A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de



Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 20.00

"türkshow'da"



Türk Olmasın da....

     Hattızatında Batılılaşmak kavramını dilinden düşürmeyenlerle ona karşı olanların eskiden pozisyonları herkes tarafından biliniyor ve görülüyordu. Şimdi ise öteden beri Batılılaşma’dan yana olanların tutumlarındaki kayganlık ve kaypaklık kadar diğerlerinin de Batı karşıtı duruşlarındaki kaypaklığı ve ayak bastıkları zeminin kayganlığını görüyoruz. Gerek milliyetçi-muhafazakâr kesimde gerekse liberal-laikçi kesimdeki fikir bulanıklığının birçok sebebi olmakla birlikte, düşünce sahamızdaki standartlarımızı kendi şartlarımıza göre oluşturamamışız. Teknolojik ürün ithal eder gibi “medeniyet” ithal etmeye kalkışmışız. Makinada ruh yoktur ama “medeniyet” dediğiniz şeyde tarih, din, edebiyat ve töre gibi müşterek değerler manzumesinin oluşumuna can veren aydınların ruhu vardır. Avrupa’nın ortak değerleriyle yoğrulmuş hayat tarzını biçimlendiren aydın, bizim kültür coğrafyamıza ait olmadığından dolayı, onun çerçevesini belirlediği medeniyet eserinde, bizden bir parça da olsa, eser yoktu.


Güzeli Çirkinleştirmek

Ruhu olmayan Batı teknolojisiyle bir problemimizin olması da mümkün değildi ama medeniyet anlayışıyla kavgamız bir türlü bitmedi. Daha doğrusu tepeden inme bir metotla Cumhuriyet’in seçkinlerinin bütün dayatmalarına rağmen, halk bu yeni hayat tarzıyla tam barışık olamadı. Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde TRT’nin “Hayat ve Din (8.4.08)” adlı proğramındaki konuk bayan dikkatimi çekiyor: Konuşan, bir akademisyen; Doç. Dr. Hülya Küçük. Kafasına geçirdiği peruğun eğreti  duruşu, daha doğrusu sırıtışı, güzelliklerimizi kendi ellerimizle nasıl çirkinleştirdiğimizin canlı görüntüsüydü. Batılı kadının başında örtü yoktu; o halde bizimkinde de olmamalıydı. Hiç şüpheniz olmasın; bunun tersi bir durum olsaydı şayet, mutlaka başörtüsü da “çağdaş” bir kıyafet olacaktı bizimkilere göre. İçine düştüğümüz bu ruh hali, böylesi trajikomik çelişkliler bile Türk milletiyle yetkili ve etkili eliti arasındaki mesafenin hangi boyutlarda olduğunu göstermektedir. Değerler ölçülerimizdeki farklılıklarımız, halkla hükümran azınlığın arasındaki farkı ortaya koyuyor.

Bizde ve onlarda din

Bunların başında da, dine biçilen değer gelmektedir. Batılı aydının Hıristiyanlığa sosyal ve kültürel hayat içinde biçtiği değer, yüklediği görev kadar bizimki de İslâmiyet’e kendi toplumumuzun sosyal ve kültürel hayatında bir yer ve görev tahsis etti. Daha doğrusu öyle zanetti ama en az onlarınki kadar da olsaydı, bugün ülkemizdeki laik-antilaik çatışması bu şidette olmayacaktı. Aydınımızın buradaki en büyük yanılgısı, bazen de gafleti; müslüman toplumundaki İslâmiyet’le Batı toplumundaki Hıristiyanlığın din olarak algılanış biçimini aynı kategoride değerlendirmesi oldu. Batı dünyasının en tanınmış yaşayan şarkiyatçılarından Bernard Lewis, İslam’ın, Hıristiyanlık’tan farklı olarak sosyal hayatttaki belirleyici rolünü şöyle yorumluyor: “İslam’ın etkililiği basitçe bir imana, inanca veya ibadete indirgenemez. Hıristiyanlıktan farklı olarak İslam, Müslümanların tüm hayatına damgasını vurur. Başka bir deyişle, din, Müslümanların tüm hayatını sarıp sarmalar; din onların kültürüne özdeştir. (Prof. Dr. Meyda Yeğenoğlu, Doğu Batı, sayı:31)”. Bizimkisi bu kadarını bile kavrayamadı, anlamak da istemedi çünkü o yüzünü bir kere Garp’a sırtını da Şark’a dönmüştü.

Dün olduğu gibi bugün dahi dinin müslüman toplumların günlük hayatında oynadığı rolü Batılı aydınlar kadar kavrayamayan aydınlarımız var. Ve bunlar sıradan aydınlardan ziyade etkili ve yetkili yerlerde olan veya oralarda sözü dinlenen aydınlar olduklarının da altını çizmek gerek. Buna ilaveten bu durumun hafıza zayıflığından kaynaklandığı kanaatini de taşıyoruz: Kendi tarihini yabancı kaynaklardan öğrenen, son yüzıllarda Osmanlı devletinde sefaret görevini yapanların veya seyahat amacıyla gelen Avrupalıların hatıralarından aldığımız dipnotlarından o döneme bir nebze ışık tutacak ipuçlarını yakalamaya çalışıyoruz. Çok konuşup az yazan özelliğimizden dolayı “hafızası zayıf” millet olmuşuz. Konuştuklarınız ve yaptıklarınız kayıt altına alınmazsa belli bir zaman sonra beşer olma özelliğinizden dolayı unutursunuz. Unutkanlık zamanla cehaleti ve bilgisizliği doğurur. İş bu noktaya geldiğinde, “Kişi bilmediğine düşmandır (Hz. Ali)” kuralı geçerlilik kazanır.

Türke biçilen değer(sizlik)

Yazmamaktan kaynaklanan unutkanlık, unutkanlıktan kaynaklanan bilgisizlik ve nihayetinde bilgisizlikten kaynaklanan düşmanlık... Zaman içinde Türk elitinin din ile olan münasebeti bu zincirleme “kaza” neticesinde bugünkü noktaya geldi. Bir de buna yabancı bir ruhla can bulan medeniyetin milli bünyeye zoraki adaptasyonu sözkonusu olunca, fikrî bulanıklığımızın ve Türklerarası diyalogsuzluğumuzun sebebi daha iyi anlaşılabilir. Bu nokta; gerek devlet içinde gerekse kamuoyunda etkili olabilen diğer sektörlerdeki elitimizin din ve dindarla olan münasebeti, iki düşman millet münasebetleri derecesindedir. Totaliter rejimlere mahsus olan “resmî ideoloji” kavramı maalesef  21.yüzyılda bile bir Türkiye gerçeğidir. Dine olduğu kadar halka da mesafeli duran bu “tuzu kuru” egemen zümrenin idolojisinin adı Kemalizm’dir. “Kemalizm, onu ideoloji olarak benimseyenlerin gücünden dolayı egemendir. (Prof.Dr. Murat Belge, Doğu Batı, sayı:31)”. Bu elit azınlığın egemenliğinin geçmişi bazılarına kadar Türk tarihinin derinliklerinden devamedegelen bir süreçtir. Hatta, “Türk toplumunu Türk olmayan bir tabakanın bin yıl yönetmesi, sosyolojik açıdan tartışmaya açılmalıdır (Prof.Dr. Orhan Türkdoğan, Türk Toplumunda Aydın Sınıfın Anatomisi, sayfa:79).” diyenler bile vardır. 

“Fikriyatta ‘Türk’ terimi tüm Anadolu ve Rumeli’de yaşayan müslüman halkları kapsamaktaydı. Irk esasına dayanan ‘Türkçülük’ bile ‘Osmanlı Türklüğünü’ inkâr etmemiştir, edememiştir. Böylece ayrı ırklara mensup Müslüman Slavlar veya Kafkas Gürcüleri,Çerkez vs. ‘Türk’ sayılarak Türkiye’ye göç etmişlerdir.(Prof.Dr. Kemal Karpat, Doğu Batı, sayı: 31)”. Ülkemizin bugünkü şartlarında Türk milliyetçiliğinin siyasî ve fikrî akım temsilcileri ve mensuplarında, dün olduğu gibi bugün de ırka dayalı Batı tipi bir milliyetçiliğin olmaması, mensubu olduğumuz kültür havzasının İslam’da tarifini bulan insan anlayışı sayesindedir. Şu tarihî hakikate bakınca Türk’ün içerde ve dışarda bugünkü konumu, imajını anlamak biraz daha kolaylaşıyor: “...imparatorluğun temel unsuru diye bilinen Türklerin 18.-19. yüzyıllara kadar devlet idaresine ötekiler kadar sınırlı ölçüde katıldığı, Türk adının kaba köylü anlamında kullanıldığı biliniyor. Türklük objektif olarak (en soi) hâkim, ama bilinçli olarak (pour soi) art planda idi. Osmanlı yazarlar, Türk unsurunun idareye karıştırılmaması gerektiğini ısrarla belirttiler. Türk adı seçkin Osmanlı grupları kadar bazen İstanbul halkı arasında bile hakaret olarak kullanılırdı.(İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, s. 79)”. Buna rağman Türk isyan etmemişse, ya uysallığından ya da insanlığındandır, diyesim geliyor ama diğer taraftan, bir milletin kendini inkârı gibi acı bir gerçeğimizle bugün dahi yüzyüzeyiz. Asıl çıkmazımız da, bu karşı karşıya olduğumuz durumla yüzleşemeyişimizdir.

Kendi kıymetini bilmeyenlerin kıymeti bilinmez! Cumhuriyetin Atatürk’lü döneminde gerçi Türklük önplana çıkarılmaya çalışıldı ama diğer taraftan, Prof. Kemal Karpat’ın tesbitiyle, “Türklük adına Osmanlı’yı inkâr etmek Cumhuriyet döneminde olmuştur.” ki, bu da, bir yanlışı diğer bir yanlışla düzeltmeye çalışmak gibi birşeydir. Bazen millî, bazen de dinî kimliğimiz asıl mecrasından saptırılarak, geri plana atılarak veya yerine başka değerler oturtulmaya çalışılarak halk ile merkezî otoriteyi yönlendiren, kontrol altında tutan seçkin zümre arasındaki soğukluk, karşılıklı itimatsızlık şiddetinden hibirşey kaybetmedi ama ülkeye çok şeyler kaybettirdi. Çağdaş kalkınmış ülkelerle aramızdaki mesafeyi kapatmak, bunca yaşanan acı tecrübelerden sonra halka rağmen mümkün olamayacağını anlamamakta direnenlerin ya başka emelleri var ya da akıllarından zoru.
 
 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Türk Olmasın da....
İslâm’ı Avrupalılaştırmak ya da...
Seçkinler ve Halk
Hüseyinleşmek (3):
Haktan ve Halktan Yana Olmak

Hüseyinleşmek (2):
Hayatın İki Tezatı

Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi Dinamitlemek
Treni Yine Kaçırdık
Görmemişin Oğlu
Aşk Medeniyeti
Türk Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl Bir Türkiye?
Bölünen Benim, Memleket Değil!
Yeni Bir Dönem Başlarken
Savunma Hattındaki Türkler
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Türk Olmasın da....
Yakup Yurt
“SİAMO MOLTO ADDOLORATİ”
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç