DİYALOG
Prof.
Dr. İbrahim Ortaş
|
|
|
iortas@cu.edu.tr
|

Yeni Yıl
Bilim ve Üniversitelere Ne
Getiriyor, Ne Götürüyor?
Üniversite
öğretim üyesi olarak geçen hafta dönemin son günü
son saatte tarım tarihi ve deontoloji dersimi öğrencilerimle
mutlu biçimde bitirdikten sonra dersin bir kritiğini
isim belirtmeden yazmalarını istedim. Bu arada öğrencilerden
dersin kritiğini isteyen öğretim üyesi olarak
kendimin de bir hesap vermesi gerekmez mi(?) diye düşünmeden
de edemedim.
2005 yılına girerken bilimsel sorumluluğum gereği
ne tür hedefler önüme koymuştum. Bu hedeflerin ne
kadarını geçekleştirmiştim, ne kadarını
istediğim halde gerçekleşirememiştim diye
kendi kendime sordum.
Her ne kadar değişik
toplumlar yeni yıla farkla zamanlarda giriyor olsalar da
ben her yeni yılın başında yeni bir yıla
bir başka keyif ile girerim. Yalnız yemek, içmek ve
eğlenmek için değil, tam tersine bir muhasebe
yapmak için yeni yılı bir olanak veya fırsat
olarak değerlendiririm. Yeni yıl geçeli bir hafta
oldu ancak geçen yıl ile yeni yıl arasında ne
tür fark var diye kendime sorduğumda, yeni yıl da
bir önceki yılın devamı olduğu için büyük
bir fark yok. Yeni yıl eski yılın kalıntılarını
ve temel özelliklerini bünyesinde taşıdığı
için ancak yeni yıla girerken yapılacak planlama
gerçekleşirse yeni bir şeyler olacak.
Pekâlâ, geçen yıl
herhangi bir planım var mıydı? Bu planın
ne kadarı gerçekleşti? İstediğim ve
istemediğim ne tür gelişmeler oldu? Bu gelişmeler
benim planlarımı ne kadar etkiledi? Geçmiş yıllarla
karşılaştırdığımda geçen yıl
yaşanan gelişmelerin yoğunluğunda bir
farklılık var mı? Geçen yıl/yıllarda
yaşanan olayların ne kadarı benim inisiyatifim
içinde gerçekleşti? Bu gelişmeler karşısında
ben ne yapabilirdim? veya neyi yapmak istedim de yapamadım?
Bütün bu soruları sanırım
hepimiz kendimize soruyoruzdur. Ancak her birimizin yaşadığı
olaylar faklılıklar içerdiği için cevaplarımız
da farklılıklar içerecektir. Bu, sorunun önemini
azaltmıyor, tersine artırıyor.
Dış
Dinamiklerin Eğitimimiz Üzerindeki Etkisi Nedir?
Ancak bölgemizde her yıl
artan savaş çığlıkları, “güçlü”
ülkelerin sözüm ona demokrasi adına bölgeye getirmeye
çalıştıkları sistem arayışlarının
ülkemizi de derinden etkilediği artık çıplak
göz ile görülmeye başlamıştır. Bu gün
ekonomiden-siyasete ve bunun da doğrudan yansıması
olan eğitim sistemine bütün bu gelişmelerden ciddi
olarak etkisi olduğunu hissetmekteyim. Yukarıda
belirttiğim gibi, enerji kavşağında
bulunan ülkemizin etrafından meydana gelen olaylar, bugün
eğitim sistemimizi de her yönü ile etkilemektedir. Ki
bu konu artık yetkililer tarafından övünülecek
duruma getirmiştir.
Başta Avrupa Birliğine
katılmak adına, kendi sistemimizi Avrupa normlarına
uyarlamak için her konuda toplumun dinamikleri ve kültürel
yapısı dikkate alınmadan peş peşe
TBMM’den geçen yasalar bir çoğumuzun hoşuna
gitti, bir kısmımız ise Mustafa Kemal’in önerdiği
gibi muasır medeniyetler seviyesine çıkmak için
batı ile bütünleşmenin değil, devrimlerin,
plan ve programlamanın önemli olduğunu vurguladık.
