|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Serseri Kurnazlar, Kurnaz Serseriler
Oturduğum semtin tren istasyonuna geldiğimde, iki elinde
birkaç tane tıka basa dolu plastik torbalarla ve pantolun
kemerine taktığı bir tomar anahtarla oralarda dolaşan bir
“serseri” adam vardı. Önce torbaların ikisini birkaç adım
ileriye götürdükten sonra yolun üzerine bırakır ve geri
dönerek diğerlerini de aynı noktaya taşırdı. Daha sonra yük
taşımaktan veya çalışmaktan yorulmuş bir insan edasıyla
hafiften belini doğrultarak etrafına göz atardı.
Tramvaya bineceğim metro durağına indiğimde ise, hep aynı
saatlerde, aynı oturakta bira şişesi yanında, elinde gazete
“okuyan” bir başka “serseri” son günlerde dikkatimi çeker
oldu. Hemen hemen her gün aynı manzarayla karşılaşmaya
başladığımdan, adamı göz ucuyla takip ettim: Gazeteyi
okumuyor, dakikalarca aynı yere bakdıktan sonra, hafiften
başını kaldırıp etrafındakilere bir göz atıyor ve tekrar
okurmuş gibi yapmaya devam ediyordu.
Ivır zıvır dolu torbaları ıklaya zıklaya taşırken etrafına;
sadece sizin torbalarınız dolu değil, bakın ben de dopdolu
torbalarımı zoraki taşıyorum, intibasını uyandırmaya
çalıştığını tahmin ettiğim “serseri”, belindeki
anahtarlarıyla da; her ne kadar sokaklarda günümü geçirsem
de, benim de birçok kapıları olan mekânım, başımı sokacak
yuvam var ve bu anahtarlar da işte bunun ispatıdır, demeğe
getirdiğine dair bende kanaat oluştu.
Gazeteyi okuyormuş gibi yapan “serseri”yi daha çok sevdim.
Okumasa da, okumuş bir toplumda okuyan insan intibasını
uyandırmaya gayret etmesini veya; bakmayın buralara
takıldığıma, zannettiğiniz gibi ben cahilin birisi değilim,
türünden bir havaya kendisini sokmuş olmasını; bu yönde
etrafındakilerini, serserice değil akıllıca, ikna gayretleri
olarak yorumladım.
Kalkınmışlık göstergesi
Yirmibirinci Yüzyıl’da ileri sanayi toplumlarının
kalkınmışlık emarelerinden birisi de, üretilen çöptür: Ne
kadar çöp, o kadar kalkınmışlık! İkinci Dünya Savaşı sonrası
Almanya’nın önemli yazarlarından birisi olan Heinrich
Böll’ün; “Bir ülkenin hümanistliği, günlük hayatta
kullanılabilir nelerin çöpe atıldığına göre ölçülür” sözüne
atfen, sokaklarda, köprü altlarında yaşayan insanlar için J.
Vogt da, bu kavramın birden çok anlam taşıdığına dikkat
çekerek; “Çöp, kullanılmayan malzemedir ki, buna insan
malzemesi de dahildir” diyor. (1)
İktisadî gelişmişlik insanın refah düzeyini de artıyor,
fakat sonsuza kadar değil... Son yıllarda Almanya’da refah
seviyesinden daha hızlı olarak yükselen bitkinliktir. Suda
bile yorgunluğun izlerini görmek mümkün. Akarsular ve
göllerde, iş dünyasının baskılarına dayanamayanlara yazılan
anti deprosyan ilaçlar birikmeğe başladı.(2)
Sanayileşmiş toplumlarda görülen bu karakteristik özelliği;
(Batı tipi) kalkınmışlığın yan tesirleri diye izah etmek de
mümkün. Belki de, “İşçi sınıfını oluşturan sanayileşmenin,
bugün işçi sınıfını gereksiz kılması(3)” neticesinde,
“kullanılmayan insan malzemesi”nin sokağa, köprü altlarına,
metrolara atılmasıdır.
Her adem bir alemdir
Her adem bir alemdir. Her sokağa atılan adem, bir alemin
yörüngesinden kopuşudur. İşe yaramaz, çöplük olarak
değersizleştirilen bu ademlerde nice cevherlerin gizli
olduğunu ancak onları deşelerseniz anlarsınız. Ülkemizde
zaman zaman gazetelere yansıyan dürüstlük örneği
davranışların bir benzerini , bu sefer ABD’nin Kansas City
şehrinden gelen haberde okuyoruz: Sokakta yaşayan bir insana
birkaç kuruş yardımda bulunurken, pırlanta evlilik yüzüğünü
de yanlışlıkla adamın uzattığı yardım kabının içine atan
genç kadın, daha sonra bunun farkına varır. Kendisi için
büyük bir değeri olan yüzüğün peşine düşen kadın,
nihayetinde yardımda bulunduğu adamı köprü altında bulur ve
kendisine daha durumu izah ederken, Afro-Amerikalı, o günden
beri muhafaza ettiği yüzüğü kadına takdim eder. Sokakta
yaşayan bu adamın dürüstlüğü karşısında, kadın kocasıyla
birlikte, dünyaya hükmeden “Süper Güç”ün sokağa terk ettiği,
yatacak yer, yiyecek ekmek veremediği Billy Ray Harris için
ülke çapında bağış kampanyası başlatırlar ve kısa sürede 140
bin dolardan fazla para toplanır. Bağışta bulunanlardan
birisi; bu adam holding menecerlerine, banka ve borsa
sektörü çalışanlarına dürüstlük seminerleri vermelidir,
demesinin yanısıra, haberi veren gazetenin, bazen dürüsütlük
de karşılık buluyor (4), şeklinde not düşmesi; insanlığın
ahlâkî çöküşüne işarettir: Bir yanda deveyi hamuduyla
yutarken, kamu malını, devlet kasasını yağmalayanlar, diğer
yanda çöplükten geçinirken, dürüstlüğü elden
bırakmayanlar...
