|
BRÜKSEL
MEKTUBU
Yakup
YURT
|
|
|
yurtyakup@gmail.com
|
LOUVAİN KAYNAKLI LÜBNAN
ANILARI…
Bugün tarihtebugun.com.tr. sitesinde dolaşırken yarın
gerçekleşmiş olaylar arasında şu haberi okudum :
«17/09/1982 : 15 Eylül’de İsrail ordusunun Ariel Şaron
komutasında Lübnan’ı işgalinin ardından 16 Eylül’de Sabra ve
Şatilla Filistin mülteci kampları İsrail askerlerince
kuşatıldı. İsrail ordusu ve Lübnanlı Hıristiyan Falanjist
milislerin işbirliği ile 40 saat süren katliam 17 Eylül’de
sona erdi. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin tespitlerine
göre 2750 sivil erkek, kadın ve çocuk öldürüldü. Katliam
sonrası kampa giren ilk İsrailli gazeteci Amnon Kapeliouk’a
göre ölü sayısı 3 binden fazlaydı. Kimi Filistin
kaynaklarına göre ödürülenlerin sayısı 7 bini geçiyordu.
İsrail ordusuna göreyse ölü sayısı 300 dolayındaydı.»
O dönemde ben Avrupa’nın en eski üniversitelerinden biri
olan Belçika’nın Louvain Katolik Üniversitesi’nde
Fransız Filolojisi öğrencisiydim.
Fakültemiz tarihi merkez kütüphanesinin arkasındaki
Ravenstraat/Rue des Corbeaux/Karga Sokak’ta idi…
Büyük Louvain Parkı ile kütüphane meydanı arasındaki
Hoverplein’de Universum kahvesi bulunur ki rüstik yapısı,
hızlı servisi, kaliteli damblanş dondurması ve şömine ateşi
ile meşhurdur!
O zamanki adıyla Louvain, şimdiki adıyla Leuven, Babil
Kulesi gibi, 72 buçuk milletten öğrencinin okuduğu ve
yaşadığı küçük ve şirin, cıvıl cıvıl, Ortaçağ mimarisinin ve
şehircilik anlayışının egemen olduğu, dünya dillerinin,
dinlerinin, mutfaklarının özgürce yaşandığı ortaboy bir
kentti.
Küçük bir kent olan Louvain’de şehir içi ulaşım yürüyerek
veya bisikletle yapılırdı.
Belçika’nın Flaman Bölgesi veya Hollanda gibi düzlük
ülkelerde bu Felemenk geleneği günümüzde aynen devam etmekte
olup, çevreye saygılı ulaşım seçmen kitlesi yüzde ona varan
Avrupa Yeşiller akımının olmazsa olmazları arasında.
Öncelik korunmasız olan yayalar ve bisikletlilerde adeta!
Belçikalı esnaf ve ev sahipleri mutluydu, zira hayatlarını
bu öğrenciler sayesinde kazanıyorlardı.
Zaten güneydeki Paris’ten gelen 68 rüzgârları pek uzak
sayılmazdı.
Avrupa bireysel özgürlüklerin zirve yaptığı dönemi
yaşıyordu.
***
Amerikalısı, Güney Amerikalısı, Türkü, Yunanlısı,
Afrikalısı, tüm öğrenciler yemek saatlerinde üniversite
restoranlarında, yemek sonrası ve hafta sonları ise Yabancı
Öğrenciler Derneği Lokalinde buluşur cümbül cemaat sohbet
eder, okur, masa tenisi oynar, piyano çalar, sohbet
ederlerdi.
Hatta YÖD YK üyesi seçilmiş ve Kültür ve Edebiyat
Komisyonunda görev almıştım.
Adı Güney Rüzgârları/Vents du Sud olan aylık
bir gazetemiz vardı ve ben burada Nazım Hikmet’in
şiirlerini Fransızca yayınlardım.
