|
Almanya’nın rotası
Bir
buçuk ay kadar önce Federal Adalet Bakanı Brigitte
Zypries’in din hürriyetinin kısıtlanması konusunda yaptığı
açıklama, birkaç Almanca yayın yapan basın organı dışında
gereken yankıyı bulmadı. Birlik 90/Yeşiller’e yakınlığı ile
tanınan TAZ
gazetesi, bakanın açıklamalarını „Brigitte Zypries bir
kültür savaşı mı alevlendirmek istiyor?“ sorusuyla
değerlendirdi. Çünkü Bakanın sözleri, bugün Federal
Almanya’nın haklı olarak gurur duyduğu Federal Anayasası’nın
koruma altına aldığı, en temel insan haklarından din
hürriyetini ortadan kaldıracak bir adımdı. Bu durumda fikir
hürriyetine önem veren ve karikatür krizinde şahit olduğumuz
üzere, hürriyeti herşeyin önünde tutan Alman basınının
müthiş bir kampanya başlatması, Alman siyasi partilerinin bu
teklife itiraz etmesi ve sözkonusu tepkinin Bakanı istifa
etme noktasına getirmesi beklenirdi. Ancak böyle olmadı.
Alman siyaseti ve medyası Anayasa’ya bağlılık sınavında
sınıfta kaldı.
Bakanın teklifi neydi?
Bakan temel haklardan olan din hürriyetinin kısıtlanmasını
ve sadece dini ibadetlerin koruma altına alınmasını
savunuyor; kiliselerin ticari faaliyetlerinin veya kız
çocuklarının spor derslerinden muaf tutulmalarının din
hürriyetinin dışında bırakılmasını istiyordu.
Bakan’ın iddia ettiği gibi bir problem gerçekten bu ülkede
var mı? Yani din hürriyetinin ardına sığınarak bu ülkede,
kişiler bazı sorumluluklarından veya mecburiyetlerinden
kaçıyorlar mı? Mesela, veliler özellikle kız çocuklarının
spor derslerine katılmaları veya sınıf gezilerine
katılmalarını istemiyor ve bu konuda din hürriyetinin
arkasına mı saklanıyorlar? Yoksa pek çok okul, velilerin hiç
de haksız sayılmayacak endişelerine kulak tıkayarak basit
organizelerle giderilebilecek bir endişeyi büyük bir mesele
haline mi sokuyor? Çocuklarını okul gezilerine göndermeyen
„Yahovanın Şahitleri“, din hürriyetlerini demokratik ve
hukuki bir hak olarak kullanabilirken, Müslüman kökenli bir
aile sınıf gezilerinde çekince gösterince neden din
hürriyeti birden problem sayılıyor? Daha da önemlisi, temel
hak ve hürriyetlerden birisi olan din hürriyetindeki her
türlü kısıtlama taleplerinin en üst düzeyde dillendirilmesi
ve muhtemel bir anayasa değişikliği söz konusu olduğunda
doğabilecek kamuoyu tepkisini ölçmeye çalışan siyasilerin
karşılaştıkları sessizliktir. Muhtemel bir uygulama halinde
doğrudan kendilerini de etkileyeceği kesin olan din
hürriyetinin kısıtlanması ihtimaline Hristiyanlar ve kendi
kilise örgütlenmelerinin bu sessizliği, Almanya’daki
demokrasi anlayışının düzeyi hakkında fikir vermektedir.
Bugün Müslümanlara yönelik hak kısıtlamalarının yarın diğer
din sahiplerini etkilemeyeceğinin garantisi yoktur?
Benzer sessizliği sekiz eyalette uygulamaya konulan ve
pratikte hayatın bütün katmanlarını etkisi altına alan
başörtüsü yasağında da yaşamıştık.
Bu tartışma, hatta tartışmama, bizi bir sonuca
ulaştırmaktadır: Fikir hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti
gibi temel hak ve prensipler Avrupa için aydınlanma
hareketinin bir sonucudur. Ancak aydınlanma, Avrupa’da
yaşanan ikiyüzlü, ırkçı ve faşizan uygulamalara engel
olamamıştır.
Gerek laikçi çevrelerin, gerekse ırkçı örgütlenmelerin yan
yana düştüğü İslam dini ve Müslüman dindarlığı karşıtlığının
geldiği nokta, özgürlüklerin hiçbir haklı gerekçeye
dayanmaksızın kısıtlanmasıdır.
Halbuki Almanya, gerek Anayasası, gerekse yasalarıyla devlet
düzeninin kalıcığı alanında gerekli tedbrileri almayı
başarmış, bu tedbirleri alırken de hürriyetçi demokrasiden
en az taviz vermeyi başarmış ender devletlerden biri olarak
bilinmektedir. Son dönemlerde yaşanan tartışmalar ve bu
tartışmalara dahil edilen politikacı görüşleri, Almanya’nın
yavaş yavaş 50-60 yıl öncesine doğru yol almak üzere
dümenini kırdığını, bunu yaparken de demokratik hak ve
özgürlükleri birincil olarak seçilmişlere sunmayı, sevimsiz
bulduğu gruplara ise kendi vatandaşı da olsalar, yavaş yavaş
sırtını dönme eğilimi göstermeyi tercih ettiğini görüyoruz.
Sevimsizlik kavramı her döneme göre değişebilen bir yapıya
sahip. Sevimsizlik temel belirleyicilerinin en önemli
ayağını ise, Batı Hristiyanlık anlayışının dışında kalmak
oluşturuyor.
E-Posta:
a.kilicarslan@web.de
Yazarın
diğer
yazıları:
Almanya’nın
rotası
Müslüman
Kadınlar, Birleşin!
Namus
Cinayetleri
Türkler
şiddet kurbanı
Almanya
yaşlanıyor
A’dan
Z’ye plan olsanız ne yazar?
Seçimler
ve Azınlık Türk Kadın Hareketi İlişkisi
Göçelim,
ancak göçen olmayalım!
Erkekler
farklı mı ölür?
8
Mart Dünya Kadınlar Günü
Aman,
çifte kavrulmayalım!
Avrupa
aydınlanmış da...
Hollanda’da
pişti, üzerimize düştü
Kadınlar
siyasetin neresinde?
Azınlık
Türk kadın hareketi var mı?
SAYFA
BASI
|