|
Menfaat
karşılığı susmak
Almanya´da,
"Terörle mücadele" tedbirleri adı altında
yapılan operasyonların Müslüman avı ve
ibadethaneleri camilerin darmadağın edilmesi haline
aldığı görülüyor. Baden Württenberg
eyaletinde cami ve derneklerde "güvenlik tedbirleri"
adlı polis operasyonlarının meydana getirdiği
şaşkınklık ve bu ayıba karşı
sessizlik sürüyor. Stuttgart, Mannheim ve Freiburg’da bine
yakın polisin katılımıyla yapılan
baskınlarda dernek ve camiler saatlerce aranırken,
bu mekanlarda bulunanda "güvenlik tedbirleri" gerekçesiyle
kelimenin tam manasıyla polis tarafından taciz
edildi. Cuma namazı öncesi bile, camilere gelenler teker
teker arandı. Bu uygulamayla Müslümanlar, Alman
kamuoyunda adeta birer yürüyen tehlike gibi gösterildi.
Eyalet Emniyet Müdürlüğü, "Operasyonlarda,
tahminlerimizle ilgili ciddi hiçbir bulguya rastlanmamıştır"
derken, Müslümanlar, taciz edildikleriyle kaldılar.
Emniyet güçlerinin dini değerleri tanımayarak
botlarıyla ibadethanelere girip her noktayı didik
didik etmeleri esnasında tepki verenlerinde plastik kelepçelerle
ellerinin bağlanarak terörist muamelesine tabi
tutulmaları bambaş bir ayıptı. "Müslüman
terörist!?" avına çıkan Baden Württemberg
Polisi, bu ayıplı baskınlarında o kadar
ileri gitti ki, gizli belge bulunduğu iddiasıyla
tuvaletleri kırıp, kaloriferleri yerinden sökerek
ibadethaneleri içine girilemeyecek hale getirdi. Almanya Müslümanları,
her fırsatta terörün her türlüsüne karşı
olduklarını problemlerin demokratik yollardan çözülmesi
gerektiğini ısrar ve şiddetle savunmalarına
rağmen, 11 Eylül sonrası yaygın hale
getirilmek istenen "Müslüman eşittir terörist"
kanaat pekiştirme, kamuoyu oluşturma girişimlerinde
ilk resmi mağduriyetini yaşadı.
Savaşlarda dahi dokunulmayan mabetler, demokratik Almanya´da
"terörist avı" adlı operasyonlarla
tepetaklak edilirken, siyasi veya medya organlarıyla
sivil toplum örgütleri de bu skandalı görmeden gelip
yok sayma ayıbını yaşıyor. Birde buna
paralel olarak Müslümanlar hakkında toptancı, aşağılayıcı
demeçler, yazılar yorumlar da huzura bombanın
malzemesi olmaya devam ediyor. Biz ne Solingen nede de Mölln
katliamları sonrası suçsuz insanları yakanlar
Alman diye “Canî Almanlar’dan” bahsetmedik. Daima suçun
şahsiliğini düşündük. Bu yaşanan
skandallar sizleri bilmem ama bizim aklımıza ister
istemez, bu tür taciz ve saldırılarla Almanya Müslümanları,
kendilerini savunmaya zorlanarak, şiddet eylemlerinin içine
mi çekilmek isteniyor sorusunu da getiriyor.
Her ne gerekçeyle olursa olsun, camii baskınları
ibadethanelerin masumiyetine yönelik bir saldırıdır.
Butür antidemokratik ve antihümanist yaklaşım ve
uygulamalar uniformalıları cesaretlendirmiş
olmalı ki tacizlerini sokak ortasında adam dövmeye
kadar götürebiliyorlar.
Nasıl mı?
Dortmund Yabancılar Meclisi Başkanı ve siyasi
bir partinin şehir idare komisyonlarında üyesi, aynı
zamanda da mahkemelerde halk jürisi görevini de yürüten
Alman vatandaşı Yusuf Güçlü, evinin önünde akıl,
vicdan, hukuk ve medeniyet namına kabul edilmesi mümkün
olmayan çirkin bir saldırıya muhatap kalıp,
polisler tarafından hastanelik edilinceye kadar dövülüyor.
Polisler hakkında suç duyurusunda bulunmak isteyen Güçlü,
emniyet güçleri tarafından caydırılmak
istenirken, polis meslektaşları hakkında bu işlemi
yapmak istemiyor. Yaşanan bu son polis sakndalları
karşısında Türk üstkuruluşları,
"Görmedim. Duymadım. Haberim yok" şeklinde
üç maymunları oynarken, medyada bu olaylara körlüğünü
sürdürüyor. Sendikalar, kiliseler ve sivil kitle örgütleriyle
hani bizim şu meşhur Alman politika arenasındaki
siysilerimizde bu skandallar karşında ses
vermediklerine göre bu devlet terörünü onaylıyorlar
demektir. Üyeleri hastahanelik edilinceye kadar dövülen
LAGA´dan da hiçbir ses, tepki gelmemesi de çok ilginç. Bu
sessizliğin altında yatan başka bir sebepde,
Yusuf Güçlü´nün şarapçı, dansöszcü olmama özelliği
olabilir mi acaba? Türk
üstkuruluş temsilcilerinin sessizliklerinin, "
Devlet ne yaparsa doğrudur" yaklaşımından
kaynaklanıp kaynaklanmadığını merak
ederken, aklımıza, yoksa bu sessizliğin
gerisinde çeşitli devlet makamlarından alınan
paraların başına birşeyler
gelebilir endişesi mi yatıyor sorusu gelip çakıldı.
Kim bilir sessiziklerinin başka bir
sebebide, "devlet ve devletlülerle iyi geçinelimde
herhangi bir maddi zarara uğramayım" mülahazasıdır.
Yaşanan devlet terörüne karşı hangi sebepten
olursa olsun sessiz kalan, tavır göstermeyenlere Almanya
tarihinin çok önemli bir kesitini hatırlatmak isteriz:
"Susma! Sustukça sıra sana da gelecek!" O
zaman bugün el eteklerini öptüklerinize karşı
sizi savunabilecek kimse kalmamış olacak...
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Menfaat
karşılığı susmak
Sevmeme
hakkını kullanmak
Temizlikçi
Erika´nın oğlu Başbakan
Kazıktan
yakınan kazıkcı!
İzin,
zorla evlilik ve boşanmalar
Sayın
Schily´e kim cevap vere(bile)cek?
Yaz
gazeteci yaz" demesi kolay!
Günümüzün
modası, değişmek ve dönüşmek!
"İmparator"ları
da oyuna getirirlermiş
Tiyatroyu
seven muhafazakarlar
Oylarımıza
sahip çıkalım
Vekâletle
yaşma alışkanlığı
Çay,
zeytin, helva, kurufasulye ve rakı
Esas
mesele samimiyet(sizlik)
Almanya
treni kalkıyor
Göç
Kanunu ve terör
Eğitim
mi dediniz, o da ne?
İzin
ve zorla evlilikler
Yok
saydığımız kadın sığınma
evleri
Sanal
dostları tanımak
Karelerin tamamladığı resim
SAYFA
BASI
|