YK Başkanımız Tıp Fakültesinde başarılı bir öğrenci olan
Lübnanlı, Maruni, ilerici, Hıristiyan falanjistlerce çok
fazla eleştirilmeyen, güleryüzlü sayın Ahmed Fatfat
idi.
Bildiğim kadarıyla kendileri şu an Lübnan İçişleri Bakanı…
***
Yedi yıllık üniversite öğrenciliği süresince her milletten
insanla tanıştım, dost oldum.
Akdeniz çevresindeki ülkelerin tarihten kaynaklan sevgi,
saygı veya nefret kaynaklarını keşfettim.
İslam ülkelerinin Türklere (Osmanlılara) karşı tutumu
ikircikliydi.
Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte seven-sevmeyen oranı
nerdeyse yarı yarıya idi.
Kaba taslak bir ifadeyle,sevenler Osmanlı bizi (İslamı)
Hıristiyanlara karşı korudu, sevmeyenler ise Osmanlılar
yüzünden geri kaldık diyorlardı.
Tüm Arap ülkelerinden arkadaşlarım ve dostlarım oldu.
Özellikle o dönemde on dokuz ayrı fraksiyona bölünmüş
Lübnanlılar arasında.
Lübnanlılar Fenikelilerden geldiklerini, denizcilik ve
ticaretten çok iyi anladıklarını anlatır, bol bol kasılır ve
kendini beğenirlerdi.
Bayraklarını süsleyen Sedir ağacı ile kaplı dağlarındaki
manastırlarda yaşayan Maruni Hıristiyan papazları Fransız
kültürüyle yetiştiklerinden ülkenin aydınları Fransızca
konuşur ve lise mezunu erkek-bayan her Lübnanlı yurtdışına
Tıp tahsili yapmaya gider.
Çünkü
onlarda muteber meslek doktorluktur.
Başaran başarır, başaramayan ikinci el otomobil alım satımı
veya ihracatına yönelir.
O nedenle iç savaş öncesi Lübnan’a Orta-Doğu’nun İsviçresi
derler, paralar Beyrut’ta toplanır, moda ve gösteriş içinde
«biz de Arabız, ama farklıyız» havası atılırdı.
Lübnan bıktırıcı ve usandırıcı «En güzel, en büyük, en…» zihniyetinin
egemen olduğu bir ülkeydi.
Herkes herkese göre bir yönden kendisini diğerlerine üstün
hissediyordu ve bu durum kaçınılmaz öfke patlamalarına neden
oluyordu…
Kanlar akıyor, silahlar peynir ekmek gibi satılıyordu…
İşte o güzelim ülke yangın yerine döndü ve o yangın
Louvain’de de hissedildi ve hepimiz ondan çok etkilendik.
***
Lübnanlılar (Yunanlılar gibi) Osmanlı mutfağının tatlı-tuzlu
bütün güzelliklerine sahip çıkar, yemeyi, içmeyi ve
eğlenmeyi çok severler.
Rakımıza, çayımıza, kahvemize, içli köftemize, musakkamıza,
lokumumuza inatla sahip çıkarlar…
Ee 13.yüzyıl sonundan 20.yüzyıl başlarına kadar; az zaman
değil doğrusu.
Avrupa’da sanayi devrimiyle birlikte, İngiliz, Fransız,
İtalyan, Alman dürtükmesiyle Osmanlı İmparatorluğu çöküşe
geçip Hasta Adam muamelesi görmeye başlayasıya…
Güleryüzlü, hoş sohbet olmakla birlikte son derece
şovendirler, nal der mıh demezler…
Ben Arapça bilmediğim için benim olduğum zamanlar nezaketen
Fransızca konuşurlar, fakat, özellikle de siyasi
münakaşalara daldıklarında, anında Arapçaya dönerler, benim
Arapça küfürvari uyarılarımla tekrar Fransızcaya dönerlerdi…
Bize Osmanlıcadan intikal eden ve günümüz Türkçesi içinde
farkında olmadan kullandığımız o kadar çok Arapça kökenli
kelime var ki şaşırırsınız!
