|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

İslamcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
Anadolu Türklüğünden kastımız; kökleri mazinin
derinliklerine kadar inen farklı etnik kökene, hatta dinî
anlayışa sahip, millî sınırlar dahilindeki bütün
vatandaşlar... Ve onların kökkültüründen gelen
farklılıklarına sadece müsamaha göstermekle yetinmeyip, o
değerlerin yaşatılmasını teşvik eden bir milliyetçilik
(vatanseverlik) anlayışı, ancak bizim birliğimizi ve
beraberliğimizi pekiştirerek yeni yüzyıllara taşıyabilir.
Anadolu Türkü azınlık tabirini kavim, kabileye göre değil,
“Müslim”, “Gayrimüslim”e göre kullanmıştır. Bu medeniyet
anlayışından hareketle Anadolu insanı, farklı ırklara mensup
müslüman vatandaşları da içinde barındıran milleti, “Ümmet-i
Muhammet” olarak algılamış ve yüzyıllardan beri bu
topraklardaki varlığı bunun en güzel ispatıdır. Batı’daki
azınlıklar gibi paralel toplum olarak değil, hayatın her
safhasında içiçe yaşayagelmişiz. Bu çizgiden sapmadan
farklılıklarımız yaşamalı ve yaşatılmalıdır. Bu çizgiden
sapmak; Anadolu gerçeğini görebilecek ferasetten yoksun
olmak veya böylesi millî bir meseleyi çirkin siyasete heba
etmek demektir.
Milletimizin geniş ufuklu bu tarifi ne yazıkki 20. yüzyılın
başlarındaki özel dünya ve imparatorluktan millî devlete
geçiş sürecindeki Türkiye şartlarından kaynaklanan
sebeplerden dolayı daraltılarak ve dayatılarak aslî
çizgisinden saptırıldı. “Sıfırdan bir millet yaratmak”
ülküsüyle başlatılan süreç, seksen yıl sonra arzu edilen
neticeyi vermediğinden, yeniden kaldığımız yere dönerek, bu
düğümü şimdilerde “Açılım”larla açmağa çalışıyoruz.
Türk Milleti’nin bu özelliğini tanıdığına inanan birisi
olarak, yukarıda bahsi geçen yazımızda; “Ümmeti kucaklamayam
bir milliyetçilik Türk’ün özüne ters düştüğü gibi, Türk’ü
bağrına basmayan bir ümmetçilik anlayışı da İslâm
kardeşliğine tersdir.” demiştik. Ülkemizde dindarlığı ve
milliyetçiliği ideolojik/siyasî boyutlara taşıyan taraflar
arasında oldum olası fazla açığa vurulmayan bir çekişme var.
Taraflardan birisi; “Dindarız ama dinci değiliz”e vurgu
yaparken, bununla İslâm’ın siyasîleştirilmesine, dinin bir
ideoloji gibi algılanmsına karşı olduğunu ilan etmiş olur.
“Milliyiz ama milliyetçi değiliz veya milliyetçiğiz fakat
ırkçı değiliz” türünden bir vurgulama da diğer tarafta dile
getirilirken; milliyetçiliğin bir ideoloji olarak
algılanmasından veya siyasîleştirilmesinden ziyade din
kardeşliğine atıfta bulunulur.
Ne yazık ki siyasîleştirilmiş bir milliyetçilik anlayışının
olduğu kadar siyasîleştirilmiş bir İslâm anlayışının da bize
(dinimize ve milletimize) zarar verdiği yaşadığımız
olaylarla sabittir.
Tarihî süreç içinde kavimlerin uğrak yeri olan bu
coğrafyanın sosyo-kültürel özelliklerini İslâmî bir kıvama
getiren Anadolu Müslümanlığı; mütevazî, müsamahakâr,
gösterişten uzak, eşyaya değil özneye itibar eden bir
anlayışa sahipti.
Çoktan beridir duraklama sürecine girmiş olan hâkim
medeniyete her yönüyle yegâne seçenek (alternatif) olarak
görülen İslâm merkezli medeniyet anlayışımız varken; yeni
nesil “dindar”larımızın kendi kapitalist hayat tarzlarına
İslâmî bir kılıf uydurma gayretlerini, Anadolu
Müslümanlığına indirilmiş bir darbe olarak telâkki ediyoruz.