Yaşadığımız çağın dünya hâkimiyetini elinte tutan ülkelerde,
yurtsuz-yuvasız, alkol veya uyuşturucu müptelası,
psikolojisi bozulmuş, sokakta yaşamaya mahkûm edilmiş insan
sayısının hızla artması, bir zaafiyet göstergesidir. İnsanı
eşya gibi, malzeme niyetine kullanan ve işi bitince de, “işe
yaramaz bir malzeme” gibi kaldırıp atan bir sistemin “insan
artıkları”dır bunlar... Başka ülkeleri güç kullanarak işgal
edenlerin, korumasız ve yardıma muhtaç kendi insanlarına
sahip çıkmaması, insanî taraflarının zayıflığına delalettir.
Çünkü güçlü, zayıfın yanında yer alandır.
...mış gibi yapmak
Olmayanı olmuş gibi, yapılmayanı yapılmış gibi vermeğe,
göstermeğe çalışmak; çok kurnazca düşünülmüş bir eylem
biçimi olsa da, nihayetinde takke düşüp kel görüneceğinden,
serserice bir girişimdir. Heybesi dolu olanlara özenenler,
çer-çöple doldurulmuş heybeyi taşımanın, boşuna hamallıktan
öte bir getirisi olmadığını, okumuşa özenenler de, yazıya
bakmakla yazılanı okumanın aynı olmadığını zaten
anlamazlar...
Kendi meziyetlerini başkalarına anlatma ihtiyacı hisseden
fertler kadar toplumların tam da propagandasını yaptıkları o
konuda mutlaka bir eksikliği vardır. Z. Bauman’ın; “Bir
topluluk kendi değerlerini metheder, kendine hayranlığını
afişlere taşır, yaptıkları işleri taraftarlarının övmeleri
için baskı uygularsa, böylesi bir topluluğun artık
varlığından söz edilemez (5)” babında sözleri bana,
propagandayla ayakta kalmaya çalışan totaliter rejimleri
hatırlattı. Sadece onunla da kalmayıp; “yanlış yolda
olanları” hidayet çizgisine çekmekten acizleri, mensubu
oldukları topluma karşı sorumluluklarını bihakkın yerine
getiremeyenleri ve kendilerine yöneltilen mesnetsiz
eleştirilere cevap veremedekleri hâlde, kurtarıcı rolüne
soyunanları da hatırlattı...
İşe yaramaz eşyaları torbala doldurup taşıyanlar ve elindeki
gazeteyi okuyormuş havası vererek bakıp duranlarla, bunların
takip ettikleri yol ne kadar da birbirine paralellik arz
ediyor...
Yemin etmek; umumiyetle bir yalanı örtbas etmede, olmayanı
olmuş gibi göstermede devreye sokulan bir (yanlış)
yöntemdir. Dinî kavramları diline pelesenk edenlerin
dindarlığı, hitabetinde (retorik) Batılı sözcükler ve
kavramları özellikle kullananların entelektüelliği,
samimiyetten ve inandırıcılıktan uzaktır. Bizim kültürümüzde
aslolan insandır, taşıdığı etiket değil! Fakat öyle bir
zamanede yaşıyoruz ki, genelleme yapmamakla beraber,
büyüklüğü mütevazilikte, alçakgönüllülükte gören bizim
medeniyet anlayışımızla adeta örtüşür bir vakur duruş
sergileyen Batılı alimlerdeki bu özelliği maalesef
bizimkilerde göremiyoruz. İçini dolduramadıkları akademik
ünvanlarını önplana çıkararak toplumda kendilerine yer
edinmeye tenezzül edenler münevver olamazlar!
Muhteva ve seviye bakımından bir futbol maçı üzerine yapılan
gereksiz tartışmalar seviyesinde tv kanallarında sürdürülen
proğramlarda arz-ı endam edenlerin çoğunluğu; münevver,
aydın, entelektüel donanımdan yoksun, fakat etrafına
öyleymiş gibi görüntü vermeğe çalışan (kurnaz) insanlardır.
Metroda elindeki gazeteye bakıp duran serseri de, çevresine
benzeri bir kurnazlıkla “okuyan adam” görüntüsü vermeğe
çalışıyordu.
Heybeniz çer-çöple doluysa, tükettiğiniz enerji ve zaman,
çer-çöp uğruna hamallıktan başka ne olabilir... Bakıyor da
görmüyorsanız, görüp de okumuyor, okuduğunuzu da
anlamıyorsanız; elinizde gazete tutmanız, kitaplar önünde
resim çektirmeniz ve ehl-i kitap bir medeniyete mensubiyeti
dilinize dolamanız, sadece sizin kitapsızlığınıza delalet
eder.
1: H. Jürgenbehring, Ethische und Religiöse Themen bei
Henrich Böll
2: Wolfgang Uchatius, Jan Müller hat genug, Die Zeit,
28.02.2013
3: Jonh Gray, Von Menschen und anderen Tieren, Abschied von
Humanismus
4: Suedeutsche.de, 24. 02. 2013
5: Gemeinschaften
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Serseri
Kurnazlar, Kurnaz Serseriler
Şehirlerin
ve Zihinlerin Gettoları
Kalabalıklar
İçinde Anonimleşmek
“Biz”likten,
“Ben”liğe Doğru...
Arkaik
Toplumlar, Gelişmekte Olanlar...
Memleketin
İki Yüzü
SAYFA
BASI
|