|

Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 21.30
"türkshow'da"
Dinamiklerimizi Dinamitlemek
Bu yazıyı kaleme aldığım sırada, Sayın Başbakan Erdoğan
“Medeniyetler İttifakı” toplantısı için gittiği Madrid’de
dünya basınının karşısında soruları cevaplıyordu. Sorudan
daha çok sorgular nitelikteki sorulardan birisi dikkatimi
çekti: “A.B.D’nin ve İsrail’in alışveriş yapmadığı İran’dan
Türkiye niçin doğalgaz satın alıyor?”. Başbakanın, doğalgaza
ihtiyacımızın olduğunu ve bunu en yakın ülke olan İran’dan
alabileceğimiz babından cevabı, bana kısmen
çaresizliğimizin, kısmen de teslimiyetimizin göstergesi gibi
geldi. Eğer zamanında (Yusuf Kaplan’ın deyimiyle) kendi
dinamiklerimizi dinamitlemeseydik, bugünlere boynu bükük
gelmezdik ve kiminle ne yapacağımıza sadece biz karar verir,
başkalarından icazet beklemezdik!
Batılı bir tarih felsefecisi olarak Türk aydınının çok
yakından tanıdığı Arnold Toynbee’nin sanki bugünleri gören
tesbitini hatırladım:“Bizim tehdidimizin kurbanı olan Türk,
ne yaparsa yapsın gözümüze giremeyeceğini, kitabımız Kitab-ı
Mukaddes’ten alıntılar yaparak gösterebilir.”. Bu millete
rağmen bu millet adına aydınımız Batılının gözüne girmek
için ‘yeniden bir millet yaratma’ adına bütün
dinamiklerimizin temeline dinamit koydu. Gökkubbenin
başımıza çöküşü ondandır.
Batı’dan gelen her türlü tehdit, telkin ve dayatmalara boyun
eğen aydınımızın en azından belli bir kesimi bunun farkına
vardı ve kendi varlığımızı inkâra yönelik bu isteklerin ardı
arkası kesilmeyeceğini gördü nihayet. Şimdi tekrar
Toynbee’ye dönüyor ve Kitab-ı Mukaddes’ten yaptığı alıntıya
bakıyoruz: “Biz size kaval çaldık, siz oynamadınız; biz yas
tuttuk siz ağlamadınız (Luka, 7:32).”. Son birkaç yüzyılı
onların çaldığına göre oynadık ve buna alıştılar.
Şimdilerde, biraz da kendi havamızdan çalıp oynamaya
yeltendik diye başımızda medeniyet tufanı kopardılar.
Atalarımızın, “El için ağlayan gözünden olur” sözündeki
hikmeti daha yeni idrak etmeğe başladık ve bundan sonra
biraz da kendimiz için gözyaşı akıtmaya ve kendi kavalımızı
çalmaya kararlıyız.
İşte bu kararlılığı hisseden ve bundan son derece rahatsız
olanlarla önümüzdeki yıllarda medeniyet kavgamız giderek
sertleşecektir. Batı, ne kadar kamufle etmeye çalışsa da,
özellikle müslüman milletlere karşı Hıristiyan
Milliyetçiliği yapıyor. Daha yenice başladığımız bu çağda
din kültürü eksenli değerler çatşmasını sahneleyen,
körükleyen ve yönlendirenler, bizim dinamiklerimizi
dinamitleyecek taşeron aydınlar bulmakta sıkıntı
çekmeyecekler.
Geride bıraktığımız yüzyılda insanlığın başına felaketlere
açan ırkçılık, Faşizm veya Nasyonal Sosyalizm adıyla
ideolojileşirken, bu 21. yüzyılda din kültürü/medeniyet
eksenli ve ambalajlı yeni bir ırkçılık türüyle karşı
karşıyayız. Batı orijinli bu hastalığın panzehiri İslam’dır!
Bu hakikatı Batı tandanslı Türk aydını biraz zor kabullense
de neticede kafası bu duvara çarpacaktır.
“Müslümanlar arasında ırkçılığın kaldırılışı İslâm’ın kalıcı
ahlâkî başarılarından birisi. Günümüzde bu İslâmî özelliği
yaygınlaştırmak zorundayız; çünkü tarih kayıtları her ne
kadar ırkçılığın çoğalan insan ırkları arasında bir istisna
olduğunu gösteriyorsa da, bugün ırkçılığın bu denli kabul
görmesi bir felâket sayılmalı, bu daha çok son dörtyüz yıl
içinde Batılı güçler arasındaki yarışmada, yeryüzünün
paylaşılması konusunda aslan payını alan ülkeler tarafından
körüklenmekte.” (Arnold Toynbee, Medeniyet Yargılanıyor,
s.189) Bunu kendi aydınımızın ağzından duymak beni daha çok
bahtiyar ederdi ama önce İslâm’la tanışmalı...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Dinamiklerimizi
Dinamitlemek
Treni
Yine Kaçırdık
Görmemişin
Oğlu
Aşk
Medeniyeti
Türk
Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl
Bir Türkiye?
Bölünen
Benim, Memleket Değil!
Yeni
Bir Dönem Başlarken
Savunma
Hattındaki Türkler
SAYFA
BASI
|