|
DÜN ve BUGÜN
Leman
Kuzu
|
|
|
lemankuzu@windowslive.com
|

KENTLERDEKİ "ROBINSON CRUSOE’LAR" I
Paylaşıldıkça azalan dertler; artan
mutluluklar, nezaketler ve yüzlerdeki tebessümler yok artık!
Hatır yok, selam yok, merhamet yok, insan yok! Kısaca tüm
değerler boynu bükük... Hergün binlerce insan görüyoruz, her
12 saatte 1000 mesaj alıyoruz, onlarca insanla konuşuyoruz.
Dev apartmanlarda, koca sitelerde yaşıyoruz, ama gel gör ki,
yalnızlıklar dizboyu…Yalnızlığın altında yatan tek neden,
hızlı teknoloji ve teknolojiyi yerinde kullanamamaktan
geçiyor..Hepimiz üstümüze-üstümüze gelen beton yığınları ve
üstümüze-üstümüze gelen insanlar arasında, yaşam
kırıntılarıyla yetinmeye çalışıyoruz. Haksızda değiliz
hani…Ama
“iyi yaşamak”
amacıyla oluşturduğumuz kentlerde; kendi dünyalarımızda her
geçen gün, kendimizden bile uzaklaşıyoruz…Bir duvar ötede
bir dostun varlığını bilerek daldığımız huzurlu uykularımız
yok artık. İnsan olarak kaygılarımız var; yalnızlık kaygısı,
güven kaygısı vs...Böylesine zengin bir kültür mirasına
sahip olan bizler; nasıl böyle kimliksiz, kişiliksiz,
renksiz, özelliksiz; soğuk ve bize uzak yaşamlar kurabildik
aklım almıyor.
Kendimizi, dokumuzu, iddialarımızı nasıl böyle derinlere
gömdük? O kendisi gibi şanı da yüce bir milleti nasıl
böylesine uyumsuz dekorlara hapsettik anlamakta güçlük
çekiyorum? Yok mu bunun izahı, yok mu bunun bir
çaresi...İnsanlar şehri, şehirler de insanları
şekillendirmeye başladı. Şehir çirkinleşti; insanları da
çirkinleşti. Kalabalığın yalnızlıkları aldı başını gidiyor…
Bakınız, başımıza ne geldiği önemli değildir, önemli olan
başımıza gelen şeye nasıl tepki verdiğimizdir. Kendinize
kendiniz için iyi bakın, kendiniz için değer verin…Kendimize
sahip olmak; egomuza, duygularımıza ve düşüncelerimize sahip
olmaktır. Yaşamın bir ya da birçok döneminde insanlar
yalnızlıkla başbaşa kalabilirler. Bu duygu, bir saatlik bir
süreyle de aylar boyunca da hissedilebilir. Ancak önemli
olan, bizim için en doğru olan yalnızlık türü hangisi ise
onu seçip ve onu yaşamalıyız. Yalnızlık algısı; her insanın
yer, durum ve zamana göre farklı algıladığı, farklı
yorumladığı bir kavramdır. Bir insanın tek başına yaşama
biçimindeki somut yalnızlığı, kendi toplum grubuna
yabancılaşma biçimindeki yalnızlığı, (işte günümüz
toplumunda bazıları bunu yaşamakta) çevresi tarafından
itilme sonucu yaşanan yalnızlığı, insanın kendisini
anlaşılmamış ve kimsesiz hissettiği gerçek yalnızlığı ve bir
insanın çevresiyle ilişkilerini en aza indirerek kendi
seçimi ile yaşadığı yalnızlık. Eğer bunları kabullenirsek,
tek başına olduğumuz zamanların tadını çıkarabiliriz.Biz
insanlar birarada yaşamayı seviyoruz. İlk çağlardan bu yana,
önceleri küçük köylerimiz olmuş, ardından kentlerimiz,
metropollerimiz ve nihayetinde megapollerimizle gelen
yalnızlığımız.