İspanyolca’da bile dört bin kelime olduğunu söylemem yeterli
olur sanırım.
Yani o savaşın en kızgın ve azgın günlerinde bir barış ve
dostluk elçisi gibiydim adeta…
Bendenize bir sevgi ve saygı ifadesi olan reis veya paşa
derlerdi…
Bu sıfatımla çok münakaşa ve kavgaya tanık oldum veya
ayırmak zorunda kaldım.
Onların ifadesiyle Yaser Arafat number one, bendeniz ise
number two idik…
Bu tavırlarında üniversite restoranı önünde kurşun kalem
satarak FKÖ için yardım toplamam etkili olmuştur sanırım.
Arap arkadaşlarım «uskut ya kelp-kes sesini it» dediğimde
susarlardı…
***
1979 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra, 12 Eylül
öncesi tam tamına sekiz ay kadar Türkiye’de yaşayıp tekrar
Belçika’ya dönüp 1980 yılında Brüksel’e yerleşene kadar hep
değişik ortamlarda bulundum, istisnai anlar yaşadım
diyebilirim…
Yani 46 yıldan beri küçük Belçika ülkesinin hemen hemen her
bölgesinde yaşamış biri olarak, kendimi bir belgolog, yani
belgoloji uzmanı olarak tanımlıyorsam bir sebebi olmalı
değilmi ama!
1981 yılında Brüksel’de tercümanlığa başladıktan sonra,
büyük oğlum Cavit Saint-Michel Kolejinde lise son
sınıftayken, Filistin’den gelen bir sendikacıyı Louvain’deki
meşhur piliçciye götürmüştüm.
İstanbullu sendikacılık hukuku uzmanı başka bir avukat
Tuncay abi ile…
Tuncay ağabey evimde içtiği çaylardan sonra yediği
çekirdeksiz İtalyan üzümlerine bayılmıştı.
Sendikacı ahbap nar gibi kızarmış yarım pilici, Arap acısı
harissa ile ucuz bira veya şarap eşliğinde bandıra bandıra
bir güzel yemiş, sonra da sunulan ılık su kasesinde limonla
ellerini yıkamıştı.
O nedenle sevgilerini gösterme konusunda şahsıma cömert
davrandıklarını söyleyebilirim.
***
Kısacası Vietnam, Kamboçya, Etyopya, İspanya, Portekiz,
Yeşil Burun Takımadaları, Eritre, Rvanda, Burundi, Kongo,
Senegal, Fildişi Sahili, Batı Sahara, Şili, Türkiye, Lübnan,
Irak, Libya gibi, doğduğu büyüdüğü ülkelerde çeşitli
nedenlerle çok acı çeken öğrenci veya sığınmacı ile
karşılaştım.
Ama bir tane ülkesinin aleyhinde konuşan insan tanımadım.
Sevmek dedikleri sübjektif bir hemhal olma hali olsa gerek…
Aşkın sirayet ettiği yerde mantık aramak beyhude!
Yakup
Yurt ©
Umurbey-Gemlik, 17.09.2013
yurtyakup@gmail.com
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
LOUVAİN
KAYNAKLI LÜBNAN ANILARI…
ÇOCUKLARIMA
KİM,
KİMİ NİÇİN KURTARDI?
Celâl
Bayar
BÜYÜK
MARMARA DEPREMİ...
BENİM
GÖRDÜĞÜM DÜNYA...
HIZLI
GİRİŞ-HIZLI KAYIT...
BABA
TAHTINI OĞLUNA BIRAKTI...
IRKÇILIK
ÜZERİNE BİRKAÇ MÜLAHAZA...
«SİZ
KONUŞUYORSUNUZ, BİZ ÇALIŞIYORUZ»
AVRUPA
(DÜNYA) SAĞA KAYARKEN..
27
Mayıs’tan 12 Eylül’e giden süreç ve sonrası
ECOLO :
VEYA YEŞİLİN NÜANSLARI...
ARSLAN İLE HOROZ ARASINDA
İRİS ÇİÇEĞİ...
NEONAZİ
HESAP ADALETTEN DÖNER Mİ?
BEN
TÜRK KÖKENLİ BRÜKSELLİ BELÇİKALIYIM...
RAHMİYE
NİNEM...
YARASI
OLAN GOCUNUR...
100
YIL ÖNCE KRALA YAZILAN MEKTUP...
NOEL
BABAYA ÇAĞRI...
PİLOT
SOLCU, ROTA SAĞCI...
DARBELERİ
GEÇELİM, EHİLLERİ SEÇELİM...
HOLLANDA
VE BELÇİKA SEÇİMLERİ...
NE
HABER ENİŞTE...
EMRİN
OLUR BART...
Elio
Di Rupo’nun Gölgesindeki PS’te Rahatsızlıklar
GENELLEMELERDEN
UZAK DURUN !
BELÇİKA’DA
KAYIRMA VE TORPİL VAR MI?
SARKOZY
GİDERSE, AB ÇÖKER Mİ?
GENT’TE
62.YAŞ GÜNÜM...
KADIN
VEYA ERKEK, HERKESE VİCDAN GEREK...
IRKÇILIK
HASTALIKTIR
MODALAR
VE NORMLAR...
‘ŞİMDİKİ
ÇOCUKLAR HARİKA’...
14
Şubat ve Yalnızlık...
Dİ
RUPO’NUN PAPYONU...
PORTAKAL
SUYU...
BELÇİKA’DA
YENİ YILA YENİ HÜKÛMET...
Ah
şu önyargıların gözü kör olsun...
IRKÇILIĞI
KAMÇILAYAN YORUMLAR...
TEKNOKRATLAR
DÖNEMİ BAŞLIYOR...
«BELÇİKA
MODELİ»
FRANÇOİS
HOLLANDE KİMDİR ?
Bir
Alman iktisatçı ile kloşarın* buluşmasından roman doğdu...
Ateşkes
sona erdi
FİLLER
TEPİNİRSE KARINCALAR EZİLİR...
Duvara
toslamaya az kaldı...
NUETNIGENOUGH’TA
VEDA YEMEĞİ...
DEMOGRAFİ,
YANİ NÜFUSBİLİM...
FAKİRLİĞİN
GÖZÜ KÖR OLSUN...
SÜMEYA
KÖKTEN FENOMENİ...
MADEM
KOYUNUN AK, HAYDİ KIZIM KINA YAK...
Geert
Bourgeois : «Flamanya’ya yerleşen uyum sağlamak zorundadır »
TİMSAH
GÖZYAŞLARI...
KASITLI
DÜZENSİZLİK
MR
Yeni Başkanını Seçti...
Popüler
Parti : Ölü Doğmuş Bir Parti mi?
BELÇİKA
TÜRBÜLANSTA...
DEMİR
GÖKGÖL
SÜRGÜN
KABRİNDE FATİHA...
KİLİSE
VEYA CAMİ : İKİSİ DE ALLAH’IN EVİ...
GURBET
BÜLBÜLÜ
BART
DE WEVER KİMDİR ?
PARLEZ-VOUS
FRANÇAİS ?
ESİN
ERGİN, BUİKA VE LA BOHEME...
BEN
DE DARBE MAĞDURUYUM...
AYIKLA
PİRİNCİN TAŞINI...
Liberal
MR de müzakere masasına oturabilecek mi ?
UZLAŞAMAYAN
BELÇİKALILAR ARASINDA SIKIŞMIŞ SESSİZ VE ÇARESİZ
GÖÇMENLER...
Laeken
komplosu gerçek mi ?
YURT’TAN
KIRIKKANAT’A YANIT...
Rüya
mı, Kabus mu? Dans mı, Düello mu?
