A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMİ  
·  POLİTİKA  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  KADIN & YAŞAM  
·  SAĞLIK  
·  MUTFAK  
·  ÇOCUKLAR  


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de






Sen, Sana Emanet

“Almanya’daki Türk kökenli genç kadınlar arasındaki intihar oranı, aynı yaş grubu Almanlara oranla neredeyse iki kat daha fazladır (Frankfurter Rundschau, 18.2.2010).”

İnsanlık bir kadınsız, bir de dinsiz olmadı, olamazdı. İnsan denilen varlık, bir dişi ve erkekten ibaret olduğuna göre, aksini düşünmek zaten mümkün değil. İnsanlığın devamı, üremesi açısından olduğu kadar, sevmek, sevilmek, hükmetmek, istismar etmek için de, dünyaya hükmeden erkeğin kadına ihtiyacı var.

Kadın ve din

Yanlış veya doğru, hak veya batıl olsa da, insanoğlunun yaratıldığı ilk günden beri inandığı bir dini olmuştur. Hatta hiç inanmıyorum diyenler de, inanmadıklarına inandıklarından dolayı onlar da dinsiz sayılamazlar. Hangi milletten ve dinden olduğundan, hatta neye inandıklarından da bağımsız olarak, insanlık tarihi boyunca inanıyorum diyenlerle, inanmıyorum veya senin inandığına inanmıyorum diyenler arasındaki mücadele; bazen milletler, bazen de şahıslar nezdinde hep din üzerinden veya din yüzünden olmuştur.

İnandığı din adına adam öldürmek, din adına öldürülmek veya ölmek kadar; din adına gasp etmek, hak iddia etmek, din üzerinden biryerlere gelmek, din adına ve din için satmak, kazanmak, elde etmek veya kaybetmek... Sevdiği kadın adına veya kadın için ölmek, öldürmek, ona sahip olmak, istediği kılıfa sokmak, şekillendirmek, onun hakkını aramak, veya hakkını gasp etmek kadar; din gibi kadın da medeniyetler arasında bir savaş sebebi, propaganda malzemesidir.

Günümüzde Müslüman-Doğu ile Hıristiyan-Batı arasındaki medeniyet veya kültür çatışmasında kullanılan başlıca ‘malzeme’ kadındır.

Şahsî veya toplum çıkarına göre din yorumlayan, kendi kapasitesine denk din algılaması yapanlarla; töresine, aldığı eğitimin seviyesi ve değer yargılarına, refah düzeyi ve tabiî ki inancına göre kadın veya kadınlığı yorumlayan, değerlendirenler arasındaki benzerlikler büyük ölçüde paralellik arz eder.

Batı rönesansı, kadının masumiyet tabusunu yıkmış, kadına özgürlüğü, olabildiğince açılmakta görmüştür. İslâm “rönesansı” ise, kadını kölelikten, diri diri gömülmekten, alınıp satılan bir meta olmaktan kurtarmış, Hz. Peygamber Veda Hutbesi’nde; “Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim” dedikten sonra, zamanın erkek müslüman topluluğuna; “Siz de onlara nezaketle muamele edin” uyarısında bulunmuştur.

Bugün itibariyle hem Batı’nın hem de İslâm dünyasının kendi içinde veya birinin diğerine karşı kadın hak ve hukuku konusunda çıkış noktası, yukarıda izah etmeğe çalıştığımız iki farklı medeniyetin rönesansındaki kadın algılamasıdır. Batı’nın murat ettiği kadın, bugün itibariyle vahşi kapitalizmin şekillendirdiği kadın mı? Veya, nezaketle muamele görmesi ve haklarının gözetilmesi hususu gibi, Peygamber buyruğuna  günümüzün müslüman kadını ne kadar yakın veya ne kadar uzaktır?

İki cendere arasındaki kadın

Özellikle Batı’nın kültür coğrafyasında yaşayan müslüman kadın iki cendere arasında sıkıştırılmış gibi eziyet çekmektedir. Bir tarafta kendi ananesi, aile anlayışı, dini inancı, diğer tarafta birlikte yaşadığı yerli-çoğulcu toplumun farklı değer yargıları... Bir de bu acıya bazı cahil, merhametsiz, yumurta topuklu, burma bıyıklı, külhanbeyi, kahvehane erkeği, kadını tapulu malı gibi gören, gaddar, ne İslâm’dan ne de insanlıktan nasibini almış, dışarıda elin namusuna sulanırken evde namus bekçisi kesilen;
abi,
koca,
baba,
sevgili
olan insanların erkeklik taslaması, iki kültür arasındaki kadının hayatını cehenneme çeviriyor.

Kim ne derse desin, dünyanın her tarafında kadına hak veren, hak tanıyan yine erkek egemenliğidir. İslâm’da ise, bu hak bizzat Yaradan tarafından verilmiştir. Ne yazık ki Cahiliye döneminden kalma zihniyet, birçok konuda olduğu gibi, kadın hakkı ve toplumdaki yeri sözkonusu olduğunda, dine uymaktan ziyade dini kendisine uydurmuştur. Böylece kadın hakları konusunda da, İslâmî akideler dinin özüne ters törelerin gölgesinde bırakılmıştır.

Acımasızca tüketilen hayat

Muhafazakâr kesimin bunca eksik ve noksanına rağmen, değerlerin erozyona uğramasıyla asıl çözülme, inanç bazında kendi ekseninden uzaklaşarak, başka kültürlerin yörüngesine girenlerde başlıyor. Sonu ölümle neticelenecek bir hayatın ötesine inancı olmayan insan için, yaşamakta olduğu hayat çekilmez bir hâl alır. Bunun çekilebilirliği için, kadın veya erkek olan insanın başka şeyler çekmesi lazım. Bunun üzerine erkek, karı kahrı; kadın da koca kahrı çekemeyeceğine göre, ya başkalarına çekip gidecek veya başka şeyler çekecek.

Bugün ileri sanayi toplumunun genç nesilleri, gençliklerini öyle bir acımasız ve pervasızca tüketiyorlar ki, ömrün ortalarına geldiklerinde, sevebilecek yürek sahibi ve sorumluluk taşıyacak, kahır çekecek bir fedakâr insan olmaktan çıkmışlardır artık. O saatten sonra herkes kendi dünyasındaki yalnızlığın mahkûmu olur.

Sözkonusu toplumların içinde yaşayanlar bu durumu bütün çıplaklığıyla gördükleri hâlde, niçin bundan ders alamazlar? Diğer taraftan da, henüz daha hayat tecrübesi olmayanların mevcut manzarayı okumaları beklenemez. Kim ne derse desin; Almanya veya başka bir Avrupa ülkesinde yetişen genç kızlarımız, gelinlerimiz veya hanımlarımızın içinde bulundukları sosyo-psikolojik ortam, aile içinde kopacak kıyametlerin habercisidir, anlayan ve görebilenler için. Namus, eve hapsedilerek korunamaz. Oğlunuzun kız arkadaşı, yani sevgilisi olunca çaktırmadan gurur duyacaksınız, fakat kızınızın başına da aynı oğulu “Namus Bekçisi” olarak görevlendireceksiniz. Bu hata öldürmese de delirtir, delirtmese de günün birinde evden kaçırtır.

Kadın sığınma evlerine kocasının zulmünden kaçanlarla, sarhoş, keş, avare, zampara, kumarbaz kocalarını büyük bir sabırla evinde bekleyen genç kadınlarla birlikte matemdeyim, yasdayım... Onların acılarını yüreğimin derinliklerinde hissediyorum. Hatalı, eksik eğitimden veya eğitimsizlikten, çevrelerinin yanlış yönlendirmesinden, aslında onların iyiliğini düşündüğünü zanneden büyüklerinin cehaletinden dolayı genç yaşta hayatını zehir eden;
kızlarımıza,
gelinlerimize,
kadınlarımıza,
acziyetimin bir ifadesi olarak yalvarıyorum: Hz. Peygamber’in sözünü duymamazlıktan gelerek, size nezaketle muamele yapmayan, sizi Allah’ın emaneti olarak görmeyenler yüzünden kendinizi ateşe atmayın, ağlamayın ve ağlatmayın! Vallahi size yapılan zulümden dolayı göklerin gazaba gelmesinden korkuyorum. Allah’ın emaneti olan seni, ben de sana emanet ediyorum...


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:


Sen, Sana Emanet
Bu Vebal Kimin?
Vicdan Ayaklanması
Bir İnsan İnşa Etmek
İhanetlik Bizdedir
İmam Hüseyin

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Sen, Sana Emanet
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam

Yakup Yurt

14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam

Hidayet Kayaalp

OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam

Ali Kılıçarslan

TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Leman Kuzu

SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam

Yakup Tufan

GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat