|
DÜŞÜNCELER
Hidayet
Kayaalp
|
|
|
h.kayaalp@web.de |
YİNE Mİ ‘TALLEYRAND’KAZANDI?
1830’ların Fransa’sı...Sokaklar gergin ve çatışmaların ardı
arkası kesilmiyor. Ülkenin önemli siyasetcilerinden
Talleyrand,(1) oturduğu koltuğundan kalkarak pencereye
varır. Sokakdaki çatışmaların yoğunlaştığını görünce
“Yaşasın biz kazandık!”diye bağırır.
Sekreteri hemen sorar:
“Efendim biz hangi taraf oluyoruz?”
Talleyrand’ın sekreterine cevabı şudur:
“Onu sana çarpışmalar bitince ve kazananı görünce
söyleyeceğim”
xxxx
“Gezi Parkı” olaylarının kazananı kim oldu sizce? Adına
ister devlet, isterse hükümet diyelim, ülkeyi yönetenlerin
böyle bir durumu istemelerini ve bundan da fayda
devşirdiklerini söylememiz en azından akla ziyan bir durum
olur. Protestocular açısından bakarsak durum daha da
vahim..
Eee...Bu işin bir kazananı yok mu?
Elbette var! Olayın bizatihi zuhuru yani olmuş olması
birileri için tek başına kazançtır!
İlkel toplumların böyle durumlardan kazanç elde eden kabile
reisleri, “Ölen ölür kalan sağlar bizimdir” derlerdi...Böyle
diyerek en azından hayatta kalanlara sahip çıkma cesareti
sergilerlerdi...Modern zamanların klanları bu konuda daha
çok “Hepinizin canı cehenneme!” davranışı sergileyen Hasan
Sabbah’ı modellemişe benzerler. Yok yok...Aslında Hasan
Sabbah bile bunlardan daha delikanlı sayılırdı... O, işin ta
başında kendisine hizmet edecekleri belirleyip “ikna”
ediyor ve kısa bir süre de olsa onları kendi cenneti(!)nde
ağırlıyordu...
Son zamanlarda sık sık sukut-ı hayâle uğramaya
başladık...Dirayetine ve cesaretine hayranlık duyduğumuz
İhsan Eliaçık’ın “Gezi Parkı” defilesinde boy göstermesinden
dolayı yaşadığımız hayâl kırklığından sonra; zerafeti,
sağlam mantığı ve adalet duygusuyla hareket ettiğine
inanarak geldiğimiz Taha Akyol’da aheste aheste bizi hayâl
kırıklığına uğratıyor... Yaptığı TV programında
konuklarından bir profesöre,“Nedir allahaşkına bu faiz
lobisi?” diye müstehzi bir ses tonuyla soruyor... Cevaplayan
da aynı müstehzi tavırla, hem varmış hem yokmuş, der gibi
söze başlıyor...Bunları dinleyince aklıma bir Nasrettin Hoca
fıkrası geldi: Hoca, başkasına ait bir armut ağacına çıkıp
mendiline armut doldururken bahcenin sahibi orada
belirivermiş...Adam; “Hoca ne yapıyorsun, sabah sabah agacın
üstünde?” diye sorunca Hoca’da “vallahi ben de şimdi tam onu
düşünüyordum” demiş...
Bu hikayeyi tersinden okuyunca, ülkem bir yana, kendimin
bazı kayıpları aklıma geliverdi...Bende “bizim armutları kim
topladı?”diye düşünüyorum...Eğer “faiz lobisi” yoksa bu
armutlar nerede sayın Akyol? Yoksa armutları toplayanlar
“Biz de bunu düşünüyoruz”diyerek,soydukları bahçe
shiplerinin öfkelerini, daha çok kazanca nasıl tahvil
ederiz, planları mı yapıyorlar!...
Çalınmış armutlarımdan bahsedeyim... Ben henüz 16 yaşımda
iken bir yakınının yardımıyla Almanya’ya gelmiş ve 40 yılını
da orada işci olarak geçirmiş bir insanım. Bu yüzden durumu,
sizlerin çok sevdiği iktisat jargonlarıyla değil, kendi halk
dilimizi kullanarak anlatacağım: Almanya’ya geldiğimin
ikinci yılında, daha 17 yaşıma yeni girip, ayda da henüz 370
mark kazanırken memleketimden bazı insanlar “Biz ilçemize
fabrika kuracağız” diyerek geldiler. O fabrikanın iki hisse
senedine ben dört bin mark borçlanarak sahip oldum. “Çok
talihli bir insan olduğumu ve ileride çok zengin olacağım
‘müjdesi’ ni de verdiler bana...Uzatmayalım, ben hisselerin
boçlarını ödemek için tam beş yıl çalıştım. İleride
Almanya’nın romanını yazmak isteyenlere malzeme olur
düşüncesiyle şu notu da düşeyim: Biz aynı yaşlarda hemşeri
olan üç delikanlının tüm lüksü, 35 marka satın aldığımız
küflü pisiklete sırayla binmekten ibaretti...Sonra fabrika
oldu... Aradan da yıllar geçti... 1990’lı yıllara
gelindi.Bana, “Senin tam 110 hissen var bizde!” dediler.
