DİYALOG
Prof.
Dr. İbrahim Ortaş
|
|
|
iortas@cu.edu.tr
|

Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Son günlerde artan şiddet olayları hepimizi
tedirgin etmeye başladı. Ne yazık ki şiddet olayları; yalnız
okullarda değil başta Güneydoğu olmak üzere ülkemizin her
tarafında yaygınlaşmaya başladı. Neredeyse toplum olarak
yaşanan olayları kanıksar olduk. İnsanların ruh hali
bozuldu. Ancak beni en çok etkileyen ise bir öğrencinin
bıçak ile boğazının kesilerek öldürülmesidir. Tabanca, bıçak
ile yaralama, kafasına sert bir cisim ile vurarak öldürme
olaylarının hepsini acı içinde gördük. Öldürmek bile hafif
kaldı, büyük bir hınçla birinin boğazını kesebilmek… önüne
gelene satır sallayabilmek… yıllarca aynı sıralarda oturduğu
arkadaşlarını belki de bir hiç uğruna sıfırlayabilmek.
Öğrencilerin mi psikolojisi bozuldu, yoksa bizlere bir
şeyler mi oluyor. Çocuklarımız adam olsun, kızlarımız okuyup
öğretmen olsun, hakim olsun diye gönderdiğimiz okullara bir
şeyler oluyor. Bu topluma bir şeyler oluyor.
Toplumun Ruh Hali Bozuk mu?
Bugün okullarda sıkça gündeme gelen şiddet olayları,
artan cinnet geçirmeler, polislerin intiharı, kredi kartları
mağdurlarının çocuklarını öldürmeleri, her köşede artan
mafya ve bunlara karışan her düzeyden bazı kolluk
kuvvetleri, Güneydoğudaki olaylar, afiş asan, resim sergisi
açan öğrencilere yapılan kitlesel saldırılar, trafikte
insanların birbirlerine yol vermemesi, artan tahammülsüzlük
toplumda tam bir paranoyaklık yarattı.
Geçenlerde NTV’de şiddet üzerine yapılan bir
tartışmada Prof. Dr. Özcan Köknel nüfusumuzun % 60 oranında
ruh sağlığı sorunu bulunduğunu belirtiyordu. Bu rakamın ne
anlama geldiğini herhalde söyleyen psikolog bilerek söyledi.
Eğer trafikte kuralları ihlal eden kişiyi uyardığınızda
arabasını durdurup, değnekle üzerinize saldırıyorsa, bakkalı
eski tarihli yoğurdu niçin satıyor diye uyardığınızda “ne
tarihi lan” diyorsa, öğretmen öğrenciyi dövüyorsa, baba
oğlunu ve eşini dövüyorsa ve bunlar artık rutinleşmişse
Sayın Köknel’in dediklerinin ileride nelere yol açacağını
biraz daha düşünmek gerekir. Bütün bunların bir günlük bir
olay olmadığı ve bir geçmişinin olduğu muhakkak. Uzun yıllar
bu ülkede değişim adı altında bizlere empoze edilen ekonomik
ve sosyal politikalar ve bunun savunucusu olan siyasi
yapımız, bunların eğitim ve medya zinciriyle perçinlenmesi
sonucunda bugüne gelinmiştir.
İnsanların sabrının bittiği, konuşurken yazarken
kısa kestiği, TV ekranlarında zipleme yaparak ciddi anlamda
bir filmi, haberi veya belgeseli tam bitiremediği,
sınavlarda şıkların dışına çıkamadığı yerde tam bir
tükenmişlik ve sabırsızlık başlamıştır. Bu sabırsızlık;
yolda işyerinde evde tahammül sınırlarını zorlamaktadır.
Kimse kimseyi en ufak bir davranışta konuşarak değil,
şiddetle bastırmaya çalışmaktadır.
Son yıllarda iyice açılan gelir dağılımı
dengesizliği, çalışarak karnını doyurmayan insanların
yanında çalışmadan hesapsız para harcayan insanların
görüntüleri, TV ekranlarında insanların bilinçsizce sarf
etiği laila havalarının varlıksız insanlar üzerindeki
etkileri yabana atılmamalıdır. Bilim sanat faaliyetleri,
doğayı koruma, sosyal etkinlikler, gençlerin sorunlarına ve
ülke sorunlarına yol yöntem aramak, gençler için değişik
teşvik programlarını yaratmak hiç akla gelmiyor. Gençler
bunlardan yoksun oldukları için doğal olarak güce göre
hareket ederek alan kazanmaya çalışmaktadır. “Ne ekersen onu
biçersin” diyesi geliyor insanın.
