|
DUYGULAR
Ayten Kılıçarslan
|
|
|
a.kilicarslan@t-online.de
|
Müslüman Kadınlar, Birleşin!
Sanki bir satranç oyununda
çevresi fillerle sarılmış, kaleleri alınmış, askerleri teker
teker ortadan kaldırılmış kraliçeyi oynuyoruz. Bir tarafta
beyaz truva atı L harfinin dibinde bir ucunda siyah şah, bir
ucunda siyah kraliçe, diğer tarafta beyaz filler çapraza
durmuş hangi kareye geçersek geçelim oyun dışına atmak için
son hamleye hazırlanıyorlar.
Satranç tahtasının başında olduğunuzda en fazla beyniniz
zonklar, böyle bir durumda ilk hamlede kraliçenin
alınacağını, en geç ikinci hamlede şahın mat edileceğini
bilir ve pes etmeye hazırlanırsınız. Neticede kaybedecek
birşeyiniz olmaz, ne de olsa alt tarafı bir oyundur. Ancak,
bir de o tahtanın üzerindeki kraliçe sizseniz, vay
halinize...
Şimdi otağında şah tahtası önünde oyun kuran kişi Yavuz
Sultan Selim olsa acaba ne yapardı? En zor dönemde 33 yıl
iktidarda kalan ve herzelerin oyunlarını daima bozan dâhi
padişah İkinci Abdülhamit olsa, nasıl bir strateji çizerdi?
Ne de olsa sözkonusu satranç
tahtasındaki figür, kraliçe... O denli sıkıştırılmış bir
durumda ki, kraliçe olmanın verdiği rahatlıkla ileri-geri,
düz ve çapraz öne-arkaya hamle yapamıyor. Dört bir tarafı
sarılmış... Üstelik oyun, kuralına göre de oynanmıyor.
Kurallara tek uyan ve zaten uyması da beklenen satrancın
siyah figürleri. Beyazlar oyunun kuralını kendileri
belirliyorlar. Müslüman kadın, oyunun kurallarına göre
oynanmadığı satranç tahtasındaki kraliçe çaresizliğinde...
Satranç ustaları bilirler. Oyunda kraliçe önemlidir. Yalnız
bırakılmaz, bir basit figür için feda edilmez. Her zaman
etrafında bir koruma alanı vardır. İleri hamle yaptığında,
yer değiştirebileceği bir yeri her zaman hazır tutulur.
Ancak bu kez öyle değil. Kraliçenin etrafı talan edilmiş
savaş alanını andırıyor. Kendisini kurtarabilmek için
askerler ve kumandanlar kraliçeyi de kralı da çoktan yalnız
bırakmışlar. Kraliçenin arkası da yanları da boş. Kimisi ben
siyasete dokunmam, sadece dini bir cemaatim diye, kimisi
ortada toplanacak parsa görmediği ve gerginliğe taraf olmama
kaygısıyla, kimi çaresizlikten, kimi stratejisizlikten, kimi
vurdumduymazlıktan kimisi de intikam peşinde kraliçeyi kendi
kaderine terketmişler.
Beylerin umurunda mı? Başörtüsü takanlar kendileri değil
ya... hanımları, kızlarına gelince.. ne işleri var dışarda,
ne işleri var kariyer peşinde koşmakta, ne işleri var
siyasette, ne işleri var iş sahasında? Mutfak nelerine
yetmiyor? Mutfakta, evlerinde, oturma odalarında onlara
karışan mı var? Helal olsun size bu oyunu kuranlar...
Müslüman kadını pasifize etmek isteyenlerle Alman
politikacıları ortak bir noktaya getirdiniz ya..
Koskoca derneklerin, çatı örgütlerinin, kitle
teşkilatlarının, bilmem ne şuralarının, falan okulların,
filan eğitim kuruluşlarının, feşmekan parti uzantılarının hiç
mi hiç umuruna değil. Onlar yaldızlı cami mimberlerini
sıvazlayıp, rengarenk seramiklerin gölgesinde namazlarını
eda ede dursunlar. Onlar kimsenin kendilerini duymadığı
sigara dumanından boğulan dernek lokallerinde vatanı
kurtarmanın efsanevi planları peşinde koşsunlar. Zaten
çocuklarının okullardaki başarısızlığıyla da attıkları
nutuk, destekledikleri partilerin aldıkları oy kadar
ilgilenmemişlerdi...
Sakın beylerin, paşaların keyiflerine dokunmayın... Onlar
nasılsa biliyorlar ki, Alman medyasının ısıtıp ısıtıp
manşetlere, ekranlara taşıdığı Müslüman kadını aşağılayan,
onu aptal, ezilmeyi hakeden ve ezilmekten hoşlanan,
beceriksiz, uyumsuz, dil bilmeyen, toplumla uyuşmak
istemeyen birer mahlukat gibi yansıtan resimlerin
kendileriyle ilgisi yoktur. Müslüman kadının üzerinden islam
ve müslüman düşmanlığı yapılması, kadınlık haysiyetleriyle
oynanması, başörtüsü sebebiyle işe alınmamaları, oturma
izinleri için resimlerinin kabul edilmemesi, meslek
öğrenememeleri, staj yapamamaları, öğretmen olamamaları,
hatta öğrenci olamamaları, spor dersinde, yüzme dersinde,
sınıf gezilerinde hep sınıfın ve okulun günah keçisi gibi
parmakla gösterilmeleri, hergün ağlayarak okula gitmeleri,
kimi ilgilendirir? Türkiye’de siyasi rantı olmaksızın kimi
ilgilendirdi?
Ya kadınlar? Siz bari kendi
meselenize sahip çıksanız!
Ancak kendi derdinizi kendinizin anlatabileceğini hala
görmüyor musunuz? O halde hala neden birleşmiyorsunuz? Neyi,
kimi bekliyorsunuz? Görülmüştür ki bu toplum sistemli
yapılan tartışmalarla başörtülü kadınlara şüpheyle bakar
hala getirilmiştir. Eskiden, insan hakları adına böşörtülü
kadınla dayanışma sergileyen bir avuç insanın elinden
gerekçeleri teker teker alınmaktadır. Başörtülü kadınların
yanında yer alan, dayanışma sergileyen ve başörtülülere her
alanda yapılan dışlamayı red eden insanlar yavaş yavaş
safları boşaltır hale gelmişlerdir. Bilmem farkında mısınız.
Yalnızdınız, daha da yalnız bırakılıyorsunuz...
Durum zannedildiğinden de vahim bir hal almaya başlamıştır.
Bir toplumun istenmemesi başkadır, sistemli bir şekilde
etrafının boşaltılması başka. Nitekim ırkçı eylemler yerinde
sayarken, ırkçılığın halk arasında yayılmasının tek sebebi
medyada üretilen inançlı müslümanlara yönelik düşmanlık,
yabancılar içinde Türk ve Müslümanların uyumsuz olduğu
yalanı ve her problemde günah keçisi ilan edilmeleri
alışkanlığından başkası değildir. Ancak bu düşmanlık sadece
kadınlarla sınırlı kalmayacaktır. Kendilerine
dokunulmadığını, dokunulmayacağını, kendilerinin çok
sevildiğini, en azından görüntüleriyle dikkat çekmedikleri
için varlıklarının farkedilmeyeceğini zanneden erkeklere ve
onların teşkilatlarına da sıra gelecektir. Bu bir dilek asla
değildir, sadece bir öngörüdür.
Kadınları yalnız bırakanlar
bilsinler ki bu provaların arkası gelir...
Ey Müslüman kadınlar, her nerede olursanız olun her türlü
dışlanmaya karşı birlik olun, birlikte hareket edin, yan
yana durun, sırt sırta verin!. Okullarda, işyerlerinde,
meslek öğreniminde, hatta temizlik işlerinde dahi başörtüsü
bir problem olmaya hızla devam edecek görünüyor. Buna dur
demek, derdini anlatmak, kendini anlatmak senin vazifendir.
Senin yerine başkalarının konuşmasına, başkalarının senin
omuzlarına basarak kitaplar yazıp, salon salon, kanal kanal
dolaşarak rant elde etmesine ve sana hakaret etmesine daha
ne kadar fırsat vereceksin? Sen bu toplumun bir parçası
değil misin? Sana uyum sağlamadığın, toplum hayatına katkıda
bulunmadığın iftirasını atanların yüzüne kendi doğrularını
ne zaman haykıracaksın? Demokratik haklarını nerede ve ne
zaman kullanacaksın?
Başkalarının senin hakkında kara
vermesine ve seninle ilgili ahkam kesmesine daha ne kadar
müsaade edeceksin?
Siaysette neden yoksun? Medyada neden yoksun? Madem ki
politikacılar ortalığı birbirine karıştırarak müslüman
kadını hedef tahtasına koymuşlardır, o halde müslüman kadın
da politikayı zorlayarak, sesini duyurarak kendisine
yapılmakta olan haksızlıkları dünya kamuoyuna duyurma ve
engelleme gücünü ve yetkisini kullanmalıdır.
Ey müslüman kadınlar birleşin! Satrancı başkaları kurmuş,
oyunun kurallarını belirlerken, faturası size çıkarılacak bu
oyunda olmayın! Bunun yolu demokratik hakların
kullanılmasından, kadına yönelik her türlü dışlama
gayretlerinin gerekirse mahkemelerde verilecek mücadele
yoluyla önüne geçilmesinden geçer. Seni dışlayanı dünya
kamuoyuna şikayet etmek de şerefli bir uğraştır. En az
çocuklarının önüne koyduğun sıcak yemek kadar...
E-Posta:
a.kilicarslan@web.de
Yazarın
diğer
yazıları:
Müslüman
Kadınlar, Birleşin!
Namus
Cinayetleri
Türkler
şiddet kurbanı
Almanya
yaşlanıyor
A’dan
Z’ye plan olsanız ne yazar?
Seçimler
ve Azınlık Türk Kadın Hareketi İlişkisi
Göçelim,
ancak göçen olmayalım!
Erkekler
farklı mı ölür?
8
Mart Dünya Kadınlar Günü
Aman,
çifte kavrulmayalım!
Avrupa
aydınlanmış da...
Hollanda’da
pişti, üzerimize düştü
Kadınlar
siyasetin neresinde?
Azınlık
Türk kadın hareketi var mı?
SAYFA
BASI
|