Objektif bakarsak; akla hayale gelmeyecek büyüklükteki
şehirlerde yaşıyoruz…Mexico City, Seul, Tokyo ve New York’un
yalnızca kent merkezlerindeki nüfusu yaklaşık 25-30
milyon…Gerisini siz düşünün… Zarif ihanetlerin, pahalı
zevklerin, ucuz cesaretlerin şehirlerinde yaşıyoruz
artık…Yok olan öyle çok ki! Ne de olsa;
“İnsan sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır”
Küçük böcekler veya mikroorganizmalar dışında, başka hiçbir
canlı türü böylesine yoğun kitleler halinde yaşamıyor. Peki
bu kalabalıkta hissettiğimiz asıl duygu nedir? Gerçekten
böylesine kalabalıklaştıkça sosyalleşiyor muyuz yoksa dip
dibe yaşamak, yan yana, sıkış-tıkış yaşamakla yalnızlaşıyor
muyuz? Bana göre yalnızlaşıyoruz…Neden mi? İnsanlar
milyonların arasında çaresiz, dayanaksız ve yalnız…Hayata
dair bütün incelikleri, zerafeti, duyarlılığı, onu anlamlı
kılan bütün ayrıntıları; her türlü incelikten, zerafetten ve
duyarlılıktan uzak beton yığınlarına gömdük sanki.Ve biz, bu
kalabalığın yalnızlığında ne tür bir medeniyetin insanları
oluverdik aklım almıyor... Düşündükçe düşünüyorum...Çıkış
var mı...?
Elbette var; duygularınızı, yaşama sevincinizi,
merhametinizi ve bakış açınızı uyandırın. Yaşamda varolun.
Çünkü yaşam çok kısa, yaşam kırıntılarıyla değil,
kıracağınız zincirlerle bir adım ötede neler oluyor SES
verin, SES
alın...Hey, orda mısınız?
Sesinizi duyar gibiyim :)
Leman KUZU©
İstanbul, 15 Mayıs 2012
kuzuleman@yahoo.com
Yazarın diğer yazıları:
KENTLERDEKİ
"ROBINSON CRUSOE’LAR" I
SADE(CE)
DÜŞÜNMELİ
KADIN
VE EMANSİPASYON
YAŞAM
DEDİĞİM II
TATSIZ
BİR RÜYA GİBİ!..
YAŞAM
DEDİĞİM-I
LİSAN-I
SEVGİ II
LİSAN-I SEVGİ
I
HAZİN
BİR SONBAHAR, YÜREKLER BUZLU !!!
GÖNÜL
BORCUNU UNUTMAMAK LAZIM!
HERKES BEN HAKLIYIM DİYOR,
HAKSIZ KİM?
BİR
TAS SU, BİR LOKMA EKMEK VE VİCDAN...
BİR
TAS SU, BİR LOKMA EKMEK VE VİCDAN...
YANILIYORSUNUZ,
TÜRKİYE YENİLMEYECEK!
EY
ŞEHR-İ ANKARA...?
AYNAYA
YANSIYANLAR!..
ÇELİŞEN
FİKİRLER
SERÜVEN
BAŞLIYOR...
ASLAN
PAYLARI (!)
ZAY
EDİLEN KADINLAR VE SİZ, EFENDİLER
DOSTLUK
VE BİRLİK AĞI
AMAÇ
BARIŞ MI YOKSA SÖMÜRÜDEN RANT MI?
KIRMIZI ÇİZGİLERLE HAYAT...
ZİHNİ
ZİNCİRE VURMAK!..
2011'E
ERTELENEN UMUTLAR!
İNSAN
HAKLARI VE WIKILEAKS ŞOKU
BAYRAMLARI
ANLAMLI KILMAK!..
O,
ÜLKEMİZE DOĞAN BİR GÜNEŞTİ!..
1923/2010 CUMHURİYET
SEVDASI BİTMEYECEK...
YAŞAMDAN
UFAK BİR KARE
ONLAR
DEĞERLİDİR, DEĞERİMİZDİR!..
NİCE
MUTLU BAYRAMLARA!
BARIŞ'IN
YOLU / THE ROUTE OF THE PEACE!
AMAÇ
DOĞRUYU BULMAK!
İSRAİL
VE İNSANLIK DRAMI!..
İNSAN
YANSIMALARI
YURTSEVERLER, SÖZÜM
SİZE!
SÖZDE
BAYRAK SAHİBİ DEĞİLİZ!..
KABUL
ETMİYORUZ!..
KADININ
SESİ
EY
DÜNYA, EY İNSAN HAKLARI NERDESİN?
SEVGİ
ZAMANI!..
YAŞAMDAKİ
BEŞ ÖNEMLİ DERS!..
2010
AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL!.
MUTLULUĞUN
ADI 2010...
DÜNYA İNSAN
HAKLARI GÜNÜ / WORLD HUMAN RIGHTS DAY
SAYFA
BASI
|