Nihayet AB ile müzakere başladı ve ilk müzakere
dosyası da en kolay diye Eğitim ve Bilim ile başlatıldı.
Biz üniversiteliler olarak yine ülkemizin Avrupa Üniversite
sistemine dahil olmak üzere Bologya sürecine kendimizi
entegre etmeye başladık. Üniversitemizde de bu
konudaki kurulun bir üyesi olarak konuyu yakından işlediğim
için çok iyi niyetli öğretim üyelerimizin çabaları
bir yana, bu işi moda deyimi ile biz de varız
diyenler de olmuştur.
YÖK
ve Hükümetin Eğitim Konusundaki Gerilim ve Tartışmaları
Tehlikeli Boyutlar İçeriyor
Geçmiş yıllarla kıyasladığımda
2005 yılının Türkiye üniversiteleri açısından
çok acılı geçtiğini tespit etim. Son birkaç
yıldır tuttuğum günlüğümde bu yılın
daha zor geçtiğini gördüm. Bütün yıl İmam
Hatiplilerin üniversiteye girmesi için katsayı sorunu,
başörtüsü sorunu, ülkenin eğitim öğretiminin
gelişmesi kilitlendi. Bu durumun toplumun her düzeyine
kadar ciddi rahatsızlıklar yarattığı
görülmektedir.
Bir bütün olarak YÖK-Hükümet
gerginliğinin üzücü biçimde geçmesi hepimizi yaralamıştır.
Dünyanın hiçbir ülkesinde yüksek öğretim
sistemi bu kadar siyasal tartışma konusu yapılmaz.
Bu işi bilen bilmeyen karışıyor. Halen üniversitenin
tarifinin yapılamadığı, üniversitenin ne
işe yaradığının bilinmediği bir
ortamda YÖK yasası çıkarılmaya çalışıldı.
Zaman zaman çok sert tartışmalar yaşandı.
Özel üniversite kurma girişimlerine
YÖK yasasının mevcut hali ile izin vermediğini
açıklanması yanında YÖK’ün alt yapı
yetersizliğini ileri sürmesine rağmen yeni üniversitelerin
kurulması tartışma yaratmış, hükümet
YÖK’ü baypas ederek TBMM’de yasal yetkisini kullanarak
bu üniversitelerin kuruluşunu onaylamıştır.
Yılın son haftasında TBMM’de akademik ve
fiziki alt yapısı oluşturulmadan, misyonu,
vizyonu, uzun ve kısa vadede hedefleri belirlenmeden 15
yeni üniversite daha kuruldu. Süreci TRT 3 ekranlarında
üzülerek izledim. TBMM’de sınırlı sayıda
vekilimiz el kaldırarak yeni üniversitelerin kuruluşunu
onayladılar. Sabah 05 00’e kadar İl
Milletvekilleri seçmene selam vermek için kişisel söz
alarak mutluluklarını belirtiklerini ifade ettiler,
tartışmaların düzeyinin ve seçmene selam
verme aracına dönüştürülmesinin üniversitelilik
bilincini savunan bir öğretim üyesi için ne kadar ağır
olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım. Ülkemizin
çok daha fazla üniversiteye ihtiyacının olduğunu
ve bu arada kurulacak olan üniversitelerden bir ikisinin
kurulmasını ben de istiyorum. Ancak gönül ister ki
var olan üniversitelerimiz her yönü ile önce desteklensin
ve gelişsinler, akademik kadro yönünden gelişen üniversiteler
bünyelerinde yeni üniversiteler doğursunlar. Sanırım
bütün dünyada da üniversiteler alt yapısı ile böyle
kuruluyor. Umarım bu üniversiteleri kafasında
nitelikli üniversite kurma konusunda modelleri olan, öngörülü
ve üniversitelilik bilinci olan bilime ve liyakate önem
veren kurucu rektörler atanır.
Hepimiz
dünyanın en genç nüfusuna sahip bir ülkede her yıl
1.6 milyon gencin üniversite kapılarına dayanmasından,
bunlara uygun koşullar sağlayamamaktan büyük üzüntü
duyuyoruz ancak kabahati, insanları seçeneksiz bırakan
ve gençliğe tek kurtuluş kapısı olarak üniversiteyi
gösterenlerde aranması gerekir diye düşünüyorum.
