|

Aynadaki yüz…
Sabah kalkıp aynaya baktığınızda; yirmi yıl önceki
düşünce ve fikirlerinizle “kendi”nizin aynısını
görüyorsanız bir şeylerin ters gittiğini bilmelisiniz. Hayata
ve dünyanın akışına dair bazı fikirlerin değişmemesi çoğu kez
istikrar gibi görünür ama ruhunuzda “çürüme ve ölme ”
başlamış demektir. Hemen korkmanıza gerek yok. Sakin olun ve
beyninizi sünger gibi sıkarak yeni baştan düşünün.
“İnanç” ile “düşünceler” iç içe geçmiş
olmalarına rağmen aynı şey değildirler. İnancın esasları
“ilahi”, düşüncenin esasları ise “beşeri” dir. İnsana ait olan
ve zamanla değişebilecek düşüncelere “kutsallık”
atfetmek hatanın en büyüğüdür. “ben değişmem, beni kimse
değiştiremez” bakış açısında kutsallık yoksa bile kibir
veya akıl problemi var demektir. Bu ayrımın farkında olmayan
birçok insan inancını koruduğunu zannederken; aslında
birileri tarafından kendine kodlarıyla aktarılmış kişisel
düşünce ve yorumları savunmaktadır.
Başkaları adına yaşanan bir hayat ne hazin bir hayattır.
Eskiden kölelerin el ve ayak bileklerinde demirden zincirler
vardı. Çağdaş ve modern insan ise “beyninden”
zincirlenmiş durumdadır. Ne yazık ki günümüzün köleleri
“fikirsel esaretin” farkında değiller. Ruhunu gerçek anlamda
özgür kılmak isteyen ve çağdaş köleliğe isyan ederek
başkaldıranlar “döneklikle” “değişmekle” veya “hainlikle”
itham edilirler. Zincirlerini “kolye” zanneden zavallı
köleler; farkında olmadan teslimiyet içinde hayat sürmeye
devam ediyorlar. Fikrin “köle tacirleri” ise isyankâr
kölelerin; lüks ve saltanat içinde yaşadıkları hayatı yıkacağı
günden korkuyorlar. “Firavunların saltanatı; kölelerin
kulluğundan gelir” diyen ne güzel söylemiş…
Siyaseten “var” olmak adına; başkalarının “yok”
olması için mücadele edenlere yazıklar olsun. Bu kirli oyunu,
kuralına göre oynamanın tek bir şartı vardır. “Ahlakı
unutup, adaleti feda etmek”.
İdeolojiler; tabiatı gereği beşeri yanılma payını içinde
barındırırlar. 40 yıl öncesine ait dünyanın siyasal ve
ideolojik fikirlerini savunmak size mantıklı geliyor mu?
Özeleştiri kültürüne sahip olmayan bir düşünce geleneğimiz
var. Bu sebeble; “nerede yanlış yaptık ?” diye sormaya
korkuyoruz. Ülkenin son otuz yıllık geçmişine birkaç siyasi
lider damga vurdu. Kısır siyasi kavgalar ülkeye hiçbir şey
kazandırmadığı gibi, dünyanın yeniden şekillendirildiği çok
kritik bir dönemde Türkiye’ye zaman kaybettirdi. Hafıza
dehlizlerinde kendisi ile yüzleşen insan muhakkak ki
hatalarını itiraf edecektir. Fakat önemli olan sadece itiraf
etmek değil aynı zamanda geçmişe ait birikimlerden yeni bir
insan “inşa” edebilmektir. İşte; insanımızın tıkandığı
ve inatla direndiği eşik burasıdır. “Başkaları ne der?”
Dünya’yı yanlış okuyarak korkuyu besleyen ve hala
saltanat mantığı ile toplumu yöneteceğini zannedenleri büyük
bir hayal kırıklığı bekliyor. Onlar adına deniz bitmiştir.
Bireysel düşünceyi öldüren siyasal dayatmalardan kurtulma
mücadelesi veren Türk insanı; korkutulmaktan ve felaket
senaryolarından bıkmıştır. “Bizim adımıza birileri korku
üretmesin artık!” diyen bu kırılma noktası ülke adına
sessiz bir devrim niteliği taşımaktadır.
Önümüzdeki dönemde ulusalcılık, milliyetçilik, sol
düşünce ve milli görüş kendini yeniden tanımlamak ve yenilemek
zorunda kalacaktır. 3 Kasım seçimleri 2002 seçimleri bunun
öncü sinyallerini vermiştir. Değişim dalgası ister istemez
alışkanlık yapmış düşünceler ile çarpışacaktır. Bu fikirsel
dönüşüm noktasında “insanın yeniden inşası” gündeme
damgasını vuracaktır. Hangi fikre sahip olursa olsun toptan
kabul ve toptan ret dönemi kapanmıştır. İnsan resmin içinden
çerçeveyi göremez. Zihinsel egzersizlere alışmak
zorundayız.
Ütopyaların hayatımızı ve geleceğimizi satın almasını
istemiyorsak doğru soruyu sormak zorundayız. “fikir
dünyamda neleri değiştirmeliyim ?” sorusu sadece bir
başlangıçtır. Hayatımızı karartan “çapraz ilişkiler” hakkında
sorulması gereken binlerce soru bizi beklemektedir.
İnancın zaman ve mekân üstü değişmez kuralları ile zaman
ve maslahata bağlı olarak değişebilecek inanca ait olmayan
insan düşüncesi farklı şeylerdir. Hayatı ve kendi üzerindeki
iz düşümünü doğru okuyan insan vakti geldiğinde “fikirleri”
ile yüzleşmelidir.
Her sabah aynaya baktığınızda “inatla hiç değişmeyen”
aynı kişiyi görmekten mutluysanız yine de siz bilirsiniz…
SAYFA
BAŞI
Yazarın diğer yazıları:
Aynadaki
yüz…
İkiyüzlü
Fransa
Öfke
Medeniyeti
SAYFA
BASI
|