A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMİ  
·  POLİTİKA  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  KADIN & YAŞAM  
·  SAĞLIK  
·  MUTFAK  
·  ÇOCUKLAR  


  DUYGULAR

     Ayten Kılıçarslan

 

ayten.kilicarslan@web.de


Kadın Dindarlığına Hürriyet

    Mısır vatandaşı Marwa El-Sherbini 1 Temmuz 2009 tarihinde Dresden Eyalet Mahkemesinde görülen temyiz davası sırasında 18 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Marwa, Mısır Kadınlar Hentbol Takımı milli oyuncusu ve üniversite mezunu bir kimyagerdi. İki yıllığına geldiği Almanya’da hakimin, savcının, davalı avukatının, kocasının ve henüz üç yaşındaki oğlunun gözleri önünde bıçaklanarak öldürülen Marwa, tarihe not düştü.

Bütün sosyal ve siyasi hareketlerde olduğu gibi kadın hareketlerinde de ilkler önemlidir. Çocuğunun salıncağı için çocuk parkında tartıştığı Rusya kökenli Alman ırkçı gencin bir yıl boyunca sönmeyen kininin kurbanı Marwa El-Sherbini, başörtüsünde sembolleşen kadın dindarlığına hürriyet mücadelesinin Avrupa'daki ilk kurbanı oldu.

Dini bağnazlığın ve engizisyonların açtığı yaraları kilisenin sultasından kendisini kurtararak sarmaya çabalayan ve geçirdiği evrelerle din, inanç ve vicdan hürriyeti prensibine sıkı sıkıya yapışan Avrupa’da „kadın dindarlığına hürriyet" mücadelesi de ne demek sorusunu haklı olarak soracaksınız. Çünkü aydınlanmanın, demokrasi, cinslerin eşitliği ve insan hakları söyleminin beşiği zannedilen Avrupa’da 21. y.y.da hem kadına, hem dindarlığına yönelik bir hürriyet mücadelesi, ilk bakışta insana oldukça saçma (absurd) geliyor.

Ancak, bu değerlerin sadece Avrupa'ya ait olmadığını, bu değerlerin kabul görmesinin Avrupa'da yakın dönemde ve ancak kanlı mücadeleler sonucu gerçekleşebildiğini bilenler için bu durum, çok da şaşırtıcı değil. Zaman zaman bütün medeniyetler kendi değerlerine sahiplenme veya bunlardan uzaklaşma noktasında dönem dönem iniş çıkışlar yaşarlar. Değerler sistemini sahiplenen insan toplulukları, için genellikle farklı standartlar mevcuttur. Demokrasi iyidir de, hakim gruplar gibi düşünmeyenlerin susturulması gerektiğinde demokrasi kendisini koruyacak tedbirleri alır. Kadın-erkek eşitliği gereklidir, ancak kadın tipine uymayanlara göre normları belirleyenlerin kalıbına uyan kadınlar daha eşit olmalıdırlar. Nitekim başörtüsü yasağı getirilirken benzer gerekçeler kabul görmüştür.

Başörtüsünden yana tavır koyan kadınlar, önce demokrasinin ve kadın-erkek eşitliği prensibinin karşısında engelmiş gibi gösterilmiştir. Başörtüsü aynı zamanda devletin tarafsızlık ilkesine engel sayılmıştır. Burada yasaklama tavrının da bir taraflılık olduğu unutulmuştur. Sonuç olarak başörtülü müslüman kadının özgür iradesini kullanma ve kamuda çalışma ve kariyer yapma hakları elinden alınabilmiştir. Bilindiği gibi federal yapıya sahip Almanya'da, eyaletlerin neredeyse tamamında başörtüsü ile devlet okullarında öğretmen veya sosyal görevli olarak çalışma yasağı, bazı eyaletlerde ise hukuk da dahil bütün kamu alanlarında çalışma yasağı getirilmişti. Uygulamada eyalet yasaları tarafından birebir anılmayan alanlarda ve özel sektörde de uygulanan bu yasak, başörtülü kadınlara sosyal ve kamusal hayattan el çektirilmesi sonucunu doğurmuştur.  İnsan hakları ihlallerini inceleyen araştırmalarda da ortaya konulduğu gibi başörtülü kadınlar meslek eğitim yeri ve işyeri bulmakta diğer hemcinslerine göre daha yoğun engellerle karşı karşıyadırlar.

Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar. Bütün bu gelişmeler, kamuoyuna başörtülü müslüman kadının tehlikeli ve istenmeyen bir varlık olduğu sinyalini vermektedir. Buna paralel olarak Avrupa'da hızla yayılan İslam ve Müslüman düşmanlığı başörtülü müslüman kadın düşmanlığına dönüşmektedir. Müslüman erkek, kadınlardan daha az İslam ve müslüman  düşmanlığının mağdurudur. Erkek, dindarlığını dışa yansıtmaksızın dini mensubiyetini gizli tutabilmekte ve tercihlerini kullanmakta daha hür olabilmektedir. Kadın, hele hele başörtüsünü dindarlığının bir parçası olarak kabul etmişse ve sosyal hayata başörtüsüyle katılarak dindarlığını yaşama hürriyetini sonuna kadar kullanmaya kararlıysa, bu imkana sahip değildir. Bu yüzden başörtüsünden vazgeçmeksizin diğer erkek ve kadınlardan farksız bir şekilde toplumsal hayatta yer almak isteyen kadınların verdiği mücadelenin adı salt başörtüsü mücadelesi olarak adlandırılamaz. Başörtülü müslüman kadınlar, kadın dindarlığına hürriyet mücadelesi içindedirler.

