A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de







İslamcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)


Anadolu Türklüğünden kastımız; kökleri mazinin derinliklerine kadar inen farklı etnik kökene, hatta dinî anlayışa sahip, millî sınırlar dahilindeki bütün vatandaşlar...  Ve onların kökkültüründen gelen farklılıklarına sadece müsamaha göstermekle yetinmeyip, o değerlerin yaşatılmasını teşvik eden bir milliyetçilik (vatanseverlik)  anlayışı, ancak bizim birliğimizi ve beraberliğimizi pekiştirerek yeni yüzyıllara taşıyabilir.

Anadolu Türkü azınlık tabirini kavim, kabileye göre değil, “Müslim”, “Gayrimüslim”e göre kullanmıştır. Bu medeniyet anlayışından hareketle Anadolu insanı, farklı ırklara mensup müslüman vatandaşları da içinde barındıran milleti, “Ümmet-i Muhammet” olarak algılamış ve yüzyıllardan beri bu topraklardaki varlığı bunun en güzel ispatıdır. Batı’daki azınlıklar gibi paralel toplum olarak değil, hayatın her safhasında içiçe yaşayagelmişiz. Bu çizgiden sapmadan farklılıklarımız yaşamalı ve yaşatılmalıdır. Bu çizgiden sapmak; Anadolu gerçeğini görebilecek ferasetten yoksun olmak veya böylesi millî bir meseleyi çirkin siyasete heba etmek demektir.

Milletimizin geniş ufuklu bu tarifi ne yazıkki 20. yüzyılın başlarındaki özel dünya ve imparatorluktan millî devlete geçiş sürecindeki Türkiye şartlarından kaynaklanan sebeplerden dolayı daraltılarak ve dayatılarak aslî çizgisinden saptırıldı. “Sıfırdan bir millet yaratmak” ülküsüyle başlatılan süreç, seksen yıl sonra arzu edilen neticeyi vermediğinden, yeniden kaldığımız yere dönerek, bu düğümü şimdilerde “Açılım”larla açmağa çalışıyoruz.

Türk Milleti’nin bu özelliğini tanıdığına inanan birisi olarak, yukarıda bahsi geçen yazımızda; “Ümmeti kucaklamayam bir milliyetçilik Türk’ün özüne ters düştüğü gibi, Türk’ü bağrına basmayan bir ümmetçilik anlayışı da İslâm kardeşliğine tersdir.” demiştik.  Ülkemizde dindarlığı ve milliyetçiliği ideolojik/siyasî boyutlara taşıyan taraflar arasında oldum olası fazla açığa vurulmayan bir çekişme var. Taraflardan birisi; “Dindarız ama dinci değiliz”e vurgu yaparken, bununla İslâm’ın siyasîleştirilmesine, dinin bir ideoloji gibi algılanmsına karşı olduğunu ilan etmiş olur. “Milliyiz ama milliyetçi değiliz veya milliyetçiğiz fakat ırkçı değiliz” türünden bir vurgulama da diğer tarafta dile getirilirken; milliyetçiliğin bir ideoloji olarak algılanmasından veya siyasîleştirilmesinden ziyade din kardeşliğine atıfta bulunulur.

Ne yazık ki siyasîleştirilmiş bir milliyetçilik anlayışının olduğu kadar siyasîleştirilmiş bir İslâm anlayışının da bize (dinimize ve milletimize) zarar verdiği yaşadığımız olaylarla sabittir.

Tarihî süreç içinde kavimlerin uğrak yeri olan bu coğrafyanın sosyo-kültürel özelliklerini İslâmî bir kıvama getiren Anadolu Müslümanlığı; mütevazî, müsamahakâr, gösterişten uzak, eşyaya değil özneye itibar eden bir anlayışa sahipti.

Çoktan beridir duraklama sürecine girmiş olan hâkim medeniyete her yönüyle yegâne seçenek (alternatif) olarak görülen İslâm merkezli medeniyet anlayışımız varken; yeni nesil “dindar”larımızın kendi kapitalist hayat tarzlarına İslâmî bir kılıf uydurma gayretlerini, Anadolu Müslümanlığına indirilmiş bir darbe olarak telâkki ediyoruz.

Millet olma yolunda kimlik arayışı

Felan veya filan ad altında yapılan açılımların temelinde millet olarak kendimizle yüzleşme yatıyor. Bir başka açıdan baktığımızda da, bu yüzleşmeler bizi, yeniden kimlik tesbiti veya tarifine götürmektedir. Ancak bu süreç gayet özgürce tartışılarak tamamlandıktan sonra millet olarak rahat bir nefes alacağız. Çünkü aidiyetten kaynaklanan kimliklerin örselenmediği, bastırılmadığı bir Türkiye’de tek millet olgusu eskisinden daha sağlam ve sağlıklı olarak (zihinlerde) kabul görecektir. Hâkim-çoğulcu topluma kıyasla farklı inanç veya kültürel kodlara sahip kesimlerin üniter devlet yapısı içinde kabul görmesi, sistemin de kabullenilmesi demektir. Bu durum; benim haklarımı gözeten, tanıyan, veren devlete bağlılığım bundan sonra korkumdan değil, saygımdan ve hayranlığımdandır, noktasındaki hakkaniyeti getirir.

Açılımda millî duruş

Allah’tan ki Türklerin milliyetçilik anlayışının temeli ırka değil, ortak değerler manzumesine (milli kültüre) dayanır. Bu değerleri siyasî söyleme dönüştürdüğümüzde, milliyetçiliğin siyasetini yapmış oluruz. Her siyasî hareketin rakipleri, karşıtları olduğu gibi, böylesi bir siyasî hareketin de karşısında siyasî rakipler, hasımlar olması, işin tabiatı gereğidir. Hiçbir kimse, kurum veya kuruluş; “Gerçek Milliyetçi”, “Gerçek Atatürkçü”, “Gerçek Müslüman” veya “Gerçek Demokrat” değil ve böyle bir sıfata sahip olma hakkını kendinde görmemeli. Herhangi bir hususta asli, hakiki, gerçek sizin temsil ettiğiniz görüş ise, sizin gibi düşünmeyen, hatta düşünse de sizinle aynı saflarda yer almayanlar, yani sizin dışınızdakiler, sahtedir, eksiktir, yanlıştır veya haindir.

Yukarıdaki kavramlar, son derece göreceli ve muğlak kavramlardır: Bana göre  en gerçek, en hakiki olan düşünce, size göre yalan, sahte, hayâl ürünü olabilir. Kendisini en iyi, en hakiki ve de samimi “vatansever” veya “dini bütün” veya “demokrat” gören kişinin kendisinin veya kendisinden olanların dışındakilere hangi gözle baktığını kestirmek pek de zor olmasa gerek...

Ülkenin kronikleşmiş bazı meselelerine çözüm arayışlarının ağırlık kazandığı bugünlerde siyaset, bürokrat ve aydınlardan oluşan üst tabakadaki gerilim veya kutuplaşma toplumun aşağı katmanlarından çok daha yüksek.

Açılımdan yana olanlar; bedeli ne olursa olsun, “Demokratik Açılım”larla Kürt ve Alevi meselesi gibi hayatî önem taşıyan millî dertlere çare bulunmalıdır, tezini savunuyorlar. Özellikle “Kürt Açılımı”na millî hassasiyetlerinden dolayı karşı olduklarını beyan edenlerin hem “ulusalcı” hem de “milliyetçi” kesimi alternatif proje ortaya koyamıyor. Ulusalcıların, resmî ideolojinin varisleri olarak kendini görenlerin değişmez tutumunu anlayabiliyoruz. Farklı etnik kökenine ve inancına bakmaksızın bütün vatandaşlarımızı kucakladığıyla övünen siyasî/ideolojik milliyetçiliğin, kendisine yakın kesimleri bile tatminde zorlandığı tutumunu, değişen ülke ve dünya şartlarını tahlilde zorlanmasına ve üretgen olamayışına bağlamak gerek.

Bazen değişime son derece kapalı duran veya gelenekçi çizgiden taviz vermeyen “dindar” kesim, bazı konularda ise açıldıkça açılıyor ve neticede böylesi hesapsız kitapsız açılışa çeki düzen verecek, orta yol takipçisi bir ‘merkezî akıl’ın yokluğu hissediliyor. Siyasî milliyetçiliğin milli meselelerin hâllinde dikkate almadığı, ihmal ettiği en önemli husus; işin dinî boyutunu karşı olduğu kesime havale etmesidir.

Devam edecek...



 YAZARIN DİĞER YAZILARI:


İslamcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
Kötüler ve İyiler
Tesadüflere terkedilmiş bir azınlık
Ruhu çalınmış Türk
Yol haritamız
Göçmen Türkün Çağdaşlık Meselesi
Kendi Modernitesini Gerçekleştiremeyen Toplumlar
Müslüman, Milliyetçi ve Demokrat Olmak...
Kendi Eksenine Dönüş
Dirilin Artık...
Toplumun Kemâle Ermesi
Bu Parantez Açılmalıdır
Ebuzer: Sürgündeki Ülküdaşım
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
İslamcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç