|

“Allahsız Komünizm” ile
“Allahlı Kapitalizm” Arasında
Aslında
Karl Marks’a ait olan, “Din, toplumun afyonudur” sözü, Lenin
tarafından, “Din toplum için afyondur” şeklinde yorumlanmış
ve yaygın olarak bu hâliyle bilinir. Dolayısıyla dini,
toplumları uyuşturan bir fenomen olarak gören komünist
sisteme, “Allahsız Komünizm” deyimi bir karalama, suçlamadan
ziyade, yerinde bir tesbittir. Özellikle “Soğuk Savaş”
döneminde komünist blok karşısındaki kapitalist dünyanın da
dini, bir karşıpropaganda aracı olarak kullanması, istismar
etmesi, kapitalizmin “tanrı”sı üzerindeki şüpheleri daha da
arttırdı. Zaman zaman hem kendi ülkemizde hem de
milletlerarası münasebetlerde belli güç odakları ve
mihraklar tarafından kitlelere şırıngalanan dinin
neticelerini gördükçe, Marks’a en azından böylesi durumlarda
hak vermemek elde değil.
Muasır Tanrı
Tanrı (İsa) adına baskı, zulüm ve işkencelerin
neticesinde ortaya çıkan “Allahsız Komünizm”in bize yakınlık
derecesi ne kadarsa, maddeci bir başka sistem, “Allahlı
Kapitalizm”in bizim düşünce ve inanç dünyamıza yakınlığı da
o kadardı. Fakat gel gör ki, biz bu ikisi arasında tercih
yapmaya adeta mahkûm edilmiştik:
Onlar faaliyet sahasını ve yetkilerini kendilerinin
belirledikleri bir “tanrı”yı bize pazarlarken de, “tanrı
öldü”ğünü ilan ederken de, bizden taraftar buldular:
“Tanrı”nın öldüğü veya öldürüldüğüne modernlik adına kendini
ikna edenler, ikna edilmeğe meyilli olanlar; engizisyondan
kurtulanlar kadar sevindiler: Tanrı yoksa ahiret de,
hesap-kitap da yoktu!
Muasır inanç sahiplerimiz de, (muhafazakâr) Garp’ın yeniden
tanımlayıp, ambalajlayıp sunduğu “tanrı”ya tav oldular:
Muasır muhafazakâr, yetki alanını ve faaliyet sahasını
sınırladığı tanrısını da muasırlaştırmayı ihmâl etmedi:
Bundan sonra dünya kraldan, ahiret tanrıdan sorulacaktı.
Artık eskiden olduğu gibi kimse, “Gururlanma padişahım,
senden büyük Allah var!” diyemezdi.. Madem padişahın yerine
Sezar geçmişti; o halde Allah’ın yerine de tanrı’nın
geçmesinde bir beis yoktu. Diriler Sezar’dan, ölüler de
tanrı’dan sorulurdu bundan sonra...
Böylece Garplılaşma sürecinin bir ayağını maymun soyundan
geldiklerine inananlar teşkil ederken, diğer ayağını da
Adem’in soyundan geldiklerine inananlar tamamladılar.
Tanrı’yı öldürenler onun yerine yeni ilahlar edinmede
gecikmedikleri gibi, “Âlemlerin Rabbi”ni, ahiretin Rabbı’na
indirgeyenler de, bir Şark kurnazlığıyla Garplılaştırılmış
dinlerini benimsemede gecikmediler.
Tanrıyı öldü zannedenlerle, onu kendi hususiyetlerine göre
tasarlayanlar bugünlerde Allah’ı kandırmak ve Allah ile
kandırmak zilletine tutulmuşlar.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
Bizim
Vatanseverliğimiz
Tedavülden
Kalkan İdeolojiler
Türklerarası
Kültürel Çatışma
Ülkemin
Deve Kuşları
Batı’yı
Okuyup Doğu’yu Anlamak
Emin
Marketin Yahyası
Çarpıtılan,
Kirletilen Değerler
Ahlâk
Kirlenmesi
Göç
Sürecinde Kültürel Kimliğin Oluşumu
Türk
Olmasın da....
İslâm’ı
Avrupalılaştırmak ya da...
Seçkinler
ve Halk
Hüseyinleşmek
(3):
Haktan ve Halktan Yana Olmak
Hüseyinleşmek
(2):
Hayatın İki Tezatı
Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi
Dinamitlemek
Treni
Yine Kaçırdık
Görmemişin
Oğlu
Aşk
Medeniyeti
Türk
Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl
Bir Türkiye?
Bölünen
Benim, Memleket Değil!
Yeni
Bir Dönem Başlarken
Savunma
Hattındaki Türkler
SAYFA
BASI
|