VIZYON
Yard. Doç. Dr.
Haldun Çancı
|
|
|
haldun.canci@emu.edu.tr |

Küresel vatandaşlar
Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinde,
göçmenler üzerinde uygulanan bir anketle, vatandaş
olacakların, çeşitli siyasal konularda aynen Almanlar gibi
düşünüp düşünmedikleri öğrenilmeye çalışılıyormuş.
Yetkililer bu uygulamayı, “Alman vatandaşlığı
alacak kişi, aynen bir Alman gibi düşünmeli ve yaşamalı” tezi
ile savunuyorlarmış.
Bu tür bir uygulamanın bir adım sonrasında,
“vatandaşımız olacakların, fiziksel görünüm olarak da aynen
bize benzemeleri gerekiyor” dayatmasının yer alması işten bile
değildir.
Alman vatandaşlık yasalarının, baştan beri
devam eden kimi ırkçı anlayışların çeşitli nüvelerini
taşıdıklarını, bu yasalarda kan bağı esasının en temel
belirleyici olduğunu daha önceden biliyorduk.
Ancak işin, “eğer Alman vatandaşı olmak
istiyorsan, önce Alman olmalısın” noktasına geldiğini
bilmiyorduk.
Demek, Almanya’da, vatandaş olanların
kimliklerinde, “milliyeti” hanesine “Alman” diye bunun için
yazıyorlarmış. (İşin bu tarafı, bizdeki, “Türkiyelilik”
safsatasını ortaya atanlara, ayrıca ithaf olunur.)
Almanlık, buradaki temel değeri oluşturuyor.
Ne kadar Alman isen, o kadar iyisin ve vatandaş olmaya
layıksın. Almanlaşamadığın sürece adam olamazsın.
Zaten, fizyolojik olarak bir Alman olmayı
hiçbir zaman başaramayacağına göre, aslında vatandaş olsan
bile “en alttakileri” oynamaya devam edeceksin.
Son gelen duyumlara göre, Hollanda’da da
iktidar ortağı bazı siyasal odaklar, ülkede yaşayan
yabancıların sokakta bile kendi ana dillerini konuşmalarını
yasaklayıcı, bunun yerine ülkenin resmi dilini konuşmalarını
dayatıcı bir yasa hazırlığı içerisinde bulunuyorlarmış.
Okullarda resmi dil dışında bir dilde
konuşmayı zaten daha önceden yasaklamışlar.
Tüm bu olanlara inanmak bile güç. Ancak, bu
yaklaşımların tamamı, nasıl bir Avrupa hedefine doğru yol
aldığımız, hedefe yaklaşacak olduğumuzda ise ne ile
karşılaşacağımız konusunda bizlere birer ipucu vermektedir.
Şu, küreselleşme denen şey de, yoksa, bu
türden bir anlayış üzerine mi kurulu?
Bu açıdan küresel sistem nasıl bir yapı arz
ediyor?
Sistemin merkezinde (core), büyük oranda
yoksul ulusların her türlü kaynağının sömürülmesi sonucu
oluşturulmuş devasa bir zenginlik ve kalkınma, sistemin
kenarında (periphery) ise o zenginlik ve kalkınmaya büyük bir
hayranlık ve eziklikle bakan azgelişmiş ülke insanları var.
Bu sistemde, kenardan merkeze doğru sürekli
bir eğilim söz konusu.
Kapılar bir açılsa, kenardakilerin çoğu
merkeze doluşacaklar.
Merkezdekiler
de bunu bildikleri için kapıları sürekli ve sıkıca kapalı
tutuyorlar.
Kapıyı zorla aralayanlara karşı da, insanlık
dışı muameleler yapıyor, olmadık talepler ortaya koyuyorlar.
Kendi yaşam biçim ve kalıplarını, dillerini,
kültürlerini kökten değiştirmelerini, yani, etnik bir dönüşümü
başarmalarını istiyorlar.
Bu durum, “Küreselleşen” dünyanın
değiştiremediği, hatta, azdırdığı sorunlardan biri olarak
karşımızda duruyor.
Yaşanan süreç, zenginliğin, kalkınmanın,
demokrasinin, insan haklarının, özgürlüğün ve refahın küresel
anlamda yaygınlaşması değildir.
