|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Arkaik
Toplumlar, Gelişmekte Olanlar...
Bilgi ve iletişim çağında yaşayan insanlar olarak, sadece
yazılı veya görüntülü (görsel değil!) medyadan, yirmidört
saat içinde dünyada olup bitenlere baksanız, umumiyetle iki
çeşit toplum dikkatinizi çeker:
1.
Kendisiyle cedelleşen toplum
2.
Dışarıyla yarışan toplum
Kelimeleri biraz daha çıplak olarak seçmiş olsaydık;
birincisi için, birbirini yiyen toplum ve ikincisi için ise,
birilerini yiyen toplum olarak tarif etmek gerekirdi.
Kendisiyle cedelleşen, yani kavgalı toplumlar, şayet “arkaik
toplum” kategorisinde iseler, Cahiliye Dönemi’ndeki kabile,
aşiret, sülale taasubuyla hareket eder ve bu uğurda
birbirlerinin kanını dökmekten geri durmazlar.
Afganistan’dan Suriye’ye kadar uzanan coğrafyada olup
bitenleri bakıldığında, vaziyetin vehameti kendiliğinden
anlaşılır zaten... İçe dönük mücadelenin, tartışmanın,
yerine göre kavganın boyutu veya seviyesi, o toplumun
gelimişlik derecesini de ortaya kor.
Sadece bir tesbitte bulunmak için herkesin tahmin
edebileceği, iki farklı toplumu örnek vermek istiyorum: Bir
ülke düşünün ki, toprakları başka bir bir ülke tarafından
hem kısmen işgal hem de abluka altında olsun. Bu esaret
zincirini kırabilmeleri için, birlikte hareket etmelerinin
şart olduğunu herkesten daha iyi kendileri bildikleri hâlde,
hem birbirlerini “yiyorlar”, hem de can düşmanlarına “yem”
oluyorlar. Sözkonusu ülkeyi işgal ve abluka altında tutan
ülkenin milletine mensup bir cemaatin davetlisi olduğum
toplantısında, önemli konuşmacılardan birinin adete dünyaya
meydan okur tarzdaki uyarısı şöyleydi: Biz kendi içimizde
bizi ilgilendiren meseleleri yeterince tartışıyoruz. Ne
yapacağımız konusunda sakın kimse bize akıl vermeye
kalkmasın!.
Bu tavır, bir gelişmişlik ve kararlılık göstergesi olduğu
kadar, dışarıdan gelecek her türlü müdahaleye de kapıları
kapatmaktır. “Kızılelma”sı olan milletler kadar, toplumlar,
cemaatler ve azınlıklar da, kendi içinde tartışırken
dışarıdan müdaheleye izin ve fırsat vermeksizin asıl
hedefine doğru diğerleriyle yarışa doludizgin devam ederler.
Azgelişmiş veya gelişmekte olan toplumlar, katettikleri
merhalenin az veya çok olduğuna, kendilerinden her yönüyle
daha ileride olanlara bakarak değil, kendilerinin dününe
bakarak karar verirler. Meselâ, Türkiye milletler yarışında
gelmiş olduğu seviyeyi, bir Japonya hatta Güney Kore’ye göre
değil, bundan 15-20 sene önceki Türkiye’nin durumuna göre
belirleme cihetine gider.
Bir vesileyle Almanya’da önde gelen Türk çatı kuruluşlarının
temsilcileriyle biraraya gelmiştik. Türk azınlığın buradaki
malûm meseleleri konuşuluyordu. Kırk yıldan beri burada
yaşayan ve ilk Türk cemiyet yapılanmalarının başladığı
günlerden beri de, aktif bir teşkilat hayatı olan birisi
olarak, gelmiş olduğumuz noktayı yeterli görmediğimi ve
yavaş yavaş ümitlerimin suya düşmeye başladığını dile
getirdim. Karşımdaki temsilcimiz bana uzun uzun bildik
konuları anlattı, anlattı... Sabrım da tükenme noktasına
gelmişti ki, “Bundan birkaç sene önce birbirimizle
doğru-dürüst selâmlaşmazken, şimdi sık sık biraraya geliyor
ve meselelerimizi konuşabiliyorsak, bunun kendisi büyük bir
gelişmedir” dedi. Almanya’ya olan göçümüzün üzerinden elli
yıl geçti. Hayatî önem arzeden meselelerimiz olduğu gibi
durmakla kalmayıp, üzerine İslamofobi gibi dünya
konjöktüründen kaynaklanan hadiseler de ilave edilmesine
rağmen, biz almış olduğumuz mesafeyi, kendi dünümüzle
kıyaslıyor ve tatmin oluyorsak, bunun kendisi de bir
gelişmişlik örneğidir, lâkin azgelişmişlik!
