|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

“Biz”likten, “Ben”liğe Doğru...
Bilgiye ihtiyacımız var fakat sadece bilgi, insan olarak
bizim birkısım yanlış ve eksikliklerimizi düzeltmeye veya
ortadan kaldırmaya yetmiyor. Bütün gayretimize rağmen
üstlendiğimiz görevden, yaptığımız işten beklenen neticeyi
alamıyorsak, sebebini başkalarında aramadan önce kendimizi
sigaya çekmeliyiz. Şahsen şimdiye kadar okuyarak edindiğim
bilgilerin, tefekkür ederek sahip olduğum düşüncelerimin
yanısıra, insan eksenli analiz ve tecrübelerimi önce
kendimin yanlış ve hatalarından, daha sonra da en
yakınımdakilerin hâl ve hareketleri, hadiseler karşısındaki
davranış biçimlerinden öğrendim.
Üniversitesi öğrencisiydik. Bazen gecenin geç saatlerine
kadar dünya ve memleket meselesi konuşur, tartışır;
beğenmediğimiz düzeni yıkar ve yeni bir düzen kurardık o
toplantılarda. “Dava adamları” dağıldıktan sonra masaların
üzerinde bırakılan boş çaybardaklarını ve sigara
izmaritleriyle dolu kültablalarını kaldırmak, bir dernek
yöneticisi olarak bana düşerdi. Ta o zamanlar kendi kendime;
oturduğu masayı temizlemeden terk edenlerin dava adamlığına
itibar edilmez, demiştim. Daha tahsilim sırasında
evlenmiştim ve bir müddet sonra da iki çocuk babası
olmuştum. Dersleri takip etmekten ziyade siyasî gelişmeleri
takip eden, üniversiteye gitmekten daha çok derneğe gidip
geldiğimi gören eşim, artık derslere asılıp bir an önce
tahsilimi bitirmem gerektiğini hatırlattıkça; “Vatan
kurtulmadan bizim kendimizi kurtarmamızın ne önemi var...”
gibisinden bir savunma yapardım. Daha sonraları kendi
çocuklarımda da gördüm ki; erişemeyeceği hedeflere talip
olmak, yapamayacağı (boyundan büyük) işlere kalkışmak,
insanoğlunun fıtratında varmış.
Cemiyet hayatında “ben” merkezli ve “biz” merkezli
insanları, tavır ve hareketlerinden; özneye ve nesneye
yaklaşım biçimlerinden tanımak mümkün. Dünya görüşleri, dinî
inançları, mevki veya rütbeleri ne olursa olsun, insandaki
bu iki ana özellik, şayet kişi kendisini değiştirme cihetine
gitmezse, pek değişmez. “Biz hepimiz kardeşiz” veya
“Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü” gibi “ben”i geri
plana atan, “biz”i öne çıkaran veciz sözleri dilinden
düşürmeyenlerin bir kesiminin “düşmanları” veya nefret
derecesinde “sevmedikleri”, en yakın çevresindekilerin, yani
aynı değerleri paylaşanların içindendir. Şahsiyeti
oturmamış, kendisiyle çelişkili, insan fıtratında var olan
kıskançlık ve hasetlik gibi huylarını terbiye edememiş,
gemleyememiş kişiler, bulundukları sosyal ortamda
huzursuzluğa sebebiyet verirler. Onlar, ben yok biz varız,
diyen bir topluluğun içinde bile farkında olarak veya
olmayarak “ben”i öne sürerler.
Taltifin, takdirin, alkışın ve saygının kendilerine
gelmesini isteyenler, kendisinin gördüğü ilgi ve alakayı
ikinci kardeşi gelince ona da gösterilmesine tahammül
edemeyen ailenin ilk çocuğu gibi olurlar. Onlar, seyirci
veya dinleyicisinden kendisine alkış isteyen sahnedeki
sanatçı misali, beklenti içindedirler. Her ne kadar;
“İyiliği yap at denize, balık bilmezse Halik bilir”
düsturunu kendilerine ölçü edindiklerini dillendirseler de,
yaptıklarının takdirini, ne “balık”a ne de “Halik”e
bırakmadan, kendi reklamlarını yapmaya kalkışırlar. Bazen
gösterilen iltifatı yetersiz bulduklarından, bazen de
sabırsızlıkları yüzünden marifetsizleşirler. Zaten yapılan
hayır-hasenatın abartılarak, gazete sütunlarında çarşaf
çarşaf, tv kanallarında bangır bangır reklamının yapıldığı,
“mazlum ve mağdur”a verilenlerin gözümüze sokulurcasına
kamera önlerinde deşifre edildiği bir acaip zamanda, ne
şahısların ve ne de kuruluşların mütevaziliğinden eser
kalır.
Özgüveni sağlam olmayanlar, kaçamak güreşen pehlivanlar
gibidirler. Yanlışlarının düzeltilmesine, hatalarının açığa
çıkmasına tahammül edemezler. Kendilerinden daha donanımlı,
aynı yolun yolcusu arkadaşlarının yakın varlıklarından
rahatsızlık duyarlar. Lamba yanınca mum ışığının hükmünün
kalmadığını kabullenmekte zorlanırlar. Birlikte yola
çıktıkları yoldaşlarından bazıları daha fazla mesafe almaya
başlayınca, onlara yetişmekten ziyade, önde gidenlerin
geride kalan kendisine ayak uydurmalarını ister. Fiiliyatta
ve fikriyatta ileri gitmenin, bazı nefsî beklentilerden
feragat etmenin, bir bedeli vardır. Ezberinin ve kafa
komforunun bozulmasını istemeyen ve ileri hamleler yapacak
gücü kalmayanlar, kendileri bedel ödemedikleri gibi, bu
bedeli ödeyen kendilerinden birine bile tahammül edemezler.
Ortaya bir eser koyduğunuzda, onyıllardan beri birlikte
mücadele ettiğiniz, aynı değerleri paylaştığınız yakın
arkadaşınızın yüz hatlarının değiştiğini; keyfinin kaçtığını
görünce; “Acaba yanlış bir şey mi yaptım veya bu eseri
vücuda getirmekle hata mı işledim?” diye kendi kendinize
sorma ihtiyacı hissediyorsunuz. Bu tıynetteki insanlar için,
“Benim yoksa senin de olmasın” sloganı geçerlilik kazanır.
Bu tür zihniyet şahısta başlar, kollektif toplum hayatında,
özellikle de kurum ve kuruluşlarda daha belirgin ve
tehlikeli bir hâl alır. Ve böylesi ortamlarda “biz”lerin
meselesi değil, “ben”lerin kendisi mesele olur, onlar
konuşulur. Bilhassa toplum hizmeti, değerler mücadelesi
verilen mahvillerde projeler, görüşler değil de, kişilerin
kapris ve kompleksleri gündemi ve zihinleri işgal ederse,
sarf edilen zaman ve insan hazinesi, emek ve maddî imkân
fasit bir daire içerisinde gayeye hizmet etmeden biter.
Topluma matuf gayelerin “ferde mahsus”a dönüşmesi veya o
seviyeye indirgenmesi durumunda, aynı gayeler uğruna
mücadele verenlerin sağladığı birliktelik zayıflamaya başlar
ve halkalarda kopmalar meydana gelir. Ülkemizin siyasî
partilerinde olduğu gibi, bazen aynı, bazen de farklı
sahalarda faaliyet gösteren dinî cemaat, dernek ve diğer
sivil kitle kuruluşlarında zuhur eden bölünmelerin temelinde
genellikle davanın şahsîleştirilmesi yatmaktadır. Belli
kesimleri biraraya getiren ve aynı çatı altında ortak hedef
ve eylem birliği oluşmasına vesile olan dava yediği darbeler
neticesinde zayıfladıkça, “dava adamları” arasındaki beşerî
bağlar her geçen gün biraz daha zayıflar. Bundan sonra
artık, “biz”likten yavaş yavaş “ben”liğe doğru giden yolun
sonu da görünmeğe başlar.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
“Biz”likten,
“Ben”liğe Doğru...
Arkaik
Toplumlar, Gelişmekte Olanlar...
Memleketin
İki Yüzü
İn
Davanın Sırtından...
Türkiye’nin
Büyük Çatısı veya Cihanşümul Devlet Tasavvuru
Ebuzer
Üzerinden Kimlik Arayışı
Türkçe
Varsa Biz de Varız
Büyük
İnsan
İnsanlığa
Yön Veren Nesiller
Bugünkü
ve Yarınki Toplumlar
Bu
Sesi Duy Türkiye:
Kızgın ve Kırgın Nesiller
Kültürel
Ayrımcılık
İstikbale
Giden Yol Haritamız
Niçin
Öldürüyorlar...
Büyüsü
Bozulan Batı
Yorgun
Adam
Medeniyet
Ülküsü (2)
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|