Bizim hisseler doğurmuştu velhasıl. Sevincimden uçmak üzere
iken, “Bunlar kaç paraya tekabül eder?” diye soruvermişim.
Bir milyon yüz bin lira, cevabını duyunca küfretmemek için
kendimi zor tuttum...Bu parayla ancak iki tabak çorba
içilebiliyordu o tarihte. Beş yıllık yatırımın karşılığı iki
tabak çorba!.. Hem de fabrika üç vardiya çalışırken!..
Ama ben o kızgınlık anında çok akıllı bir iş yaptım; 20 yıl
önce sakin oturup, zararla kalkmıştım ama, o gün öfkeyle
oturup, kârla kalktığımı düşünüyorum: İki tabaklık çorba
parasını, normal bir lokantaya giderek değil, züğürt
sarhoşların gittiği “B.... İşkembeci adıyla maruf bir yere
giderek değerlendirdim. Bir tabak işkembe çorbası içtikten
sonra biraz sakinleştim. İkinci tabağı söylemekten vaz
geçtim. Eğer, bir gün bu memlekette bu düzeni savunacak
birileri çıkarsa, ikinci tabak onun hakkı olmalıdır, diye
düşündüm... Yani, ‘faiz lobisi’ yok, ‘sömürü çeteleri’
palavra, deme cesaretini gösterenlerin benden bir kâse
işkembe çorbası alacağı var...Var ama, önce şu soruma bir
cevap versinler: Benim beş yıllık kazancımın karşılığını kim
veya kimler cep etti? Pazarlığı baştan yaptım; öyle
anlaşılmaz ekonomik jargonları bir yana bırakın! Bu para
nerede?
Hee... O eskidendi; “Gezi Parkı” eylemleriyle alakası ne mi?
diyorsunuz. Anlatayım:Bir tanıdığım; benim fabrika hissesi
aldığım yıllara denk düşen bir zaman diliminde, memleketin
bir yerinden arazi satın alır. 2013 yılının mayıs ayında da
gitip arazisini iyi bir paraya satar. Araziyi satın alan
şahsın seçenek sunmasına rağmen kaşılığını da Türk
parası.olarak almayı tercih eder. Ve o prayı da götürüp
“faizsiz”iz diyen bir bankaya yatırır ve Almanya’ya döner.
Dönmesine döner ama “Gezi” olayları da çoktan başlamıştır
bile...Sadece iki hafta içinde, kur yükselmesinden dolayı
olan kaybı 25 bin euro olur!.. Adama, “Benim sadık yarim
kara topraktır” bile dedirtmezler, sözün kısası...
Şimdi soruyu tekrar soruyorum: Eğer, ulusal ve uluslararası
para simsarları, faiz lobileri yoksa bu vatandaşın iki hafta
içinde 25 bin euro’suna ne oldu?..
Bir somut veri de ülkeme ait: Bazı ilgili meslek
kuruluşlarının rapaorlarına yansıyan rakama göre,Türkiye’nin
1984- 2000 yılları arasında ki faiz ödemesi BEŞ YÜZ MİLYAR
DOLAR! Anlaşıldı mı?
Soru yine aynı: Bu paralar nerede?
Benim bir dedem varmıştı; İsmail dedem... Hiç okuyup yazması
da yokmuş. İsmail dedem, o dönem ülkeyi yönetseydi bu kadar
zarar açmazdı! Mesela şunu yapardı diye düşünürüm: 500
milyarı, yedi ayrı helikopterle, yedi bölgenin semasından
ülkeye saçar, koşup yürüyenler, yürüyemeyenlere
topladıklarının krıkta bir zekatını versin, diye de Allah’ın
emrini hatılatırdı. Ve eminim ki ülke ogünkünden daha da iyi
ve mutlu olurdu...
Artık anlaşalım...Bu işler öyle plazalardan göründüğü gibi
değil... Sizin anladığınız iktisat kuramları, zaten oluşmuş
bir yapının varlığını korumak için uydurulmuş
hokus-pokuslardan ibarettir. İnin o plazalardan, ben sizi
başka bir yere davet edeyim.
Nereye mi?