Gelişmenin bize göre doruğunda olan bir ülkede sizin
kültürel varlığınızı kabullenmede zorlanan ve kısmen
hazmedemeyen kesime, aleyhinize kullanacakları bunca
“malzeme”yi verdikten ve bir nesli kaybettikten sonra siz,
biraraya gelmeği “gelişme” olarak görüyorsunuz; oh ne âlâ...
Hiç gelmemektense, buluşmak, görüşmek, birlikte resim
çektirmek iyidir, hoştur! Ve bunun da kendisi bir
gelişmedir, elhak... Fakat, yıllardır bu ülkedeki
geleceğimize dair beslenen ümitleri tuz buz etmek ve
birbirinizle cedelleşmek için biraraya geldiyseniz; keşke
olmasaydı!... Bugünkü KRM’nin (Almanya Müslümanları
Koordinasyon Konseyi) oluşumundan çok önceleri, ilk sözü
söyleyen, (ATİB Genel Sekreteri olarak) ilk taslak projeyi
hazırlayan ve ilk adımın atılmasına vesile olanlardan birisi
olarak, kendisiyle didişmekten , aslî meselelerine
yoğunlaşamayan sözkonusu oluşumun durumu içimizi sızlatıyor.
Yukarıda zikrettiğim toplantıda; geride bıraktığımız yıllar
içinde Türk/Müslüman çatı kuruluşlarının sırasıyla siyasî
irade tarafından önce zirvelere taşındığını sonra alaşağı
edildiğini hatırlattım. Kimse itiraz etmedi. Son günlerde
kuruluşlararası cedelleşmenin bu saatten sonra kimseye fayda
getirmeyeceği gibi, çözüm bekleyen meselelerimizi daha da
çıkmaza sokacağı endişemize de kimse itiraz etmedi. Fakat
şimdiye kadar kimse de ketum tavrından taviz vermedi, geri
adım atmadı. Olsaydı şaşardım, çünkü biz henüz daha
“gelişmekte olan” veya en iyi ihtimalle, “azgelişmiş” bir
zihniyete sahibiz, gelişmiş bir ülkede olsak da...
Batılı düşünürlerden öğrendim: Cemaatler içindeki
“kardeşlik” bağları veya yakınlaşması, ortak değerlere,
ülkülere sahip olunduğundan dolayı değil, aynı cemaat
içindeki ortak düşmanların oluşundandır. Her kuruluş içinde
birbirine çok dostane ve hasmane insanların olduğunu, bizzat
cemiyet adamlarının kendileri daha iyi bilirler. Aynı
gayeler etrafında birleşen veya aynı inancı paylaşanlar,
kendilerinin dışındaki “ötekilere” gösterdikleri saygı,
nezaket ve yakınlaşmayı, kendilerinden olan “ötekilerden”
esirgemeselerdi, bugün itibariyle Almanya’nın Türk/Müslüman
azınlığı çok daha iyi ve ileri bir konumda olabilirdi.
Son olarak herkesin bildiği bir kıssadan hisseyi aktarmak
istiyorum: Fatih Sultan Mehmet’in orduları Bizans’ın
surlarına dayanmış, ağır top mermileriyle surda yeni
gedikler açarken, rivayet olunur ki, kilisede toplanmış din
adamları meleklerin dişi mi, yoksa erkek mi olduğunu
tartışıyorlarmış.
Siz de, kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışmaya devam
ede durun; nasıl olsa abluka altındasınız.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Arkaik
Toplumlar, Gelişmekte Olanlar...
Memleketin
İki Yüzü
İn
Davanın Sırtından...
Türkiye’nin
Büyük Çatısı veya Cihanşümul Devlet Tasavvuru
Ebuzer
Üzerinden Kimlik Arayışı
Türkçe
Varsa Biz de Varız
Büyük
İnsan
İnsanlığa
Yön Veren Nesiller
Bugünkü
ve Yarınki Toplumlar
Bu
Sesi Duy Türkiye:
Kızgın ve Kırgın Nesiller
Kültürel
Ayrımcılık
İstikbale
Giden Yol Haritamız
Niçin
Öldürüyorlar...
Büyüsü
Bozulan Batı
Yorgun
Adam
Medeniyet
Ülküsü (2)
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|