|
DÜN ve BUGÜN
Leman
Kuzu
|
|
|
lemankuzu@windowslive.com
|

KIRMIZI ÇİZGİLERLE HAYAT...
Ortasındayım hayatın, ne başı önemli, ne de sonu.
Ne sabahın tan yeri...!!!
Ne de akşamın alaca karanlığı...!!!
Ne horoz sesi var, ne de karga çığlığı.
Kurumuş toprakların suya olan hasreti gibidir hayat...!!!
Kimine göre
komedi, kimine göre trajedi, kimine göre kendini bilmektir
hayat...
Hayatın "gerçek" olmadığıdır hayat... Bir yanılsamalar,
sanmalar silsilesidir hayat...
Ve aslında arkanda bıraktığın koca bir hiçtir hayat! Kısa
bir felsefedir hayat...
Koca bir aynadır hayat... Aslında herşey o aynada saklı,
riyaya düşme, aman şunu da bilsinler, aman beni takdir
etsinler, aman ne de güzel kalbi varmış desinler deyip
cahillerin düştüğü sığlıklara düşme. Sen bir ayna ol, sade
bir ayna, bırak arif olan
anlasın, cahil de bilmeyiversin...Ayna, iyi-kötü demez
yansıtır. Güzel, çirkin, zayıf,
şişman, uzun, kısa, iyi, kötü demez…Aynaya düşen suretler
gibi kalbe de talepler
düşer. Kimi hoş, kimi nahoş...Bu noktada ayrıl aynadan. Her
talebe evet deme.
Katran karası gecelerde de şad-u hürrem günlerde de hep aynı
olsun kalp aynan;
garazsız, ivazsız, doğru, onurlu ve hakşinas…
Sen kalp aynasını rüzgâra göre ayarlayanlardan olma, muhalif
rüzgârlarda bahaneler üretip kuşe-i uzletine çekilme.
Kırılacaksa kalbin, hak bildiğin yolda mertçe kırılıversin,
boşver! Bilinmelidir ki, genelde tecrübelerle öğrenilen
gerçeklerdir hayat! Bazen çektiğiniz derin bir acı, bir
başkası için neşe kaynağı olabiliyor, işte budur zalim
hayat...!Ama bilmezler ki, acı ve sevinç herkes için, bugün
ona, yarın sana... Hayatın gerçeklerini kabullenememek gibi
bir tutum içinde olma durumudur. Bizim toplumumuzun kronik
bir alışkanlığıdır bu!
Yedi yaşındaki bir çocuğun en az kendi yaşlarındaki bir
diğer selpak satmaya çalışan çocuğa; "burası benim bölgem
anlamıyor musun burda çalışamazsın" diye bağrışıdır belki de
hayat! En ufak hatanızda, sizi görmezden gelebilecek kadar
acıdır hayat...!
Yaşamda insanları ciddiye alan, söylenen sözleri önemseyen,
insanları umursayan, herşeyin sahteleştiği ve çirkinleştiği
bu dünya da hisli insanın en derin acısıdır,
hayat...Gerçektir bundan mütevellit, hayret verici, üzücü ve
hatta çoğu zaman sarsıcıdır hayat, tabii bu kurallar kendini
bilenler içindir...Kendini bilmeyen ne anlar hayatın
özünden, sözünden, telaşından vs...vs... Mevlana'nın
bu güzel mesajını paylaşmak isterim, eminim hepimiz hayata
dair kendimizden birşeyler bulacağız...
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni
aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine
vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması
gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim...
Dedim ya, hayat işte...! Kişiden kişiye göre anlam
kazanıyor...! Sen, ha anlat dur, o bildiğinden şaşmaz! Aman,
Allah (cc) kimseyi şaşırtmasın...!?!