Hani ilk fethettiği Harmankaya’da etrafına üşüşen
“Pazaryeri Mafyası”nı ortadan kaldırarak “Para
simsarlarına” karşı tarihte ilk mücadeleyi başlatan Osman
Beğ’in memleketi olan Söğüt’e... “Siz hangi hakla insanların
alın terine el koyarsınız!” diye gürleyen o sesi bugün en
çok sizlerin duymaya ihtiyacı var!
Benim de memleketim olan Söğüt’te sizleri ağırlamaktan
mutluluk duyarım. Hem korkmayın, benim gittiğim çorbacı
çoktan kapandı.... O “çorba talihlisi”ni, Ertuğrul Gazi’nin
kabri yanındaki ‘Türkmen Sofrası’nda ağırlayacağım. Para
simsarları 13.yüzyılda, İtalya sahillerinde “Site
Devlet”cazibesi oluştururken, gözünü kendi Kızılelma’sından
ayırmayan Kayı’nın dolaştığı topraklar, benim kadar
sizleride heyecanlandırabilir. Çoğu ümmi olan bir aşiretin,
renklleri vasıtasıyla beyinlerine çivilediklei ‘değer
sistemleri’nin sembolü ‘Türkmen poçası’nı boynumuza dolamak
hepimizi belki yeniden tarihimizle rezona edebilir....
Ayrıca ablasınına göz diken şovalyeyi, “Benim Demircan
eniştem var; o Ertuğrul’un at bakıcısı olur!” diye
korkutumaya çalışan Rum çoçuğunu da konuşarak, Kemal Tahir’i
de yad etmiş oluruz...
Belki orada, şu ayaklanmaya katılanları anlamaya
çalıştığınız kadar, “Artık Talleyrand’lar Kazanmamalı”
diyenleri de biraz anlamaya başlarsınız....
Ne dersiniz?..
Hidayet Kayaalp
01 Temmuz 2013
(1) Talleyrand’ın kariyeri ve ünü Fransız İhtilâli’yle
birlikte doğar ve büyür... Kenendisi 1854 doğumludur.
1789’da piskopos olmuş ve aynı yıl içinde de Fransa
Meclisi’ne milletvekili olarak girmiştir. Karışıklıklar dan
dolayı bir ara ülkesinden kaçsa da sonra yeniden dönerek
uzun yıllar Fransa ve Avrupa siyasetnin ünlü aktörleri
arasında yer almıştır.
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
YİNE
Mİ ‘TALLEYRAND’KAZANDI?
KAİDEYİ
İSTİSNALAR BOZAR
VİCDAN
KOMASI
TEBESSÜM
“AYIK
OLMAK LAZIM”
GİZLİ
HAFIZA
AŞAMALI
PUTPERESTLİK
EŞEK
PAZARINDA BORSA KRİZİ
AN(N)A
AŞKI
ZİHİN
KAŞINTISI
TANRILAR
KUDUZ MU OLUYOR ?
ÇAKMA
LİDERLİK
‘SÖZLERİNİZE
DİKKAT EDİN’
EVET...
EVET... EVET ARKADAŞLAR..!
“ÜSTÜNÜZÜ
GİYİNİN ÜŞÜRSÜNÜZ”
ATIB
KURULTAYI
LAMI
CİMİ YOK
OYNAMADAN
GÜLEBİLMEK
HÜSEYİNSİZLEŞEN
TOPLUM RAYDAN ÇIKAR
YİĞİTLER
YÜKSEKTE ÖLÜR...
YEN
İÇİNDEN KOKU GELİYOR
BEN
ASYA’LI BİR KÖYLÜYÜM
ADEM’İN
ŞERLİ ÇOCUKLARI
Aşk
yolunda bir soylu rehber: Yunus Emre
SÖZE
AYAR VERMEK
KÜRESEL
BÜYÜCÜLÜK
HÜSEYİN
ÜZMEZ’E AÇIK MEKTUP
İNİLTİ
BÖLÜNMÜŞ
SEVDA
Sehpaya
uygun boyacı mı aranıyor
Mumla
eriyen umutlar
Düşünmek
farzmıdır?
Demokrasinin
çişimi geliyor
Söğüt’ün
sevenleri
Kış
Raporu
Kasıntı
Kütürü
Asrın
Belasına
Çözüm...
Eşeklerin
Gizemli Dünyası
İletişim
Kavşağının İşaret Levhaları:İlgi
Kalıpları
Ertuğrul
Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Kendimizle
İletişim
Övgülerle
sövgüler arasında
Değişimin
Zihinsel Aşamaları
İletişim
kanalları ve farklı davranışlar
NLP
ve Biz
Kabaklı
köyün ahalisi ve NLP
"Değişim
mi, Gelişim mi?"
SAYFA
BASI
|