Bilakis, bu olguların, küresel anlamda
istismarına dayalı olarak, merkezle kenar arasındaki farkın
büyümesi, yaşanan sürecin bir sonucu olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Küreselleşme denen, tek kutuplu ve merkezli
yeni dünya düzenin ortaya çıkardığı süreç, azgelişmiş
toplumların bireyleri açısından daha zor ve aşağılayıcı bir
durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Başlangıçta, küreselleşmenin, kenarın da
merkeze benzemesi, aynı refaha kavuşması, aynı değerleri
paylaşması süreci olduğu iddia edilmiştir.
Merkezdekiler, kenardakilerin kendi
değerlerini kabul ettikleri oranda küreselleşeceklerini,
böylece de, özgür ve müreffeh olacaklarını söylemişlerdir.
Oysa, küreselleşmenin kenar için getirdiği
şey, klasik sömürüye ilave olarak benlik ve kimlik kaybı
olmuştur.
Klasik sömürüde, kenardan merkeze, ucuz emek,
beyin gücü ve doğal kaynaklar aktarılmış, oradaki teknoloji ve
sermaye ile birleştirilerek üretime dönüştürülmüş, sonra da
yine kenara, pahalı mal ya da hizmetler olarak satılmıştır.
Küreselleşen dünyada bu eşitsiz alış veriş
süreci hızlanarak devam etmektedir. Buna ilave olan şey,
küreselleşme adı altında, dünyaya egemen olan sermayenin
ihtiyaçları doğrultusunda, tek tip insan yaratma sürecinin
hızlanması olmuştur.
Çok üreten, çok tüketen, herkesle aynı
değerleri paylaşan, aynı yaşam, yeme-içme, giyim-kuşam ve
davranış kalıplarına sahip bir insan tipi yaratılmıştır.
Söz konusu bu küresel insan, ulusal
değerlerden de yoksundur. Dünyaya tozpembe gözlüklerle bakar.
Dolayısıyla, dünyaya baktığında, eşitsizlik, sömürü, çelişki,
haksızlık, savaş görmez. Örneğin, ABD’nin bugün Irak’ta
yaptığının, emperyalist bir işgal ve katliam değil, terörle
mücadele olduğunu düşünür.
Söz konusu bu insan tipi, hem küresel merkez
güçlerin ürettikleri ürünlerin potansiyel tüketicisidir, hem
de yine aynı güçlerin her tür (siyasal, ekonomik, kültürel,
toplumsal) yönlendirmelerine sonuna kadar açıktır.
Küreselleşmiş bireyin, söz konusu bu
yönlendirmeye gönüllü olarak açık oluşu, bir tür uyuşturucu
bağımlılığına benzer. Aslında, küreselleştikçe kendisi
olmaktan uzaklaşır ve özgün bir kimlik olarak yok olur.
.
Bu tür bireylerden oluşan toplumlar da
toplumsal kimliklerini, özgün değer ve biçimlerini yitirirler.
Aslında, bu süreç, çok da bilinçli bir biçimde
yaşanmaz. Çoğunlukla gayri iradidir.
Kişi, kendi toplumunda hissettiği
olumsuzluklardan kaçmak için, kendini daha iyi hissetmek,
hatta, kendisi gibi olanlar arasında kabul görmek için,
“küreselleşmiş” kültür kodları çerçevesinde hareket etmeye
çalışır. Kendini “dünya vatandaşı” olarak görmeye çalışır.
Bu tür bir tutum, ona, küçük ve geçici bir
takım maddi olanaklar da sunar sunmasına. Ancak, süreç
sonundaki maddi-manevi kayıpları bunun yanında çok daha büyük
olacaktır.
Çünkü, dünyanın gerçek ‘küresel vatandaşları’
merkezdekilerdir. Kenardakiler ise, tüm özgün değerlerini
kaybetseler ve onların yerine merkez değerlerini koysalar
bile, asla birinci sınıf vatandaş olamayacaklar, küresel
dünyanın yeni “en alttakileri” olarak kalacaklardır.
haldun.canci@emu.edu.tr
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Küresel
vatandaşlar
Türkiye'nin
Batı
Sorunu
Bir
Filmin Düşündürdükleri
SAYFA
BASI
|