MEYDAN
Hasan
Kayıhan
|
|
|
hasankayihan@hotmail.com
|
ÖLÜ
BİR ŞAİRE MEKTUP
Adam Mickiewicz, 24.
Aralık
1798
de Nowogródek
civarında bulunan Zaosie'de
(şimdi Beyaz
Rusya'da) dünyaya
geldi. 26.
Kasım
1855'de
İstanbul'da
öldü. Ertesi gün, kalabalık bir Osmanlı Türk cemaatinin de hazır
bulunduğu bir törenle toprağa verildi. Bütün
ömrünü, komşu devletler tarafından paylaşılarak
tarih sahnesinden silinen Lehistan'ın
(Polonya) yeniden hürriyetine kavuşabilmesi
yolunda harcayan Adam Mickiewicz, Polonya'da şâirlerin
bayraktarı olarak kabul edilmektedir.
Şair!
Kırım Sonatı isimli eserini okuduğumda henüz 17 yaşındaydım;
senin, artık olmayan ülken için dizelerin boyunca çırpınan
yüreğinin acılarını yüreğimde
hissetmiş, milletinin kaderine senin her kelimende
seninle birlikte gözyaşları dökmüştüm;
belki de o gözyaşlarım, senin millet ve memleket
sevgini gönlüme işlediği içindir ki, Avrupa'da
tek sevdiğim ülke, Lehistan (Polonya) olmuştu!
Sen benim için
aynı zamanda benim memleketimin şâiriydin; bunda, gözlerini
benim memleketimde yummuş olman kadar, memleketin
Lehistan'ın 19. yüzyılın başlarında
başına gelenlerin aynısını, aynı
güçlerin yüzyıl sonra benim memleketime de kader kılmak
istemelerinin etkisi vardı; Allah'a şükürler olsun
ki, benim atalarım, kanlarının son damlasına
kadar dövüştüler ve bana, senin yaşadığın
esirlik acısını yaşatmadılar; ancak,
benim soyumun yaşadığı diğer
topraklar, Doğu-Türkistan'dan Azerbaycan'a, Kırım'a,
Kerkük'e, Kıbrıs'a varıncaya kadar senin
memleketin gibi yadlar tarafından istilâ edilmişti.
Delikanlılık yaşım, oralarda yaşayan
soydaşlarıma senin mısralarınla seslenerek
geçti:
Çürümüş
kabuğundan kurtulmanın vaktidir;
Donan, tazelen, bize bahar çiçeklerini getir.
Kıpırdansın bir parça o küflenmiş hafızan;
O uzak yaratılış- oluş günlerini an!
Şâir!
İstanbul'un Anadolu yakasını çok iyi bilirsin;
belki de bu dizeleri, Beykoz sırtlarından
Karadeniz'in sisli ufuklarına nemli gözlerle dalıp
gittiğin o yıllarda yazdın; ne yazık ki
atalarım seni, o yıllarda henüz kuruluşu
tamamlanamadığı için kendi köyünde,
senden sonra zulümden kaçıp gelen soydaşların
rahat etsinler, eski yurtlarını tekrar diriltmek
yolunda çalışsınlar diye Beykoz sırtlarında
kurdukları Polonezköy'de ağırlayamadılar;
umarım, bu gecikmeden ötürü milletime hakkını
helâl etmişsindir!
Atalarımı iyi tanırsın Şâir... Ki, sen onlar için şöyle yazmıştın:
"
"Polonya'nın,
komşu düşmanlar tarafından ezilmesine hiçbir
devletin ses çıkarmadığı günlerde, tek
dostumuz Türkler olmuştur. Biz Türkler'i düşmanımızın
önünde eğilmediği ve Polonya'nın işgalini
kabul etmediği için, üstün bir millet olarak severiz."
Biz de seni
çok sevdik Şâir! Cenazeni kendi dinince kaldırdık;
ak sarıklı hocalarımız tabutunun arkasında
saf tuttular ve senin iyi yürekli ve mert bir insan olduğuna
Allah'ın huzurunda tanıklık ettiler. Ve o
yıllarda yaşadığın evin bulunduğu
sokağa senin adını verdiler: "Adam Sokağı..."