Millet olma yolunda kimlik arayışı
Felan veya filan ad altında yapılan açılımların
temelinde millet olarak kendimizle yüzleşme yatıyor. Bir
başka açıdan baktığımızda da, bu yüzleşmeler bizi, yeniden
kimlik tesbiti veya tarifine götürmektedir. Ancak bu süreç
gayet özgürce tartışılarak tamamlandıktan sonra millet
olarak rahat bir nefes alacağız. Çünkü aidiyetten
kaynaklanan kimliklerin örselenmediği, bastırılmadığı bir
Türkiye’de tek millet olgusu eskisinden daha sağlam ve
sağlıklı olarak (zihinlerde) kabul görecektir. Hâkim-çoğulcu
topluma kıyasla farklı inanç veya kültürel kodlara sahip
kesimlerin üniter devlet yapısı içinde kabul görmesi,
sistemin de kabullenilmesi demektir. Bu durum; benim
haklarımı gözeten, tanıyan, veren devlete bağlılığım bundan
sonra korkumdan değil, saygımdan ve hayranlığımdandır,
noktasındaki hakkaniyeti getirir.
Açılımda millî duruş
Allah’tan ki Türklerin milliyetçilik anlayışının temeli
ırka değil, ortak değerler manzumesine (milli kültüre)
dayanır. Bu değerleri siyasî söyleme dönüştürdüğümüzde,
milliyetçiliğin siyasetini yapmış oluruz. Her siyasî
hareketin rakipleri, karşıtları olduğu gibi, böylesi bir
siyasî hareketin de karşısında siyasî rakipler, hasımlar
olması, işin tabiatı gereğidir. Hiçbir kimse, kurum veya
kuruluş; “Gerçek Milliyetçi”, “Gerçek Atatürkçü”, “Gerçek
Müslüman” veya “Gerçek Demokrat” değil ve böyle bir sıfata
sahip olma hakkını kendinde görmemeli. Herhangi bir hususta
asli, hakiki, gerçek sizin temsil ettiğiniz görüş ise, sizin
gibi düşünmeyen, hatta düşünse de sizinle aynı saflarda yer
almayanlar, yani sizin dışınızdakiler, sahtedir, eksiktir,
yanlıştır veya haindir.
Yukarıdaki kavramlar, son derece göreceli ve muğlak
kavramlardır: Bana göre en gerçek, en hakiki olan düşünce,
size göre yalan, sahte, hayâl ürünü olabilir. Kendisini en
iyi, en hakiki ve de samimi “vatansever” veya “dini bütün”
veya “demokrat” gören kişinin kendisinin veya kendisinden
olanların dışındakilere hangi gözle baktığını kestirmek pek
de zor olmasa gerek...
Ülkenin kronikleşmiş bazı meselelerine çözüm arayışlarının
ağırlık kazandığı bugünlerde siyaset, bürokrat ve
aydınlardan oluşan üst tabakadaki gerilim veya kutuplaşma
toplumun aşağı katmanlarından çok daha yüksek.
Açılımdan yana olanlar; bedeli ne olursa olsun, “Demokratik
Açılım”larla Kürt ve Alevi meselesi gibi hayatî önem taşıyan
millî dertlere çare bulunmalıdır, tezini savunuyorlar.
Özellikle “Kürt Açılımı”na millî hassasiyetlerinden dolayı
karşı olduklarını beyan edenlerin hem “ulusalcı” hem de
“milliyetçi” kesimi alternatif proje ortaya koyamıyor.
Ulusalcıların, resmî ideolojinin varisleri olarak kendini
görenlerin değişmez tutumunu anlayabiliyoruz. Farklı etnik
kökenine ve inancına bakmaksızın bütün vatandaşlarımızı
kucakladığıyla övünen siyasî/ideolojik milliyetçiliğin,
kendisine yakın kesimleri bile tatminde zorlandığı tutumunu,
değişen ülke ve dünya şartlarını tahlilde zorlanmasına ve
üretgen olamayışına bağlamak gerek.
Bazen değişime son derece kapalı duran veya gelenekçi
çizgiden taviz vermeyen “dindar” kesim, bazı konularda ise
açıldıkça açılıyor ve neticede böylesi hesapsız kitapsız
açılışa çeki düzen verecek, orta yol takipçisi bir ‘merkezî
akıl’ın yokluğu hissediliyor. Siyasî milliyetçiliğin milli
meselelerin hâllinde dikkate almadığı, ihmal ettiği en
önemli husus; işin dinî boyutunu karşı olduğu kesime havale
etmesidir.
Devam edecek...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
İslamcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
İslâmcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
Kötüler
ve İyiler
Tesadüflere
terkedilmiş bir azınlık
Ruhu
çalınmış Türk
Yol
haritamız
Göçmen
Türkün Çağdaşlık Meselesi
Kendi
Modernitesini Gerçekleştiremeyen Toplumlar
Müslüman,
Milliyetçi ve Demokrat Olmak...
Kendi
Eksenine Dönüş
Dirilin
Artık...
Toplumun
Kemâle Ermesi
Bu
Parantez Açılmalıdır
Ebuzer:
Sürgündeki Ülküdaşım
SAYFA
BASI
|