Belçika’da
Siyasi Akrobasi...
Seçtiklerimiz
bizi nereye götürüyor?
BRÜKSEL
ADLİYESİ’NDE ÇİFTE CİNAYET…
FACEBOOK’TA
FİLOZOFİK ETKİLEŞİM…
19
MAYIS 1919 – 19 MAYIS 2010 : NE DEĞİŞTİ?
KİMLİK
Mİ ÖNEMLİ, KİŞİLİK Mİ ?
HALKIN
DERDİ SEÇİM DEĞİL, GEÇİM…
MARİANNE
THYSSEN BAŞBAKAN OLABİLİR Mİ ?
DURUM
KÖTÜ, AMA NABIZ ATIYOR…
Eski
Belçika bitti, yenisi yolda…
BUGÜN
23 NİSAN
2030’DA
BRÜKSEL …
BATI
SİSTEMİNİN İFLASI…
SUÇ
TERCÜMANDA…
YAZMA
NEDENLERİM
GÖÇ,
HAYALLER VE IRKÇILIK
TACİZ
Mİ, CİNSEL HACİZ Mİ ?
KADINLAR, ERKEKLER VE İNSANLIK…
14
ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
İKTİDAR-MEDYA
İLİŞKİSİ BULANIKTIR…
FACEBOOK
FIRTINASI : FAYDA VE ZARARLAR…
MARANGOZLUK
HATASI MI?
YAŞAMINIZ
NE KADAR İNSANİ
MUTLULUĞUN
FORMÜLÜ VAR MIDIR ?
NÜKSEDEN
DERTLER
EVLİLİĞİN
RENGİ
NOBEL
Mİ, TEŞVİK PRİMİ Mİ ?
KARABİBERİM’DEN
YORGUN DEMOKRAT’A ÖZÜR…
ÇİKOLATADAN
MİNARE İNŞAATI…
PARA
SAÇMA, AVUÇ AÇMA…
AH
DUVAR, VAH DUVAR…
FRANSA
PARA İLE İMAN İLİŞKİSİNİ YARGILADI…
İSTİHDAM
“HARAM”, İHRACAT “HELAL”
BUGÜN
SÖYLENECEK ÇOK ŞEY VAR !
Gemlik’e
doğru “zeytin dalı” göreceksin, sakın şaşırma…
AVRUPA’NIN
GELECEĞİ NASIL OLACAK ?
FRANSA’NIN
HOROZU
DOĞRU
TEŞHİS, ERKEN TEDAVİ
SEÇİM
Mİ GEÇİM Mİ ?
İLKBAHAR-SONBAHAR
SOHBETİ
Nefret
dolu birliktelikler…
NAZARETH
DAVASI
YAŞASIN
DOSTLUK, KAHROLSUN BAĞNAZLIK
REZALETİN
BÖYLESİ…
ÇETİN
ALTAN’A KÜLTÜR VE SANAT BÜYÜK ÖDÜLÜ
SOĞUKLARDA
HAVADAN SUDAN DERTLEŞME…
AYDINLAR
VE DERİNLİKLER…
UMUDUMUZ
HERMAN…
BAYRAM,
NOEL, YILBAŞI: PAMUK ELLER CEBE !
KRAL
ÇIPLAK, YA DA PUJADİZMİN AYAK SESLERİ…
KURBAN
BAYRAMI DEYİNCE AKLIMA GELENLER!
AT
BİR E-POSTA, AL BİR E-BEBEK…
PARAYA TAPANLARIN EMEĞE SAYGISI OLUR MU ?
GÜNEŞ
DOĞMAK İÇİN BATAR ?
Obama
Matonge’nin Yıldızı
HEY
OBAMA OBAMA, ODUN LAZIM SOBAMA…
CUMHURİYET
NE DEMEK ?