Seni hiç bir zaman unutmadık; hatta, rûhun şâd
olsun diye, düşmanlarımızın yakıp kül
haline getirdikleri vatan topraklarında yeniden kurduğumuz
devletimizin ilk büyükelçisi olarak senin memleketine
memleketimizin en büyük şâiri Yahya Kemâl'i yolladık.
Şâir Adam!
Ne yazık ki,
torunların adam çıkmadılar; atalarımın
senin ülken Lehistan'ın yeniden kurulması yolunda
senin düşmanlarınla savaşı bile göze aldıklarını,
bu uğurda can verdiklerini çok çabuk unuttular;
Çanakkale'den , Kafkasya'dan, Şattülamâre'den, Süveyş'ten
vatanlarına saldıran dünyanın en azgın işgalcileriyle
cebelleştikleri günlerde bile Polonya'yı unutmayan,
Galiçya'da Polonya için dövüşen ve senin "üstün
millet" dediğin atalarımın alnına
soykırım lekesi sıvamak isteyenlere senin
torunların da katıldılar...
Şâir,
şimdi ben susayım, sen söyle! Çünkü
sen, kendi aralarında senin yurdunu da bölüşen o
azgın emperyalistleri iyi tanırsın; bize neler
ettiklerini, o ölümsüz rûhunla elbette hissetmişsindir;
600 yıldır atalarımın ekmeğini bölüşenlerin
eline silâh verip bizi nasıl arkadan vurdurduklarını;
bedavadan yurt edinmek hevesine kapılan bu gözü dönmüşlerin
kadınlarımıza, çocuklarımıza ne zulümler
ettiklerini, milyonlarca soydaşımı
evlerinden barklarından edip yüzbinlercesini öldürdüklerini
de...
Düşmanlarımız mert değildiler, erkek de
çıkmadılar Şâir! Savaşı bitirmek için
bizimle barış yaptılar güyâ; cehennemden kapıp
getirdikleri silâhlarıyla geçemedikleri Çanakkale'den
geçip senin İstanbul'unu ve bütün yurdumuzu barış
adına işgâl ettiler arsızca, ama "senin Türklerin",
Allah'ın yardımıyla hepsini süpürüp atmayı
başardılar sonunda.
Ama savaş iyi bir şey değil ki Şâir, çok
canımız yandı; yurdumuzun dört bir yanında
atalarımın seller gibi akan kanları, analarımızın
ırmaklar gibi akan gözyaşlarıyla yıkandı...
Türk'ün toprağı, onların kahrolası kara
vicdanlarının kirinden temizlendi ya, bunu içlerine
sindiremiyorlar hâlâ! Canlarını veren ama vatanlarını
vermeyen milyonlarca şehidimizin alnına şimdi
leke sürmeye kalkışıyorlar; hem de bu lekeyi,
bir mezar taşları bile bulunmayan atalarıma
benim elimle sürdürmek istiyorlar... Olacak
şey mi bu Şâir? Beni hâlâ mı tanımamış
bu gönül gözleri kör adamlar? Bir Müslüman, bir Müslüman
Türk, bir ölünün ardından kötü bir söz edebilir mi
hiç? Hele o, kendi atası ise? Cehennemler kudursa, kıyametler
kopsa, asla! Böyle bir şeyi aklından geçirecek
olan bir Türk'ü, ama senin Türk dediğin Türk'ü,
Kur'an çarpar Şâir!
Senin torunlarına
gelince Adam Mickiewicz, bak, bu seviyesizliği daha önce
de yapanlar oldu; sana yemin olsun, hiçbirine aldırmadım;
çünkü Ermeni halkını kandırıp ellerine
silâh vererek kendi ordularıyla birlikte , senin de
vatanın olan Osmanlı ülkesine karşı kışkırtan
zaten onlardı... Canları cehenneme!
Lâkin, her zaman ve dâimâ
Lehistan'ın lehinde düşünmeyi atalarından bir
rûh mirası hâlinde devralmış bir Türk oğlu
olarak, bu kelimeyi, Lehistan halkı için de kullanmak
zorunda bırakılmış olmak, çok ağırıma
gidiyor, bunu bilesin. Artık o sevgili "Leh-istan",
benim için bir "Aleyh-istan"dır, dersem rûhunu
incitmiş olur muyum, ey benim memleketlim Koca Şâir!?
Kaynak:
http://www.hasan-kayihan.com
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Ölü
Bir Şaire Mektup
Türkçe
üzerine
SAYFA
BASI
|