A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de





Modernizmle Gelen Devrimler (3):
Tezatlar yumağı bir hayat ve çelişkilerle dolu bir kafa...

Eylem ve söylemimizdeki çelişki bizi tezatlıklarla dolu bir hayata mahkûm etti. Bu çelişkilerle dolu hayat tarzımızı dinlisinde olduğu kadar dinsizinde de görmek; bir Türkiye “normal”idir.

Çelişkiler yumağına dönüşen hayatımız, kendi değerlerine karşı çok değişken ve kendisinden olanlarla çok döğüşken bir millet olarak tezahür etti. İlkelerimizi unuttuk, ülkülerimizi kaybettik... 

Önce bizatihi aydınımızın başlattığı bu kafa karışıklığı daha sonra halka sirayet edince; tezatların sarmaşıklaştırdığı manzarayı anca tarif etmeği maharet zannedenler, dolaşıklığı düzeltme basireti gösteremediler:

“Kırkta  birini   vermek yerine, servetini dış bankalarda saklamak mı?
İsrafın haram olduğunu söyleyen din emrine rağmen otomobilin, saatin, giyimin en pahalısına meraklı olmak mı? Bunlar mı muhafazakârlık? Kimse kimseyi kandırmasın. Yukarıda saydığım işleri yapanlar muhafazakâr falan değil. Ne, güzel ahlâk aşılayan peygamberin yolundan gidiyorlar, ne de İstanbul’u güzelleştiren hakanların. Bunlar ne köylü, ne kentli.
Dünya malına düşkün, acayip derecede hırslı, ikbale doymayan yeni bir zümre.
Ve ne yazık ki Türkiye’yi sömürmek isteyen yabancı şirketlerin elinde oyuncak olmuş
durumdalar.
(Zülfü Livaneli – 17.8.08, Vatan)“

Bazıları kabullenmekte zorlansa da, bir kesimin din gibi algıladığı, diğer bir kesimde de neredeyse dinî ögeler kadar kabul gören madernizmden bahseden bir diğer aydınımz: „Hayatın her alanında dinin yerine geçebilecek bir anlam dünyasından bahsediyoruz modernlik dediğimiz zaman. Yani din eğer vicdansa, kalpse, -sadece bu kadar değil ama- akıl ile kalbin iç içe geçmiş bir bütünlüğü ise modernlik de rasyonaliteyi ön plana çıkarmaya çalışan, daha çok akla dayanmaya çalışan bir dünyadır. Dolayısıyla bu açıdan baktığımızda modernlik Türkiye'de ve dünyanın her yerinde dinî inançları ve düşünceleri marjinalize edip yok etmek, ya da belli bir dar alana hapsetmek istiyor. Kamusal alandan dışlayıp özel alana sıkıştırmak istiyor. Evinizin içinde Hıristiyan da olabilirsiniz veya başka bir dinî kültürü de yaşamaya devam edebilirsiniz ama modernliğin üretmiş olduğu kamusal alanda bambaşka bir hayat tarzını yaşamanız gerekiyor; modernite bize bunu öğretmeye çalışıyor.
(Doc. Dr. Ferhat Kentel,  Röportaj: Şerif Eskin-sonpeygamber.info)“

Sarmaşıklaşan manzara karşısında beyni zonklayan bir başka aydınımız:
„Maddi durumunuza göre tatil de yaparsınız, düğün de… Ama benim beynimi zonklatan şey; zenginliklerimizin bu kadar “kısa sürede” nasıl oluştuğudur. Kısa sürede oluşması da bir kaderdir derseniz, bu sefer de şunu sorabilirim müsadenizle; bu kadar sakil, bu kadar sonradan görme şekilde, göze soka soka, paçadan akıtırcasına, para budalası halinde sergilemek zorunda mıyız kendimizi? “Allah yürü ya kulum demiş, sana ne” demesin kimse lütfen… Şu yürüyen kullar, bir gün de sormazlar mı vicdanlarına Maun Suresi, Bakara Suresi ne diyor diye? Yetimi ve güçsüzü itip kakan, yetimin ve güçsüzün halini düzeltmek konusunda çaba sarfetmeyen kimselerin “dini yalanlayıcı”lardan olduğunu hiç okumadık mı? Ya “diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun” hakkını soracağına yemin eden Allah’ı hiç işitmedik mi?“ dedikten sonra önemli bir noktaya parmak basıyor: „ Veya ‚komşusu açken tok yatan bizden değildir’ diyen Rasûl’ü de (s.a.v) mi hiç işitmedik? Dikkat ediniz; namaz kılmak, oruç tutmak değil… Komşusu açken tok yatmamanın anlamı, kelime-i şehadet kadar büyüktür ki; “bizden” mi “değil mi” mihenginin kalbi atar o cümlede… Sizi bilmem ama ben bu yazıyı yazıp, bu ibareleri hatırlarken bile korkudan tir tir titriyorum…
(Sibel Eraslan; 09.08. 2008, Vakit)“

Modernitenin vatanı Batı’dan medeniyet ithalatı yapılırken, “İslâm ümmetinden, Garp medeniyetindeniz” düsturunun, slogandan öte bir kıymeti kalmayınca, ‘Yeniden bir Millet Yaratmak’ serüveninin ürünü bizi, başka bir aydınımız da; “Zira Batı, bizim sadece evlerimizi, hayatımızı, sosyal dünyamızı değil, bedenlerimizi ve zihinlerimizi de şekillendirmiş haldedir. (Abdurrahman Arslan, Ortadoğu başlıklı makale)” diyerek tarif etmiştir.

