|
|
HİKAYELERİM Sizden
Biri
|
|
|
info@turkpartner.de
|
BUHRANLARDAYIM
Adam yine küplere binmişti. Elindeki cep telefonunun tuşlarına
bir daha basmaya başladı.Her zaman takıldığı
kahvenin önünde dolaşırken bir elini cebine sokmuş,
diğer eliyle de telefonu kulağına dayarken, ağzındaki
sigarayı dişlerinin arasında ezercesine içmesi
öfkesinin derecesini ortaya koyar gibiydi. Telefonu bir müddet
kulağında tuttuktan sonra kapatıp cebine
sokuverdi. Netice alamamış, aradığına
ulaşamamıştı.
Kendi kendine sövüp saymaya, asıp kesmeğe başladı.
Bazen lanet, bazen küfür yağdırıyordu. Kahve
arkadaşlarından birini kahveden çıkarken görünce:
-Gel de şimdi evlat katili olma!
"N`oldu Hasan, hayırdır?", diye soran
arkadaşına:
-Ben babayım. Kızımın nereye gittiğini,
kimlerle oturup durduğunu, ne zaman eve döneceğini
bilmek isterim. Bilmek benim hakkımdır. Hanımefendi
benim aradığımı farkedince telefonu açmıyor.
Eğer bir elime geçirirsem o süprüntünün saçlarını
yolacağım.
Kahve arkadaşı, Hasan'ın asıp kesmesinin
ardı arkasının kesilmeyeceğini farkedince
kafasını sallayarak oradan uzalaştı.
Hasan, kızının "abla" dediği görmüş
geçirmiş bir akrabasının evine gitti. "Abla"
zaten hem kızın halet-i ruhiyesini, hem de babasıyla
arasındaki soğukluğu biliyordu. Hasan her
zamanki gibi yine aynı konuları tekrar tekrar anlatıyor
ve kendisinin ne kadar haklı olduğunu, bir babanın
yapması gerekeni yaptığını izaha çalışırken,
karşısındakinden teyit edilme, tasdiklenme
bekliyordu.
Abla daha fazla tahammül edemedi:
-Sen, erginlik çağına girmiş kızını
anlamaktan yoksun bir baba olduğun yetmezmiş gibi,
ona en büyük kötülüğü yapan birisin aynı
zamanda. Senin, çocuğuna "baba sevgisi" diye
vermeğe çalıştığın şey,
onda baba nefretine dönüşmüş. Bunu farkedemeyecek
kadar şartlanmışsın.
Hasan, bu kadarını beklemiyordu. Önce biraz
durakladı, diyecek laf bulamadı. Kendisini biraz
toparladıktan sonra:
-Sen ne diyorsun, bir çocuk babasından nefret eder mi?
Abla:
-Ben seni bilirim Hasan. Senin her olur olmaza burnunu sokman,
karınla bitmez tükenmez kavgan ve "çin işkencesi"ne
dönüşen dırdırın, çocuğun ruhi
dengesini altüst etmiş. 17-18 yaşına gelmiş
lise öğrencisi bir genç kız, henüz yeni açmaya
başlamış bir çiçek gibidir. Onu sevip okşarken
bile büyük bir dikkat ve itina
gerekir. Genç insanın şahsiyet kazanmasına
destek vermen, yardımcı olman gerekirken, onu baskı
altına alıyor, kendi yetişme tarzını
ona kabul ettirmeğe çalışıyorsun. Sen
kapalı bir toplumda, o ise yaşadığı
ortam ve kafasıyla dünyaya açıktır. Sana
emredilen hayat tarzı onun için geçerli değildir.
O, sorgulayarak neticeye gitmek istiyor. Sen bunu ne
kadar anlayabiliyorsun?
Hasan:
-Dediklerinden hiç birşey anlamadım.
Abla:
-Anlamadığına şaşırmadım
zaten. Eğer benim dediklerimi anlasaydın, kızını
da anlardın.
Abla, dolabın çekmecesinden ikiye katlanmış
bir yazıyı eline alarak tekrar koltuğuna oturdu.
-Sana, bir mektuptan bazı bölümler okuyacağım.
Yanlız, senden çok rica ediyorum, bu konu yanlız
ikimizin arasında kalsın.
"Sevgili Ablacığım!
Seninle bazen karşılıklı oturup dertleşirdik.
Bu sefer düşüncelerimi daha rahat ifade edebilmek için
mektup yazmayı daha uygun gördüm. Babamın benim
herşeyime karışması, devamlı göz
hapsinde tutması, bana güvensizliği, beni iyice
bunalıma soktu. Derslerimde eskisi kadar başarılı
olamıyor, yaşamaktan hiç zevk alamıyorum.
Ablacığım, benim senden sakladığım
hiçbir sırrım yoktur, biliyorsun. Ben, kimlerle
arkadaşlık yapmam gerektiğini bilen insanım.
Babamın zannettiği gibi, benim sevgilim felan da
yoktur. Sağolsun, onun anneme ve bana bu kadar çektirdiklerinden
sonra, sayesinde erkek milletine karşı içimde
tiksintiden başka birşey zaten olamaz."
Abla mektubu okurken, arasıra Hasan'ın tepkisini
tesbit için gözlerinin içine bakmayı da ihmal
etmiyordu. Hasan, pür dikkat okunanı dinlerken, yüz
ifadelerinden, kafasından geçenlerle ilgili hiçbirşey
tahmin etmek mümkün görünmüyordu.
Abla, mektubun bu okuyacağım kısmını
iyi dinle ve anlamaya çalış Hasan, dedi.
".........Abla, bir evlat babasından nefret eder mi?..
Ben babamdan galiba nefret ediyorum. Hiçbirşey söylemesede
onun varlığı, duruşu, yüz hatlarında
bana bakarken meydana gelen çizgiler benim huzurumu kaçırıyor.
Adeta kaçacak delik arıyorum. Benim okulum, geleceğim
onu hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Gidip gelip bana
hep aynı masalı vaaz ediyor. Masal diyorum, çünkü;
terbiye, ahlak, saygı üzerine anlattıkları
bana artık masal gibi gelmeğe başladı.
Dinlemekten artık kına getirdiğim, tiksindiğim
bir masal. Ama mecburen dinliyorum.
Sevgili ablacığım, beni kimse anlamıyor.
Derdimi ben de kimseye anlatmıyorum. Ama ablacığım,
ben kendimi çok kötü hissediyorum. Acaba ben buhran mı
geçiriyorum? Yoksa babam mı?....."
Hasan'ın yüz hatları iyice gerilmeğe başladı.
Bir sigara daha yaktıktan sonra ani bir fırlayışla
ayağa kalktı.
-Yeter, yeter artık! Daha fazla dinlemek istemiyorum,
dedi ve vedalaşmaya bile gerek görmeden çekti gitti.
Abla, kendi kendine mırıldandı: Galiba buhran
geçiren babandır kızım.
SAYFA
BASI
Diğer
yazılar:
Buhranlardayım
Sahipsiz
Kızıma
mektup
Hangi
Baba? Noel Baba!
Telefonda
"yaz! " diyorsun
Namus
Meselesi
Bülbüller
ötmüyordu
Gülistan’ımızda
güller
Bizim
gülistan
Yalnızlık
Çilesi
Bakkal
Mühendis
Vatan
kurtaranarslan-2
Vatan
kurtaran arslan
Hacı
düğünü
Uyarı
Kabına
sığmayan adam
Çocuğum
Bizim
Bey
Baba
Seyahat
SAYFA
BASI
|
|
|