24
Ekim 1967-24 Ekim 2008 : TAM 41 YIL OLDU BELÇİKA’YA GELELİ…
TÜRBÜLANSTAN
KORKMAYIN, UÇAĞIMIZ DÜŞMEYECEK…
BRÜKSEL’DE
BURUK BİR BAYRAM GÜNÜ…
27
Mayıs’tan 12 Eylül’e giden süreç ve sonrası
SIK
SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
DARBELERLE
DOLU 58 YIL
GEMİDE
KAPTAN VE PUSULA VAR MI ?
1968-
2008 : 40 YILDA NEREDEN NEREYE ?
24
NİSAN 1982 YANGINI VE “CEBELER”
“SİAMO
MOLTO ADDOLORATİ”
En
büyük terör ırkçılıktır
Doğum
günümde yaşamımdan kesitler
Güvenoyu
mu, mayınlı tarla mı
Tarihte
bugün...
Kaptan
Pilot Yves'in Ulusa Seslenişi
Irkçılık
umutsuzluktan besleniyor...
İnanc
düşmanı özgürlük havarisi
Seyir
devleti ve Sarkozy
Rehberlik
nedir, ne değildir
Yoğurt
tuttu mu, tutmadı mı, yakında görülecek…
Danke
Şön Dazlak
Brüksel’de
durum ne?
Medya
diktatörlüğü, gönül körlüğü
Sisli
havada siyaset
Kurban
Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler!
07
Aralık dört iyi insanımızın öldüğü kötü bir gün…
Belçikalılaştıramadıklarımızdanmısınız?
İstanbul’a
gay belediye baskanı mı? Vay anasını…
Ah
Belçika, vah Belçika
Bayram
geldi neyime!
Bugün
19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı (mı)?
SARKOZY
VE SEÇİMLERE BİR AY KALA
BELÇİKA'DAKİ DURUMUMUZ...
Gerçek
tek, yorumlar farklı...
Kem
küm, lam lum!
MERİNOS
KOYUNU MU, GLOBAL SERMAYENİN OYUNU MU?
BRÜKSEL'E
KAR YAĞDI, GÖNLÜM ÜŞÜDÜ…
Yılbaşı
bahane, dostluk şahane
Yılbaşı
gecesi yaklaşırken
Küresel
Sessizlik
İmkansızı
olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
Korku
Bahçesinde Sevgi Yeşermez
Bugün
23 Nisan
Tarihte
ve gelecekte kadının yeri
Mösyö
Sarkozy kimdir?
Esti
Nesim'i Bahar, Ya da Nevruz Ateşi
Darbede
Doğan Deniz
Kısır
Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Edison
lambaya püf dedi!
Her
şeye gülünür mü?
Mozart
Bugün 250 Yaşında
UĞUR’suz
bir günün düşündürdükleri!..
Kurban
Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler
Epifani
Yortusu ve Kral Galetası
Düşünüyorum,
Öyleyse Varım
(Descartes)
Yılbaşı
Gecesi Yaklaşırken
Ankara-Brüksel
Diyaloğu...
BREL
en büyük Belçikalı seçildi
Çağdaş
Uygarlık
Yolları
Mayın
Döşeli
Adile
Naşit: Vazgeçilmez ve bir daha gelmez…
İntihar
Komondosu Belçikalı
Meryem
Dil
ve Aşağılık Duygusu
ÖEK
Üçlüsüne Ne Oldu?
Bayram
Geldi Neyime
Ramazan
Bayramınızı candan kutlarım!...
Ah
Mutluluk Ah!..
Değişim,
Gelişim ve İlerleme
Sınıftan Atılan "İnkarcı"...
Avrupa,
Avrupa, Duy Sesimizi...
La
Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Darbelerle
Dolu 55 Yıl
Tükenen
Ömürler
Gurbetten
Gelmişim...
Lahey'de
Kısa Bir Günden İzlenimler
1950’den
Mektup Var…
Nereden
geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa
Davet
Köprünün
altından daha çok sular akacak
SAYFA
BASI
|