|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
AVRUPALI
OLMAK; NİÇİN?
Bizimkiler
yine seferber oldular. Cumhurbaşkanı, AKP lideri
Erdoğan ve muhalefetin muhalefetsiz tek lideri Baykal,
kolları sıvamış, Kopenhag kuşatmasına
çıkıyorlar.
AB
üyeliği için tarih istiyecekler. Hiç
olmazsa, bir tarih!...
Beş sene, on sene, bilmem daha kaç sene sonrası için
hiç olmazsa bir gün tayini, Allah rızası için!.....
Bu arada Fransa´dan, İtalya`dan, Almanya ve daha nice
Avrupa ülkelerinden bildiğimiz, beklediğimiz,
kulaklarımızın aşina olduğu sesler yükselmeğe
başladı.
Diğer taraftan ABD´nin Türkiye lehindeki bastırması
devam ediyor: Türkiye´ye üyelik için hiç olmazsa bir
tarih verin!
Herkesin
kendine göre bir hesabı var:
Amerika, Türkiye´yi kendi yörüngesinde tutma gayreti içinde.
AB, üçe bölünmüş durumda:
a) Türkiye´yi uzun vadeli bir hazırlık döneminden
sonra içimize almayı düşünelim,
b) Şimdilik, tarih verdik veriyoruz, deyip, oyalayalım
ve gelişmelere göre tavır belirliyelim,
c) Türkleri, fazla hâyâl kırıklığına
uğratmadan, daha işin başındayken, içimize
almayacağımızı açıkca söyleyelim.
Bize göre en samimi ve dürüst davrananlar, sonuncu gruba
dahil olanlardır.
Neticede bizi Avrupa Birliği´ne almayacakları
kanaatindeyiz. AB, sadece ekonomik birlik olmadığını,
AET`den AB´ye geçerek ispatlamıştı zaten.
AB`nin mimarlarının dediğı gibi, bu birlik,
bir değerler birliğidir.
Türkiye´ye bir tarih verilse de netice değişmeyecektir.
Türkiye, AB´ye alınmayacaktır.
Nerden
biliyoruz?
Avrupalı,
otuz seneden beri ülkesinde yaşayan benimle konuşurken
kafasından neler geçtiğini, hakkımda ne düşündüğünü
iyi biliyorum. Bunu, bana kendisi öğretti. Yaşadım,
gördüm, tecrübelerimle sabittir.
1-Sıradan Avrupalı, Türk´ü hiçbir zaman kendi ülkesi
veya kıtasında görmek istemez. Şayet,
kendisinin yapmak istemediği ve diğer Avrupalı´lardan
da bu işi yapacak birisi bulunamadığı
taktirde Türk gelsin, kirimi-pasımı, çöpümü-pisliğimi
temizlesin ve gitsin, ister.
2-Avrupalı entellektüelin tarihden gelen, şuuraltına
yerleşmiş bir Türk şablonu var:
Türk´e karşı devamlı ihtiyatlı olmak,
mesafe tutmak. Bu peşin hükümlülüğün neticesi
olarak, dünya iki kesimden ibarettir; birisi Avrupalı´nın
liderliğinde Batı, diğeri ise, -şu anda
tarümar olmasına rağmen-, her an bu yıkıntıdan
İslâm aleminin liderliğene yükselebilecek
bir Türkiye. Osmanlı´ya, son dönemlerinde yakıştırılan
sıfat: "Boğazdaki hasta adam". Buna,
cumhuriyet Türkiyesi´nin Batı karşısındaki
zayıflığı ve zaafiyeti; "Ankara´daki
hasta adam" olarak ilave edilmiştir.
Netice olarak:
Avrupalı, sosyal-siyasi ve iktisadi olarak sağlam
bir bünyeye sahip, Türkiye ise herşeyiyle sağlıksız
bir bünye sergiliyor (doğrusu da budur). O halde sağlıklı
bir ortam olan Avrupa Birliği´ne "HastaTürkiye"
alınmamalıdır.
Bütün bunların başında ise, üçyüz senelik
Batı üstünlüğünün beraberinde getirmiş
olduğu; "üstünlük psikolojisi" gelmektedir
ki, Batılı aydının Türk´e hangi tepeden
baktığının en belirgin örneğidir.
Bu özellik, ana hatlarıyla, sosyal demokrat ve hıristiyan
demokrat tandanslı entellüekte aynıdır.
3- Avrupalı politikacı, kendi aydınına
devamlı değer vermiş, ona kulak asmıştır.
Bu itibarla, siyasinin düşüncesiyle entellektüelin
paralellik arz ettiğine şahit oluyoruz.
Sadece, idareyi elinde tutan politikacı devletin uzun ve
kısa vadeli menfaatlerine göre icraatta bulunduğu
için, bazen yanımızda bazen de karşımızda
pozisyon alır. Bu durum bizim şark kafamızı
zaman zaman allak-bullak etse de AB-Türkiye münasebetimiz;
önce bir adım ileri, sonra iki adım geri olarak
devam edecektir.
Gönül
arzusuyla, gerçekler -maalesef- aynı istikamette seyir
etmiyor.
"Cumhuriyetin yılmaz bekçileri"nin elinde
"Avrupalı olmak"tan öte bir reçete yok.
Vatandaş, konudan
bihaber. AB´ye alınırsak herşey birden bire güllük-gülistanlık
olacak zannediyor.
AB´ye karşı olanlar ve "kerhen" destek
verenlerin dilinde vatan-millet edebiyatı, ellerinde ise
itibar edilir hiçbir şey yok.
Kendi "ev ödevi"ni yapamayanların, başkalarından
medet ummak kadar değerlerimizi rencide eden, bizi aşağılayan
başka birşey daha ne olabilir?
Avrupa standartlarına uymak için vatandaşına
biraz daha adil muamele; hak-hürriyet, insanlık değerlerine
saygı, rüşvet-yolsuzluk gibi kronikleşmiş
hastalıklarımızı ortadan kaldırma
girişimleri bile hal-i perişanımızın,
çaresizliğimizin, hangi kafa yapısının
esiri oluşumuzun gün ışığına çıkışının
ibret-i alem günüdür.
Avrupa Birliği´ne alınarak mevcut durumdan
kurtulmak tek çare ise; ya alınmaz isek, ya bu iş yıllarca
sürüncemede kalır ise, o zaman halimiz nice olur?
Düşünmek bile istemiyorum.
Tekrar soruyorum:
Avrupalı olmak gerçekten -herşeye rağmen- tek
çaremidir?
Yoksa, ölürmüyüz?
SAYFA BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Avrupalı
olmak; niçin?
Türk
siyasi tarihinde yeni bir dönem
Bir
millet kurtarıcısını arıyor
Aman
ehliyetsizin elinden
Bir
"Vassiyetname" ve Ben
AB
üyeliği çıkmaz ayın başında
Almanya
siyasi hayatında Türklerin yeri
Ülküler
öldü mü
Ölmesini
de bilmek
Kerbela
yahut Filistin
Bize
benzemiyorsun
Korkak
Modern
zamanların vatanseverliği
Çıplak
Tufan'daki
"Tufan"
Hayatı
yaşamak
İbret
Yolun
neresindesiniz?
Tadını
çıkarmak
Gençlerim
eyvah!
Düşmansız
Yaşamak
"Enternasyonal
terörizme karşı savaş"
Sahipsiz
Toplum
Meydan
Okumak
Afganistan
bombalanıyor
Medeniyetler
çatışması
veya tekerrür eden tarih
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
SAYFA
BASI
|