse sizi ukela da yapar! Hele hele gizli
hafızanıza işlenmiş “Değer Sistemleri” ile çatışırsa ortaya
üç sonuç çıkar:
Ya, gizli hafızadan üst beyne ulaşan sinyalleri farkederek,
iki beyin arasında uzlaşmayı sağlayacak “uyum yasaları”nı
devreye sokarsınız...
Ya, iki beyin arasındaki çatışmayı seyrederek bilinçaltının
mutlak zaferini gözlemlersiniz...
Ya da, “Ben bu işte yokum” diyerek delirme hakkınızı
kullanrsınız!..
Rahmetli anam, okuyup yazması bile olmayan ümmi bir
kadındı... Ne, Joseph Murphy’nin bilinçaltı kuramından
haberi vardı... Ne, Erwin Schrödinger’in kedisini bilirdi...
Ne de, parçaçık fiziğine takılarak atomaltı evrenlere
açılmışlığı vardı... Ama onun, binlerce yıldır Türkmen
aşiretleri arasında yaygın olan mani ve ninnileri çok iyi
bildiğinden eminim.
İşte onlardır bizim gizli hafızalarımıza değerlerimizi
kotlayan!
Sadece bizim mi?
Hayır! Fertler ve toplumlar olduğu kadar, toplumu idare
eden ve edeceklerde bu usulle programlanırlar! Doğan çocuğun
kulağına yürekten okunan her ezan temel kuant alanına
indiğinden merkez beyinde yerini alır!..
Eğer son günlerde “Fetih 1453” filmini izlediyseniz, bu
söylediklerimizden Fatih’in gizli hafızasının Akşemsettin
tarafından programlandığı yaygın görüşünü tekralarsınız...
Bu bilginin eksik olduğunu düşünüyorum...
Akşemsettin, kuşatma uzayınca Fatih’in bunalıma girdiği bir
anda işe müdahil olarak onun ‘gizli hafızası’ ile bağlantıyı
kurar: “Unutma! Sert rüzgarlar yüksek dağlarda eser”
Fatih’in gizli hafızası daha o bir yaşında bile değilken
Hacı Bayram-ı Veli tarafından programlanmıştır... Olayı
anlatayım: Yıl 1432, Edirne Başkent... Osmanlı, fetret
dönemini yeni atlatmış toparlanma yolunda. O sıralar Sultan
2.Murat’a, “Ankara’da kıpırdanma var!” haberi ulaşır.
Tahkikat sonunda “Hacı Bayram-ı Veli adında bir ihtiyarın
başına bir çok kalabalıklar topladığı”anlaşılır. Padişah
durumu anlamak için kendisinin Edirne’ye gtirilmesini ister.
Görüşmeler sonunda Padişah, Hacı Bayram-ı Veli’nin
siyasette- saltanatta gözü olmadığı fikrine vararak
rahatlar. Hatta onun sarayda kalmasını rica eder ve böylece
de onun sohbetlerinden yararlanmayı amaçlar.
O sıralar 2.Mehmet henüz bir kaç aylık kundakta bir
bebektir. Zaman zaman Hacı Bayram-ı Veli’nin de hazır olduğu
ortamlarda küçük Mehmet babasının yanına getirilir... Yine
böyle bir ortamda Hacı Bayram-ı Veli, 2.Murat’a bir soru
sorar:
“Hünkarım! İstanbul’u fethetmeyi düşünür müsünüz?”
Cevap sislidir:
“Evet... İstiyorum da... Bilmem nasıl olur?”
2.Murat’ın kafası karışıktır. Kafası karışık ve kararsız
insanların birşey yapamayacağını bildiğinden olmalı ki,
Hacı Bayram-ı Veli kundakdaki Mehmet’i kucağına alarak, bir
Ezan-ı Şerif okuduktan sonra hünkarım der:
“İstanbul’u bu çocuk fethedecektir! Ve buna şimdiden Fatih
demelesiniz!”
Fatih’in gizli hafızasına temel kodlama yapılmıştır!
Bundan sonra da annesi, babası ve diğer bakıcıları da bu
sözü tekrarlıyarak bu alanı hep diri tutarlar...
Toplumlarda fertler gibi canlı birer organizmadır. Derin
hafzasında ne varsa onu dışarı çıkartır ve sergiler. Asıl
olan gizli hafızalara kazınan değerlerin kalitesidir.
Ben milletimizin gizli hafızasının insanğlığın hayrı için
nefes alan salih insanlar tarafınadan programlanmış olduğunu
düşünüyorm.
Ve bu hafıza uyanıp harekete geçmiştitir...
Çünkü dünyanın bu gün her zamankinden daha çok salih
insanlara ihtiyacı vardır!
Hidayet Kayaaalp
27 Şubat 2012
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
GİZLİ
HAFIZA
AŞAMALI
PUTPERESTLİK
EŞEK
PAZARINDA BORSA KRİZİ
AN(N)A
AŞKI
ZİHİN
KAŞINTISI
TANRILAR
KUDUZ MU OLUYOR ?
ÇAKMA
LİDERLİK
‘SÖZLERİNİZE
DİKKAT EDİN’
EVET...
EVET... EVET ARKADAŞLAR..!
“ÜSTÜNÜZÜ
GİYİNİN ÜŞÜRSÜNÜZ”
ATIB
KURULTAYI
LAMI
CİMİ YOK
OYNAMADAN
GÜLEBİLMEK
HÜSEYİNSİZLEŞEN
TOPLUM RAYDAN ÇIKAR
YİĞİTLER
YÜKSEKTE ÖLÜR...
YEN
İÇİNDEN KOKU GELİYOR
BEN
ASYA’LI BİR KÖYLÜYÜM
ADEM’İN
ŞERLİ ÇOCUKLARI
Aşk
yolunda bir soylu rehber: Yunus Emre
SÖZE
AYAR VERMEK
KÜRESEL
BÜYÜCÜLÜK
HÜSEYİN
ÜZMEZ’E AÇIK MEKTUP
İNİLTİ
BÖLÜNMÜŞ
SEVDA
Sehpaya
uygun boyacı mı aranıyor
Mumla
eriyen umutlar
Düşünmek
farzmıdır?
Demokrasinin
çişimi geliyor
Söğüt’ün
sevenleri
Kış
Raporu
Kasıntı
Kütürü
Asrın
Belasına
Çözüm...
Eşeklerin
Gizemli Dünyası
İletişim
Kavşağının İşaret Levhaları:İlgi
Kalıpları
Ertuğrul
Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Kendimizle
İletişim
Övgülerle
sövgüler arasında
Değişimin
Zihinsel Aşamaları
İletişim
kanalları ve farklı davranışlar
NLP
ve Biz
Kabaklı
köyün ahalisi ve NLP
"Değişim
mi, Gelişim mi?"
SAYFA
BASI
|