Yine bir diğer aydınımız, İslâm âleminin dünyadaki konumu izah ederken; „Arz’ın bir lordları var bir de kulları ve İslâm dünyası ikinci grupta yer alıyor“ demiş ve dünya siyasetinde etkin bir rol alamayan müslümanlar için; „Ve tabiatiyle, dünya da İslâm’ı Müslümanlara bakarak değerlendirdiğine göre, bu da demek oluyor ki Müslümanlar ve dolayısıyla da Müslüman’lar, İslâm’ı temsîl edemiyorlar ve hattâ - hâşâ - terzîl  (rezil) ediyorlar ve kezâlik (böylece) yine aynı Müslüman(lık)lar, İslâm’ın sırtında ağır bir yük, dayanılmaz bir kambur oluşturuyorlar.
(Durmuş Hocaoğlu, Yeni Çağ, 13.9.08)“ tesbitinde bulunmuş.

Modernleşmek uğruna bir kesimimizin ‘sil baştan’ şekillenmesi, bir kesimimizin de, Şark-Garp sentezleme gayretinin ürünü ‘melez dindarlık’, bizi bizden uzaklaştıran ve arzın ‘lord’larına ‘kul’laştıran hâl-i perişanımızdan başka bir şey değildir....

Doyum noktasından sonraki hâl..

Doyum noktasına ulaşmış kimyevî bileşime bir damla daha ilave yapılırsa, elde edilen netice bir anda bütün özelliklerini kaybederek bambaşka bir oluşuma gidebilir. Ağzına kadar dolmuş bardağa bir damla daha ilave ettiğinizde, bardaktaki su taşmaya başlar. Peki insanlar doyum noktasına gelmelerine rağmen yemeğe veya içmeğe devam ederlerse ne olur? Bardağın taşdığı gibi mide de fazlasını kabullenmeyerek dışarıya atar; yani kusar... Yenilip içilen gıdanın bir önceki hâlini, bir de mideden kusamık olarak geri gelen hâlini düşününüz... Doyum noktasına gelmeden önce herşey ne kadar güzel, lezzetli ve zevklendirici ise, doyumdan sonra talep edilen herşey de her türünden o denli iğrenç, çirkin ve her türlü güzellikten ve zevkten uzaktır.

Sanayileşmiş, ileri teknolojiye sahip toplumlar, doyum noktasını çoktan yakalamış toplumlardır. Doyum noktasını yakalamış onların, bu safhadan sonraki tüketimleri, açgözlülükten ve ihtiyaç fazlası olduğundan bünye bunu hazmedemez ve kusamık gibi dışarı atılır. Bazıları için benzetmemiz aşırı kaçabilir ama (beni bağışlayınız) biz ve bizim gbi Batılılaşmayı tüketimde gören toplumlar, onların doyum noktasından sonraki süreçte ‘ihtiyaç fazlası’na yani kusamığına iştahlanıyoruz. Bizim de midemizi bulandıran, bu köpek iştahlılıktır.

Doyum noktasına ulaşmış toplumlarda ‘sevgi’ denilen şey, ihtirasın esiri olmuş, menfaat lağımına düşmüştür. Doyum noktasından sonraki ‘aşk’ın adı pornografidir. Doyum noktasından sonraki tüketim, israftır. Aslında bu safhadan sonraki her türlü tüketim, bizde olduğu gibi, onlarda da bir zamanlar günahdı ve haramdı. Dünün gerçekten haram ve günahlarına modernizm kılıfı geçiren toplumların izindeki bizim akibetimiz de onlarınkine benzemesinden korkarım.

Tüketim alışkanlığı

Burada tılsımlı sözcük, ‘tüketim’dir. Postmodern (Modernizm sürecinden sonraki ileri merhale) toplumların, herşeyin tüketiminde ölçüğü kaçırarak israf bataklığına saplanmaları, bizim literatürümüzdeki ‘haram’la izah edilebilir. Bütün öldürücü ‘yan tesirleri’ne rağmen hâlâ hâkimiyetini ve rakipsizliğini muhafaza eden Batı Medeniyeti ile İslâm Medeniyeti arasındaki en önemli ayrışma noktalarından birisi; tüketim anlayışıdır. Birisinde, “Tüket, tüketebildiğin kadar!” geçerlilik kazanırken, diğerinde; “Sadece ihtiyacın kadar!” ölçüsü geçerlidir çünkü, bundan ötesi (İslâm’a göre) haramdır.

Tüketim alışkanlıklarındaki değişim, zamanla medeniyet değişimiyle kendini ifade eder. Bu değişimin bir başka adı; tercihdir. Bu tercih biraz da tüketim alışkanlıkları değişen sizin iradeniz dışında gerçekleşir. Medeniyetler istasyonuna doğru yaklaşan treniniz makas değişerek ‘Batı Peronu’na girmiştir artık...

Bütün bunlar başımıza gelmeyebilirdi; sadece ekmeği öpüp başımıza koysadık... Bizi medeniyet değişikliğine, hatta tercihine sürükleyen o hata; nimeti ezip geçmek oldu.

İki kutsalımızı çiğnetmedik: Kuran ve Ekmek! İki kutsalımızı öpüp başımıza koyduk: Kuran ve Ekmek! İki kutsalımız üzerine yemin ettik: Kuran ve Ekmek! Kuran eksenli bu medeniyetin en belirgin özelliği, nimeti yani ekmeği çiğnememek ve çiğnetmemekti. Bir Kuran’ın ulvililiğinden bir de ekmeğin nimetliliğinden dolayı çarpmasından korkan biz çarpıldık!

İlkesizleşen bir toplum, ülküsüzleşen bir millet, istikbalini tayin etme, yönlendirme iradesinden mahrumdur. O halde; modernizmin Batı toplumlarında meydana getirdiği tahribattan fazla yara almadan kurtulmak için,  medeniyet kodlarımız olan ilkelerimize yeniden  dönmek gerekir.

 
 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç