|
|
HİKAYELERİM Sizden
Biri
|
|
|
info@turkpartner.de
|
VATAN KURTARAN ARSLAN
Adam, şeksiz şüphesiz kelimenin tam manasıyla
memleket sevdalısıydı. Nihayet yıllardır
arzu ettiği emeline kavuşuyordu: Bundan sonra laf değil
icraat zamanıydı. Memleketetine hizmet edecekti.
Gemileri yakarak yola çıktı. Artık geriye dönüş
yok, dedi ve çoluk-çocuğu apar-topar arabaya bindirdiği
gibi besmele çekip yola koyuldu. Gece gündüz demeden hedefe
doğru yol aldı ve nihayet
vatan topraklarına ayak bastı.
İlk işi Ankara`ya uğramak oldu. Yetkili devlet
dairelerinin kapısını çalmadan önce çocukluk
arkadaşlarından birini bürosunda ziyaret etti. Bürodaki
demirbaşların çok lüks olması dikkatini çekmişti.
Biraz geçmiş günleri beraber yadettikten sonra arkadaşı
sordu:
Türkiye´ye gelişinin sebebi nedir?
Memleket kurtarmaya giden adam:
Bir sanayi yatırımı yapmak için geldim, dedi.
Başladı arkadaşına kafasındaki
projesini uzun uzun anlatmaya. Yeni iş sahası açacaklarını,
memlekete döviz kazandıracaklarını heyecanla
anlatırken arkadaşı da bazen tebessüm ediyor
bazen de alaylı bakışlarla karşısındaki
adamı süzüyordu.
Dayanamadı lafa girdi:
Sen şu anda sudan çıkmış balıksın!
Bizim, vatan kurtarmaya giden arslanımızın içmekte
olduğu çay boğazından aşağı
inmedi, bakışları arkadaşının gözlerine
takılıp kalırken kiprikleri de donup kalmıştı.
Arkadaşı çok manidar bir gülümsemeyle koltuğuna
gerisin geri yaslanırken bizimki de sanki biraz kendini
toparlar gibi oldu. Gün boyunca o yakıştırmayı
çözmeye çalıştı: Ne demekdi "sudan çıkmış
balık"?
Tanıdıklarını ve tanıdıklarının
tanıdıklarını da ziyaret etti. Danıştı,
bilgi topladı, yardım istedi. Yatırım
konusuyla ilgili bakanlığın yetkili kişileri
ve bölümleriyle görüştü. Kendine göre epey bir
bilgiyle önceden yatırım için düşündüğü
şehre hareket etti.
Bir yatırım için devletimizin öngördüğü
şartları teker teker uygulamaya koyacaktı.
Yerleşeceği kentimizdeki "dava arkadaşları"ndan
birkaçının adını ve adresini almıştı.
Bir iki derken tanıdık halkası genişlemeye
başladı.
İçerisine ancak üç veya dört kişinin sığabileceği
tuğla yığınlarının arasında
kaybolmuş bir gecekondu kulübesini andıran yazıhane.
Kapısında kocaman bir tabelâ: Bilimûm inşaat
malzemeleri satışı, arsa alım satımı
ve müteahitlik hizmetleri.
Iceride iki kişi var, birisi işin sahibi diğeri
ise elemanı.
Eleman: Patron, Almanya`dan birisi buraya büyük bir yatırım
yapmak için gelmiş. Hatta fabrika arsasını
felan almışlar, yakında inşaata başlıyacaklarmış.
Hem de bizim arkadaşlardanmış. Tam senlik bir
adam.
Patron, Türk standartlarına göre orta boy, tıknaz
ve sakallı birisi. Elindeki misvakla dişlerini
temizliyordu. Elamanını can kulağıyla
dinlerken zaten açık olan ağzı biraz daha açıldı
ve kenarlarından sular akmaya başladı.
Bizim vatan kurtaran -doğrusu, kurtarmaya giden- arslan
ile inşaatçımız da bir yolunu yordamını
bulup tanıştı:
Bir "Selâmunaleyküm" deyişi, bir bizimkini
kucaklayışı vardı ki, en usta oyunculara
bile taş çıkarırdı. Aslan-kaplan geçinen
bizimkisi ise saf mı safdı Dedikya, memleketin ve
insanlarının sevdalısıydı. Herkesi
kucaklıyor, seviyor, kendi gönüldaşlarına ise
toz kondurtmuyordu. Bizim yufka yürekli arslan "dava"sı
için kucaklarken,
onlar, bunu "paras"ı için kucakladıklarının
farkında bile değildi.
Vatan kurtarmaya giden arslanımız, böylesine "samimi
ve dürüst"(!) bir iş ve "dava" arkadaşıyla
tanışmayı büyük bir şanslılık
olarak görüyordu. Arkadaşın ne kadar da geniş
çevresi var, diyordu kendi kendine. Hergün yeni insanlarla
tanıştırılıyordu. İnşaatcımizın
da üzerine fikir beyan etmediği konu yok gibiydi.
Tarihden, siyasetten, dinden-tarikattan, hele inşaattan;
mektebini okumasa bile bir mimar-mühendisten daha iyi bilirmiş.
Nihayetinde memleketi kurtarmaya gitmiş olanımızı,
memleket imarı için kolları sıvamış
olan din ve vatanperver mütahitimiz "gardaş"
diye diye ikna eder, kafaya alır ve fabrika inşaatına
başlar.
Aradan çok zaman geçmeden bizimkisiyle tanışma
kuyruğunda bekleyen bir başka "gardaş"ımız
sabırsızlanmaktadır. Adam, bizim kahraman hakkında
bütün bilgileri topladıktan sonra huzura arz-ı
endam eder. İlk bakışta son derece kibar, bakımlı
ve beyefendi intibaını uyandırır. Kahramanımızın
merhamet damarlarını, gönül bağı olan
insanlarla beraber olma idealini, inancına olan
hassasiyetini öyle yakalarki...kurtuluşu mümkün değildir.
Çünkü herşeyinde samimi ve iyi niyetlidir. Geliş
sebebi, kurtarmak!
On parmağında on marifet olan (bizim kahramanın)
ikinci gönüldaşı, hatta -kendisinden yaşca büyük
olduğu için- "abi"si yılanın kurbağayı
yutmaya hazırlandığı gibi hazırlık
içerisindedir. Böyle bir fırsat, böyle bir "av"
böylelerine kırk yılın başında bir
kere gelir.
Bu arada işler bütün hızıyla devam etmektedir.
Yanlız, yatırımın bürokratik kısmı
Ankara`da tökezlemeye başlar. Çaldığı
her kapı yüzüne kapanır. Masadaki memur "Rüşvet
diliyle" konuştuğu için bizim saf kahraman
anlayamaz. Geri döner. Yanındaki hem mesai arkadaşı
hem de gönüldaşlarına danışır.
İçlerinden birisi:
-Gardaşımız ve velinimetimiz, sen halâ
meseleyi çözemedin mi?
-Hangi meseleyi?
Kıskıs gülmeler, birbirine manalı bakışlar.
-Senden para bekliyorlar, para! Adamları görmeden hiçbir
şey yaptıramazsın.
- Ama ben, hakkım olmayan, kanunsuz birşey
istemiyorumki.
Yılan bakışlı, yılan
niyetli söz aldı:
-Ağabeylerin ağabeyisi bizim büyük ağabeyimizin
Ankara`da çevresi geniştir. Onu devreye sokalım.
Arslanımız, yavaş yavaş tilki tuzağına
düşürüldüğünü fark eder gibiydi. Elini kafasına
götürdü, alnını ovaladı. İlk defa
beyninin zonkladığını fark etti. Zaman
daralıyor, işler vaad edildiği gibi yürümüyor,
nakit de gittikce azalıyordu. Teklifi kabul etti.
Ağabeyilerin ağabeyisi eski "reis", halâ
vatan kurtarma sevdasından vazgeçmemiş kahramanımızın
karşsında bir "Bilge Kağan" gibi
oturuyordu. Az konuşuyor, çok sigara içiyor ve işin
"çok zor" olduğunu izaha çalışıyordu.
Arslanımız, tepesinde kara bulutların toplandığını
gördükce çaresizlik girdabında kıvranmaya başlıyordu.
Son çare, "reis ağabeyi"ye ümit bağladı.
Ağabeyiler ağabeyisinin cebine de biraz "harçlık"
koyarak Ankara`ya yolcu etti. Ağabeyi gitti geldi, "para"
dedi. Gitti, otellerde mesken kurdu, "aloo!.." dedi
ve "para" dedi. Günler haftaları, haftalar
ayları kovaladı.
İnşaatcı "gardaş"ının
yaptığı duvar yıkıldı. Yılan
gözlü pazarlamacı "abi"si kahramanımızın
yanında secdeye, Boğaz`da ise kızlara gitti. O
da tahsilatı öyle bitirdi. "Reis",
kendim için istersem namerdim, dedi demesine de... Sonunda
o da namert çıktı.
Vatan kurtarmaya giden arslanı birer birer terk ettiler.
Memleket sevdası, nefrete dönüşme noktasına
doğru gidiyordu. "Burası Türkiye" sesleri
kulaklarında çınlıyor, tek başına da
olsa "yola devam" diyordu.
(Devam edecek)
SAYFA
BASI
Diğer
yazılar:
Vatan
kurtaran arslan
Hacı
düğünü
Uyarı
Kabına
sığmayan adam
Çocuğum
Bizim
Bey
Baba
Seyahat
SAYFA
BASI
|
|
|