Belki de insanın kendi bildiği rotasında yaşamak istediğidir
hayat...Ama, bazen öyle dengesiz şeyler dayatılır ki
"gerçek" diye, ruhsuzca nefes alırsın çoğu kez...Sana kalan
acılardır sadece farkında bile değilsindir. Aslolan, hayatın
farkına vararak yaşamaktır! Şunu da bilmelisiniz ki, şanslı
olmakta çok önemli bir faktör hayatta... Bakınız, uzak bir
tarih öncesi;
Eski zamanlarda Hint imparatoru, Pers imparatoruna hediye
olarak bir satranç oyunu ve yanında da bir mektup
göndermiş... Mektubunda oyunla ilgili
hiç bir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmıştır;
"Kim daha çok düşünüyor, kim
daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa o
kazanır. İşte
hayat
budur…"
Pers imparatoru dönemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile
bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesi ve kendisinin de
karşılık olarak Hint İmparatoru'na hediye edilmek üzere
başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir haftalarca
çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taş hareketini ve
oyunu çözer daha sonra da on günde tavlayı icat eder ve
imparatora sunar. Pers imparatorunun
baş veziri Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan
tavla oyunu; dünyanın en popüler oyunlarından biridir. Zaman
kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana
böylesine direnmesi son derece etkileyici. Senenin birliği
olarak tavla bir tanedir.
4 köşesi 4 mevsimi, tavlanın içindeki karşılıklı 6'şar hane
12 ayı, pulların toplamı ayın 30 günü'nü, siyah-beyaz pullar
gece ve gündüz'ü, karşılıklı 12'şer hane günün 24 saatini
simgeler…
Hint İmparatoru'na satranca karşılık olmak üzere tasarlanan
tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere söyle bir mesaj
hazırlanır:
"Evet, kim daha çok
düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa
o kazanır. Ama biraz da şans gerekir. İşte
hayat
budur…"
Evet, sevgili okurlar hayat işte ve bu yazılanlarda hayatın
kırmızı çizgileri... Hem anlamlı, hem anlamsız...
Arkaya bakıldığında koca bir hiç aslında ama, anlayan
kim; vuran vurana, kıran kırana, ver yansın gitsin! Takke'yi
öne koyup düşünen kim, utanan, sıkılan, korkan kim...
Bırakın atı alan Üsküdar'ı geçsin...Nasılsa toprak
buluşturacak herkesi...
Şans sizden yana olsun...! En değerli selamlarımla,
Leman KUZU ©
İstanbul, 18/01/2011
kuzuleman@yahoo.com
SAYFA
BAŞI
Yazarın diğer yazıları:
KIRMIZI ÇİZGİLERLE HAYAT...
ZİHNİ
ZİNCİRE VURMAK!..
2011'E
ERTELENEN UMUTLAR!
İNSAN
HAKLARI VE WIKILEAKS ŞOKU
BAYRAMLARI
ANLAMLI KILMAK!..
O,
ÜLKEMİZE DOĞAN BİR GÜNEŞTİ!..
1923/2010 CUMHURİYET
SEVDASI BİTMEYECEK...
YAŞAMDAN
UFAK BİR KARE
ONLAR
DEĞERLİDİR, DEĞERİMİZDİR!..
NİCE
MUTLU BAYRAMLARA!
BARIŞ'IN
YOLU / THE ROUTE OF THE PEACE!
AMAÇ
DOĞRUYU BULMAK!
İSRAİL
VE İNSANLIK DRAMI!..
İNSAN
YANSIMALARI
YURTSEVERLER, SÖZÜM
SİZE!
SÖZDE
BAYRAK SAHİBİ DEĞİLİZ!..
KABUL
ETMİYORUZ!..
KADININ
SESİ
EY
DÜNYA, EY İNSAN HAKLARI NERDESİN?
SEVGİ
ZAMANI!..
YAŞAMDAKİ
BEŞ ÖNEMLİ DERS!..
2010
AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL!.
MUTLULUĞUN
ADI 2010...
DÜNYA İNSAN
HAKLARI GÜNÜ / WORLD HUMAN RIGHTS DAY
SAYFA
BASI
|