Maalesef Meslek Yüksek
Okulları ve Öğretmen Okullarını üniversite
bünyesine alarak üniversitelerin seviyesini düşüren
anlayış, bugün gerçekte olmayan üniversiteyi üniversite
gibi göstermeye çalışmaktadır. Ve yine üzülerek
söyleyeyim ki bir çok üniversite öğretim üyesi
buralarda öğrenimlerini tamamladıkları için
üniversiteyi böyle bilmeleri de acı bir geçeği
ortaya koymaktadır. Tabela üniversiteleri, tabela
havaalanları, tabela tartışmaları... Bir
akademisyen olarak ne söyleyeceğimi şaşırıyorum.
Meslek liseleri mezunlarının
üniversiteye alınması konusunda yapılan
manevralar ve bunun toplumda ve devlet katındaki sert
tartışmaları ise yine biz üniversitelileri çok
üzmektedir. Öğretim üyeleri olarak her yönü ile
temel bilimleri bilen, okuduğunu anlayan, yabancı
dil bilen ve hoca ile tartışan öğrencilerle
dersimizi işlemek isteriz. Ancak ne yazık ki Türkiye'nin
%10’luk dilimine giren öğrenciler için nasıl
olsa öğrencinin kalitesi bu deyip üzerinde durmaya değmez
yaklaşımları sonucu, üniversitede de öğrencilerin
iyi yetişmeden diploma almaları, durumu
kurtarmamakta, aksine daha da güçleştirmektedir.
Akademik kadroların üniversite
tarafından değil de hükümet tarafından
verilmesi girişimi akademik kadro tahsisini siyasal bir
baskılamaya dönüştürmüştür. Üniversitelerin
fidanlıkları olan Ar-Gör kadrolarının sınırlanması
hepimizin araştırma faaliyetlerini zora sokmuştur.
Bu arada üniversitelerin verimliliği sık sık
tartışılmıştır. Benim de bir
dizi yazı ile konuyu açıklamaya çalıştığım
gibi sorun temelde bilim felsefesinin olmamamsı ve üniversite
geleneklerinin yerleşmemesi yanında, maddi yönden
desteklenmemesi ve akademik kadro olanaklarının sağlanmamış
olmasıyla da yakından ilişkilidir.
Van
Örneğinde Üniversite Yöneticileri ve Öğretim Üyelerine
Gözdağı Verilmiştir
Geçen yıl hiç de arzulamadığımız
biçimde üniversitelerin bu şekilde yoğun olarak TV
ekranlarında tartışılır duruma
getirilmesi, üniversitelere kamuoyu nezdinde büyük zarar
vermiştir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi rektörünün
kaçak arkeolojik eser bulundurmak, ihaleye fesat karıştırmak
iddiaları ile tutuklanması yeni bir tartışma
başlatmıştır. YÖK yasasından
kaynaklanan ve rektörleri ihale, belediyecilik ve holding yönetir
gibi yönetme yetkisi vermesi yeni tartışmalar başlatmıştır.
Üniversite genel sekreter yardımcısının
intiharı ve rektörün yeterli soruşturma yapılmadan
tutuklanması, toplumu gerginleştirmiştir. Bütün
bu tartışmalar sonucunda kırılan ilişkiler,
üniversitelerin akademik kadrolarının sınırlanması,
araştırma fonlarındaki paralarını
kullanamamaları, üniversitelere büyük zararlar
vermektedir.
Geçen yıl biz yaşadığımız
bu yoğun ve sonuçsuz uğraşılarla ulus
olarak bir birimize girerken, dünya bilim ve teknolojide yine
devrimleri yaşadı. Hep aklıma gelen ancak
sorulmasını hiç istemediğim “acaba soğuk
savaş kalıntısı sürecin bir parçası
olarak birbirimize mi düşürülüyoruz” sorusu geliyor.
Çünkü dün çoğumuz farkına varmadan başta eğitim
kurumları olmak üzere bütün ülkede bilmediğimiz
bir çok kavram ve konuda birbirimize düşürüldük. Dünyada
20 milyona yakın zeki öğrencisi olan bir ülkenin
dinamiklerinin rahat bırakılması durumunda
Anadolu coğrafyasında bilime ne katabileceklerini
varın siz hesap edin.
Öğretim
Üyeleri Yıllık Faaliyet Raporu Sunmalı
Tekrar asıl sorumuz
olan geçen yıl ne hedeflemiştik ne bulduk sorusuna
dönelim.
Dünyanın
her ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de her bilim adamının,
laboratuarın, anabilim dalının, bölümün, fakültenin,
üniversitenin ve bir bütün olarak Yüksek öğretimin
şeffaf olarak hesap verebilir olması gerektiğine
inanıyorum.
Öğretim üyeleri
olarak hepimizin yıllık olarak faaliyet raporu
sunmamız gerekir. Yıllık raporların
herkesin bulunduğu fakülte kurulunda tartışılması
ve onanması bir nebze olsa da kişileri zorunlu
olarak biraz daha üretken duruma getirebilir. Bunun öncelikle
bölümlerde başlaması, bölüm kurularının
yıllık olarak her öğretim üyesinin kısaca
da olsa kendisini sunması önemli bir gelişme
olabilir.
Başlangıçta biraz
zor olabilir ancak bölüm başkanlarının bu
konuda ısrarcı olmaları zamanla yerleşik
bir duruma gelebilir. Doğal olarak hemen sorulacak soru,
kimin daha fazla üretmesinin ne önemi var. Hepimizin
sorumluluğu bilim yapmak, bunu para için değil
bilim adamı olarak sorumluluğumuz gereği yapmak
zorundayız. Prensip olarak da bize bunun için ücret
ödenmektedir.
Her öğretim yılının
sonunda mutlaka geri besleme ile öğrenci anketleri
yoluyla derslerin de verimliliği sorgulanmalıdır.
Öğrencilerden ders sonunda isimsiz kâğıtlara
dersin içeriği ve işlenişi hakkında bilgi
sunması istenebilir. Kurumsal bazda değerlendirilmem
kurumun işleyişi ve gelecekte öğretim üyelerinin
belirli bir başarıya göre destek görmesi açısından
da önemli bir yöntem olacaktır. Öğrencilerin öğretim
üyesinin ders performansını değerlendirmesi
dersin kalitesi açısından önemli bir unsur.
Gelişmiş
batı ülkelerinde yıl sonu her öğretim üyesi
mutlaka bir faaliyetleri yönünden sınavdan geçer. Çünkü
bilirler ki birkaç dönem üst üste düşük not alan kişinin
aynı yerde kalması mümkün değil.
Öğretim üyesi olarak
geçen yıla hedeflediğim Ulusal ve uluslararası
çeşitli kurslar düzenlenmiş, konferanslara katılarak
sözlü ve poster sunumları gerçekleştirildi.
Endeksli endeksiz yayınlara imza atıldı, ulusal
ve uluslararası dergilere hakemlikler, eğitim
kurumlarında konferanslar, mesleki ve ülkemizin eğitime
sorunlarına ilişkin yazılar yazıldı.
Ancak
beklenmedik gelişmeler ve internet ortamında fazla
zaman harcamam nedeniylede yazmayı düşündüğüm
makaleler ve ders notu gerçekleşmemiştir. Ayrıca
ailem, öğrencilerim, birlikte çalıştığım
arkadaşlarıma ve dostlarıma karşı
sorumluluklarımı da istediğim gibi yerine
getiremediğimin farkındayım.
Geleceğe yönelik
olarak planlarım ve beklentilerim var, 2007’yılının
sonuna geldiğimizde ne kadarını gerçekleştirdiğimiz
göreceğiz.
Hepinizin yeni yılının
bilinçli ve planlı olmasını, bayramınızın
da sağlık ve mutluluk içinde geçmesini candan ve gönülden
dilerim. Geçen yıl yeni yılı ve bayramı
Asya’daki Tsunaminin acı etkisi altında kutladık.
Bu yıla da Pakistan’da Keşmir bölgesindeki şiddetli
depremin yoksul halk üzerindeki olumsuz etkisi ile giriyoruz.
Keşmir’de evsiz ve çadırsız soğuktan
donan kardeşlerimizi unutmamak dileği ile.
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Yeni Yıl
Bilim ve Üniversitelere Ne Getiriyor, Ne Götürüyor?
SAYFA
BASI
|