Alman Anayasının 3, 4 ve 5. maddeleri, dindar olma hürriyetini garanti altına alan temel haklara vurgu yapar. Ancak bu haklar söz konusu kadın olduğunda uygulanmayınca nedense kıyamet kopmamaktadır. Çünkü canı acıyanlar da, sesi en az çıkanlar da kadınlardır. Ne yazık ki, medya ve politikada bu canı acıyan kitlenin lobisi yoktur. Bu durum canı acıyanların suni oluşturulan toplumsal kategorilerin mağduru haline gelmelerine yol açmaktadır. Bu kategorilere göre insanlar eşit haklara sahip olmakla birlikte her insan eşit değildir. Eşit olmayı hak etmek için önce Avrupai değerleri paylaşmak gerekir. Avrupai değerler manzumesi ise güya Hristiyanlık dini ve aydınlanma tecrübesi ile şekillenmiştir. Bu değerler manzumesine İslam ve Müslümanların katkıları yok sayılmaktadır.

Anayasa sınırları içinde toplumsal hayatın düzenlendiği bir hukuk devleti olan Almanya'da, halkın medya ve politika marifetiyle empoze edilen resimleri doğru imiş gibi benimsemesi, ortaya çıkan islam fobisinin beslenmesine, şimdilik azınlık olarak adlandırılabilecek İslam ve Müslüman düşmanı grupların giderek pervasızlaşmasına, sessiz çoğunluğun ise gelişmeler karşısında pasifleşmesine yol açmaktadır.

Mısırlı Marwa El-Sherbini kendisine "islamcı, kadın terörist ve sürtük" diyerek hakaret ettiği için mahkemeye verdiği Rusya kökenli Alman genci tarafından mahkemede aynı hakaretlere yeniden maruz kalmış ve "sizin gibileri yaşatmamak lazım" diyen katilinin 18 bıçak darbesiyle karnındaki üç aylık bebeğiyle birlikte şehit edilmiştir. Medyaya yansıyan haberlerde katilin ırkçı söylemleriyle tanınan NPD seçmeni olduğu belirtilmektedir.

Katil, hakaret etmeden önce Marwa'yı hiç tanımamıştı. Marwa'ya hakaret etmesinin tek sebebi onun başörtüsünden dolayı müslüman olduğunu anlamasıydı. Marwa'nın katili bir Müslüman düşmanıydı ve Müslümanlar ona göre toplumun eşit bir bireyi değildi. Marwa binlerce hemcinsinin, binlerce başörtülü müslüman kadının yaptığı gibi kendisine dindarlığını yaşamasından dolayı yapılan hakareti umursamazlıktan gelmedi. Medeni cesaret göstererek bir hukuk devletinde duyarlı bir vatandaşın yapması gerekeni yaptı. Hakkını aramak için mahkemeye gitti. Çünkü o dindarlığını yaşayabilmek ve bunu yaparken onurunu zedeletmemek istiyordu. Bana göre Marwa salon kahramanlarından daha büyük bir iş yaptı. Hukuku harekete geçirerek onurunu savundu. Kadın dindarlığına sessiz hürriyet istedi. Hukuk onu haklı bulmuştu. Ancak İslam ve müslüman düşmanlarının pervasızlaştığı ortamın sorumluları Marwa'nın hayatını koruyamadılar. Marwa'nın başına gelenlere medya, politikacıların ezici çoğunluğu ve kadın hakları savunucuları sessiz kalmayı tercih ettiler.

 

Bundan böyle 1 Temmuz 2009, kadın dindarlığına hürriyet mücadelesini bize hatırlatacak.

Allah (c.c) rahmet eylesin! Mevlam, geride bıraktığı ailesine sabırlar versin! Ruhu şad olsun!

E-Posta: ayten.kilicarslan@web.de

Yazarın diğer yazıları:

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Çağdaş Dünyada Kadın Sorunlarına İslami Bakış
Almanya ‘artık vatan’ mı?
Yeni bir skandal!
Buna hakkınız yok
Almanya’nın rotası
Müslüman Kadınlar, Birleşin!
Namus Cinayetleri
Türkler şiddet kurbanı
Almanya yaşlanıyor
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Seçimler ve Azınlık Türk Kadın Hareketi İlişkisi
Göçelim, ancak göçen olmayalım!
Erkekler farklı mı ölür?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Aman, çifte kavrulmayalım!
Avrupa aydınlanmış da...
Hollanda’da pişti, üzerimize düştü
Kadınlar siyasetin neresinde?
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?


SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Bu Vebal Kimin?
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam

Yakup Yurt

14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam

Hidayet Kayaalp

OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam

Ali Kılıçarslan

TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Leman Kuzu

SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam

Yakup Tufan

GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat