|
FİKİR
MEYDANI Orhan
Aras
|
|
|
ORARAS@aol.com
|
NERDEYDİN SEN ZAKİR FAHRİ?
Mektepte bir hocamız vardı. ‘Bir iş yaparken iyice düşünün
ve o işi yaptıktan sonra da asla pişmanlık duymayın, ‘
derdi. Güzel bir öğüttü.Ama hangimiz şimdiye kadar güzel
öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda
pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Bir kaç yıl önce köye gitmiştim. Bir hafta kalıp
dönecektim.Bilenler bilir,gurbetin çocuklarının vakti
vatanda çok çabuk geçer.Benim günlerim de öylece çabucak
geçip gitmişti.Üzerimde gurbetin bin yıllık yükü ve
hasretiyle köyden Iğdır’ a giderken dağa, taşa, çiçeğe,
böceğe, gence, kocaya daha dikkatli bakıyor, herşeyi
hafızama kaydetmeğe çalışıyordum.Beni yolcu etmeğe bacım da
gelmişti.Otobüse binerken bacımla aceleyle görüştük ve ben
otobüse bindim.Otobüs hareket edene kadar bacım bir söğüt
ağacının altında durup boynunu bükerek bana baktı ve hazin
hazin ağladı.Bir an aşağı inip söğüdün yanında duran bacıma
doğru koşmak ve ona sıkı sıkı sarılarak alnından,
saçlarından öpmek, ellerimle gözyaşlarını kurulamak ve
teselli etmek istedim.Ama babamdan bana geçen o ‘erkek
soğukluğu’ bunu yapmama engel oldu ve otobüs hareket edene
kadar yerimde oturup bacıma baktım.
Otobüs hareket etti ve Kars’ a doğru yol almaya başladık.
Yol boyu her gördüğüm ağacın dibinde ağlayan bacımı gördüm
ve yerimde deli gibi kıvrandım, inildedim, acılara boğuldum.
‘keşke aşağı inseydim, keşke ellerini tutsaydım, keşke
gözyaşlarını silseydim, keşke can bacı diye saçlarını
okşasaydım’ diye diye kendi kendimi yedim bitirdim.Kars’ ta
uçağa bindiğimde gözyaşlarımın her damlası bir zehir damlası
gibi hala içime akıyor ve beni pişmanlıklar içinde
delirtiyordu.
Zakir Fexri ile de görüşten sonraki duygularım da aynen
böyle oldu.Kahır, pişmanlık ve lanet olasıca keşkeler...
525. Gazetinin bürosuna gitmiştik.Dostlarım Galip Toğrul,
Yaşar ve Tofig abi ile biraz sohbet ettikten sonra ikinci
kata Tofig abinin çalıştığı büroya çıktık.Hava soğuktu ve
ben üşümeyeyim diye Tofig abi odasındaki klimayı
çalıştırmaya çalışıyordu. Aniden içeriye siyah giyimli,uzun
boylu,saçları, kaşları beyaz bir adam girdi.Tanıştırdılar.
İsmi Zakir Fexri’ dir, dediler.Adını bir kaç defa duymuştum
ama ne kadar Avrupa’ da Azerbaycan edebiyatını bilen biri
diye kendimi aldatsam da özellikle edebiyatımızın
yetiştirdiği birbirinden değerli şair ve yazarlarının çoğunu
tanımayan ve cahilliğimden de biraz utanan biri olarak onun
hakkında pek fazla bir şey bilmiyordum.
Karşı karşıya oturduk ve ordan burdan konuştuk.Bu adam yaşlı
gibi duruyordu ama gençti. Bu adam asabi gibiydi ama
gözlerinden sevgi akıyordu. Bu adam şair gibi durmuyordu ama
sanki şiire hükmediyordu. Bu adam farklı biriydi.
Sohbetimizin konusu Türklüktü. Türk, Türkiye, Azerbaycan,
dünya ve lanet olasıca adaletsizlikler...
Bir ara yerinden asabi bir şekilde kalktı ve iki dakika
sonra elinde kalın bir kitapla geriye döndü.Kitabın üzerinde
otların arasında kırık ve eski bir teker resmi vardı. İsmi
ise dünyaya ağız dolusu bir sitemdi adeta: Qalmaz bele,
qalmaz dünya...
Bu adamın dünya ile derdi neydi? Bilmiyorum. Sormadım da.
Sadece kitaba bakıp gülümsedim, teşekkür ettim. Tofig abi
adamla ilgili bir iki cümle tanıtıcı sözler söyledi.’Çok iyi
bir şairdir,’ dedi.Sonra öylesine bir görüşme ile ayrıldık
ordan.
Vaktim azdı.Azerbaycan’ da çoğu insanın derdinden bizar
olduğu ve kızdığı benim ise taşına, toprağına vatandır diye
vurgun olduğum şehir Bakü’ ye doyamadan ayrılmak
zorundaydım.Öğle vakti uçağa binerken içimde garip duygular
vardı.Ayrılıklara hiç tahammülüm yoktu ama adeta ayrılıklara
da mahkum edilmiştim. Oradan oraya sürüklenen kalbim her
ayrılıkta bir başka derdin içinde boğuluyordu. Uçakta
yerimde oturdum ve gözlerimi uçağın daracık penceresine
diktim.Hava kapalıydı.İçim öfke doluydu.Kendime mi, havaya
mı yoksa ayrılığa mı kızmıştım bilmiyordum. Bütün duygularım
birbirine karışmıştı.O öfke ve rahatsızlıkla uçak
havalanmadan son defa dışarıya baktım, cep telefonumdan son
mesajımı yazdım ve cep telefonumu kapatıp çantama
attım.Çantamı kapatırken yeniden otlar arasındaki o eski
kırık tekeri gördüm.Qlamaz bele, qalmaz dünya.. Ve aniden
gözlerimin önünde o ak saçlı adam belirdi.O da benim gibi
öfkeli ve ayrılıklardan bizardı.O öfkeyle kitaba sarıldım,
sayfalarını bir biri ardına çevirdim.
Kitabın daha ilk sayfasında yine o adam vardı.O kocaman
elleri koynundaydı ve gözleri yaşlıydı.Bu adam niye
ağlıyordu? Gencecik bir çocuğa bakıyordu.Ama nasıl bir
bakışla? Hasret, kahır ve yanıklı bir bakışla...
Qemlerin yeddi qatından
Qeriblerin ovqatından
Qemlerimin çatından
Keçip sineme tuş geldin
Xoş geldin derdim, xoş geldin!
Kimsin sen Zakir Fexri? Kim? Bu seni tuş eden dert de ne?
Sorular beynimi esir aldıkça öfkemi kitaba boşaltıyordum.
Sayfalar açılıyor önümde. Zakir Fexri dolu sayfalar. Yok,
yok! Bu Zakir Fexri değildir. Bu Zakir Fexri adlı odlanmış
kızgın bir tekerdir...Galiba kitabın kabındaki tekeri saran
da Zakir Fexri’ nin alevli sinesiydi.
Çok geçmeden o sinenin içinde yanan ateşin neden olduğu
derdin adını da okuyorum. Onun adı Sadık! 17 yaşlı genç!
Babasının ardından ağıt yaktığı,hasretini bir bomba haline
getirerek edebiyatın kucağına koyduğu bir oğul!
De hara getdin baş alıb?
Yerin yurdun bilinmedi
Gördüm ki, dünya boşalıb
Neydi derdin, bilinmedi.
Bilinmeğen dertler, bilinmeğen dünya, bilinmeğen Zakir
Fexri’ nin kocaman yüreği...O yürek benim önümde açıldıkça
açılıyor.Kah yazılardan, kah şiirlerden o yüreğin sırlarını
öğrenmeğe çalışıyorum. Uçak hızlanıyor.Bulutlar arasında
ben, Zakir Fexri ve Şehriyarımızın o bal kadar tatlı diliyle
desek bu qocamış dünya...
Dünya bir gemidi, sükanı derddi
Ağılın, kamalın ünvanı derddi
Müqeddes ruhun da mekanı derddi
Cavid Qemberoğlu, yalandı dünya
Gözel qız cildinde ilandı dünya!
Ah, Zakir Fexri ah! Bu yalanı dillendirmenin manası nedir
kardeşim? Bu yalan nice insanı aldatarak, onu firavun
yapıyor bilmiyor musun? Bu yalanı kendisini aldatarak bir
ebedilik gibi sinesine saranlar var, görmüyor musun?Ah Zakir
Fexri Ah! Niye açıyorsun bu sırrı sen? Bırak bu yalan
dünyada yalana put gibi tapınanlar biraz daha aldansın ve
onunla oyalansınlar!
Biliyorum, sen o yalanlara tahammül edemiyorsun.Biliyorum,
elinde Mikailin suru olsa çıkıp onu çalacak ve herşey yalan
diye aleme ses salacaksın ama yorulma! Herkes öyle sağır ki
aziz Zakir Fexri ! Herkes öyle duygusuz ki... Kimseler seni
duymayacak bundan emin ol! Herkes bir yalan tekerinin peşine
düşmüş gidiyor işte...Dünyanın kanunu bu. Sen yine
yalnızlığına sarıl, yalnızlılığınla teselli bul.
Zakir Fexri, hicran boş yuvam olub
Yaşaram gah dündüz, gah axşam olub
Pervane soraqlı dilsiz şam olub
İçimde ney kimi melerem sensiz!
Bir ney sesi kulaklarıma hücum ediyor...Beni benden alan,
beni sarhoş eden, beni bulutların arasında göklere savuran
bir ses...Bu ses kah Zakir Fexrinin sesi, kah
kendimin...Sanki kendim kendimi çağırıyorum. Sanki uyumuşum
ve uykumda kendime sesleniyorum.Ses, ben, sen, alem...Harun
Reşid bir Allah dostuna, ne olur Allah’ ı anarken beni de
hatırla beni de yad et, demiş. Allah dostu gülmüş.Demiş ben
Allah’ ı andığımda kendimi unutuyorum seni nasıl
hatırlıyayım?
Herkes kendi derdinin peşinde.Herkes kendi ümidinin
hayalinde, herkes kendi aşkının narında...
Daldığım hayallerden pilotun sesi ile kendime
geliyorum.Türkiye üzerindeyiz.Türkiye...Zakir Fexri’ nin de
aşık olduğu Türkiye...Kah gururdan bizleri havalarda
uçurtan, kah bizi gözyaşlarına boğan Türkiye...Uçsuz
bucaksız Anadolu toprakları, o topraklarda koşan, çalışan,
vuruşan, binbir belaya ve derde bile şükreden insanlar,
kahraman, candan bizim insanlarımız! Zakir Fexri de orda
doğmasa da o insanlardan biri.Onun dert dolu kitabını
kapatıp göğsüme bastırıyorum.Gözlerim bulutlarda. Yurdumuzu
düşünüyorum. Tebrizi ile, İstanbulu ile, Bakü’ sü ile
yurdumuzu...Ve bacımın gözyaşlarıyle dolu hüzünlü yüzü gelip
gözlerimin önünde duruyor.Pişmanlıklar, pişmanlıklar...
Niye biraz daha durmadım orda? Niye o ak saçlı, o sert
bakışlı adamla biraz daha konuşmadım? Niye o adamla birlikte
bu yalan dünyanın yalanını haykırmadım? Kitap göğsümde ve
üzerindeki o kırık eski teker sanki yüreğimi ezerek
dönüyor.Bir ney sesi ve benim sesim:
Nerdeydin sen Zakir Fexri, nerde?
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
NERDEYDİN
SEN ZAKİR FAHRİ?
KIRMIZI
GÜL
DOĞU
TÜRKİSTAN KAN İÇİNDE
BAHTiYAR
VAHAPZADE
UYUR
İDİK UYARDILAR
GURBET
VE ŞİİR
DÖNÜŞ
BÜYÜK
YAZAR
Kutsal
Anadolu Topraklarında
Size
yakışıyor mu bay Giordano?
Bir
Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Türk
Don Juan'ı
Dedem
Korkut yom verecek
Dinle
küçük adam!
Azerbaycan’da
savaş edebiyatı
Tuna
nehri akmam, diyor
Gül
döksem yollarına
Bir
dostun ölümü
Onlar
söyledi biz de inandık!!!
Bir
roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi
Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok
acıtıyor değil mi?
Ağlama
Ne Olursun?
İnsanlık
öldü mü?
Balık
Adam
Yüreği
Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman
da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali
ile Nino hala yaşıyor
Necla
Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan
Goytisolo
Ayna
Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan
mı gösterir?
Susmak
mı bağırmak mı?
SAYFA
BASI
|