Güç Olma Talebi Şiddeti Besliyor mu?
Kendini gerçekleştirme olgusu normal yollardan
sağlanamadığı zaman diğer yollarla sağlanmaktadır. Para ve
silah bu gücün diğer önemli araçları olarak devreye
girmektedir. Böylece kendi özgüvenini toplamakta ve
kendisini hissettirmeye çalışmaktadır. Bugün okullardaki ve
Güneydoğu Anadolu’daki olaylara biraz da bu gözlükle bakmak
gerekir.
Para ve silaha sahip genç; diğerlerine göre
üstünlük sağladığını düşünmektedir.
Araba, güzel elbise,
pastaneye gitme ve moda deyimi ile hava atmak. Buna
erişemeyenler de saldırıya geçmektedir. Birkaç yıl önce
İstanbul’da bir yılbaşı gecesi büyük bir grup otelde
eğlenmeye gelenlere saldırdılar. Gösteri yaparak burada
aşırı tüketim odluğunu belirtiyorlardı. Bu gençler çevreci
veya sol gençlik değildi, muhafazakâr gençlerin bunu dile
getirmesi gözden kaçmamış olsa gerek. Bugün bu olayların
yaşandığı okullara bakarsanız güç kullanma olgusunun
altındaki psikoloji rahatlıkla ortaya çıkmaktadır.
Dilimizi Düzeltelim
Çin’de huzursuzluk çıkınca halk filozof Konfüçyüs’e
başvurur, Konfüçyüs “dilinizi değiştirin der,” anlamazlar.
İnsanlar yeniden başvurur,
aynı cevabı alırlar ve böylece Çin dilinin sadeleşmesi ve
insanların birbirini anlaması gerektiğini ortaya
koymuşlardır. Ülkemizde bugün yaşanan ve neredeyse her
tarafı gergin, kimsenin kimseyi taşıyamadığı, öğrencilerin
birbirinin gırtlağını kestiği, tabancaların kullanıldığı
ortamın alt yapısına bakıldığında ciddi sorunlar
bulunmaktadır. Ders veren arkadaşların dikkatinden
kaçmamıştır, son yıllarda öğrencilerde bir dil kirliliği
görülmektedir. Yazıları kısa yazmak, cümleleri tam
bitirmemek gibi. Sokakta yanınızdan geçen insanlara bakın,
başta gençler olmak üzere küfürlü konuşmalar, jargonlar, tüm
bunlar ciddi iletişimsizlik örnekleridir. Yetkililerin
düzgün cümle kullanmamaları, karşısındaki vatandaşı
dinlememeleri, onları küçük görmeleri, toplumda dil-iletişim
sorununun önemini ortaya koymaktadır.
Eğitim Sistemimizin Hedefi, Vizyonu ve Misyonu Var mı?
Ülkenin ciddi bir eğitim amacının olmadığı, varsa da
kâğıt üzerinde kalarak öteye gitmediği bugünkü sonucu ile
ortadadır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan eğitim
maalesef bugün hızla özelleştirilerek parası olanın özel
okullar, kurslar, vakıf üniversitesi ve yurtdışına çocuğunu
göndererek eğitimlerini tamamlamaya çalıştıkları yine
hepimizin bilgisi dâhilindedir.
Hedefi, vizyonu ve misyonu olmayan Türk eğitim
sisteminin bir sonucu olarak bugün eğitim sisteminin iyi
işlemediği ortaya çıkmış bulunuyor.
Ne Arıyorduk, Ne Bulduk?
Bugün sorulan soru NE ARIYORDUK, NE BULDUK?
Türk gençliğinin yaşamdan beklentisi nedir? Türk
gençliği ülkesini ileri taşımak için ne düşünüyor? Ütopyası
var mı?
Devletin kendi biricik varlığı olan dinamik
gençliği için ne tür faaliyetlerde bulunmaktadır? Dünyanın
en dinamik gençliğine sahip ülkemiz gençlerini hedefsiz
bırakmanın bedeli maalesef başıbozukluk ve yetersiz eğitim
ve doyumsuzluk olmuştur.
Şiddet Bir Sonuçtur, Ya Nedeni Nedir?
Her düzeyde şiddet kültürü sorun çözme yolu haline
gelmiştir.
Eğitimde şiddet bir sonuçtur. Her sonucun bir nedeni vardır.
Bugün sorun “ne ektik ne biçiyoruz” düşüncesiyle yeniden ele
alınmalıdır. Bu çocukların yeterince eğitilmemesi yani
doyurulmamasının, öğrencileri şiddete yönlendirdiği bilinen
bir olgudur. Bu olayların yaşandığı okulların büyük
çoğunluğu devlet okulları olduğu da doğrudur. Özel okullar
da nasibini almaktadır. Eğitimin içinin boşaltılması herkes
için farkına varsa da varmasa da fatura yaratmaktadır.
Sorunun yoğunlaşması astronomi değil, astroloji kitaplarının
artışıyla doğru orantılıdır.
TV Dizileri ve Feodalite
Çağımızın iletişim teknolojilerinin en etkili silahı
olan TV ekranları büyüğünden küçüğüne herkesi karşısına
oturtabilme becerisine sahip duruma geldi. Özel TV’lerde
gösterilen dizilerin tamamı güvensizlik, namus cinayetleri,
şiddet, kan, silah, ağalık ve kısa yoldan zengin olma
temalarını işlemektedirler. Ancak okuma yazması olmayan (yüksek
eğitimli cahiller de dahil) TV ekranlarından başka zevki
olmayan halkın bunlardan etkilenmemesi mümkün mü? İnsan
beyninin çalışma prensiplerinin de bu tür uyarlamalara açık
olduğu düşünülürse, eğitim ve kitle iletişim araçlarının
yanlış ve doğru kullanımının önemi ortaya çıkmaktadır.
Bugün başta Güneydoğu olmak üzere ülkenin her
tarafından ciddi bir şiddet işlenmektedir. Kimse kimseyi
dinlemiyor. Kimin ne aradığı da bilinmiyor. Çağdaş medeniyet
seviyesini yakalayalım, birlikte güçlü yarınlar yaratalım
anlayışı ile yurttaşlık bilinci için bizler çırpınırken,
diğer taraftan feodal kalıntıların makbul değerlermiş gibi
toplumun önüne medya aracılığı ile konulması hiç de hoş
değil. Toplumu daha evrensel değerler etrafında dil,
inanç ve yöresel farklılıkları göz ardı etmeden birlikte
yaşamayı sağlayacak şekilde işlemek gerekir. Asıl olan
insani değerleri; kültür, dil ve inancın üzerinde bir
anlayış ile eğitim aracılığı ile vermektir. Bugün yaşanan
göç, yoksulluk, bölgedeki belirsiz eller maalesef farkına
varmadan şiddeti körüklemektedir. Bundan hepimiz nasibimizi
almaktayız.
Biz Ne Yaptık?
Peki, nasıl oluyor da bu gençler bu kadar acımasız oluyorlar?
Nerde yanlış yaptık sorusu soruldu mu? Bu gençlere insan
sevgisi, doğa sevgisi, güzellikler konusunda bir şeyler
verilebildi mi? Bunun altyapısı konusunda başta devlet
olarak ve de bugüne kadar devlet yönetimine talip olmuş
Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, Milli Eğitim
Müdürleri, Üniversitelerde Rektörler, Dekanlar, Bölüm
Başkanlarına sormak gerekir, hangi yanlışı gördük ve ne
yaptık? Çözüm önerilerimiz ne oldu. Toplumu eğitmek için
hangi öngörülü proje üretildi? “Öğrenciler olmasa Milli
Eğitim Bakanlığını idare etmek kolay olur” anlayışını mı
dikkate alacağız, yoksa dünyanın en genç ve dinamik nüfusuna
sahip olmanın mutluluğu ile bu gençlerin enerjisini nasıl
üretime ve güzelliğe dönüştürebiliriz diye mi düşünmek
gerekir?
Çözüm önerileri ve geleceğe ilişkin öngörüleri gelecek
hafta işlenecektir. Haftaya kadar yaşama bütünsel ve farklı
bir göz ile bakmak, baharın bu güzel günlerinde şiddet
yerine “yüz çiçek açsın yüz fikir tartışsın” anlayışı ile
sorunlarımızı tartışma ve karşılıklı sevgi saygı içinde
işlenmesi dileği ile nice güzel baharlı günlere.
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Şiddet
ve Eğitim Sitemimiz 1
Kuş
Gribi ve Bilime Verdiğimiz Önem
Yeni Yıl
Bilim ve Üniversitelere Ne Getiriyor, Ne Götürüyor?
SAYFA
BASI
|