|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 21.30
"türkshow'da"
İslâm’ı Avrupalılaştırmak ya da...
Geride bıraktığımız 20. yüzyılın en belirgin özelliği nedir,
türünden bir soruya muhatap olsaydım, hiç tereddüt etmeden
vereceğim cevap; ideolojik çağ olmasıdır, derdim. Çağın
bitimine çok az bir zaman kala Sovyetler Birliği’nin de
çökmesiyle dünya çapında ideolojik kutuplaşmalar sona erdi.
“Ötekileştirmek”in altında yatan sebep ve hedefler bu
kavramı kullananlarca farklı olmakla beraber, anlaşılır bir
ifadeyle; “bizden olanlar ve olmayanlar” olarak tarif
edebiliriz. İdeolojik çağda ülkemiz insanlarının tasnifi
yapılırken; ideoljik görüşüne göre sınıflandırılır ve
sıfatlandırılırdı. Buna göre siz (genel hatlarıyla) ya
“solcu” ya da “sağcı”ydınız. O zamanlar dünya da, “Hür
Dünya” ve “Demirperde Ülkeleri” olarak (büyük çapta) ikiye
ayrılmıştı. Dünya siyasetinde çok etkili olamayan birtakım
ülkeler de, bu iki kutup arasında değişik sıfatlarla
anılsalar da, ya “Hür Batı Dünyası”nın veya “Komünist Doğu
Bloku”nun etki alanındaydılar.
İnsanlık tarihi kayıt altına alınalı beri biliyoruz ki, bir
sonraki ilmî, siyasî veya beşerî (sosyal) hadisenin bir
öncekiyle mutlaka alâkası vardır. Bu manâda bir boşluk veya
kopukluk olmamıştır. Dünya ölçekli kutuplaşmalarda dinler
veya kültürel değerler ölçü değildi. Dünyadaki kutuplaşmalar
bizi o kadar etkilemişti ki, Arap dünyasındaki çalkantılarda
taraf olanları, yazar-çizer takımımız, “sağcı müslümanlar”
ve “solcu müslümanlar” olarak bize tarif ve takdim
ederlerdi. Bugün itibariyle hem ülke, hem de küre ölçekli bu
kavramlar ve kutuplaşmalar geçerliliğini kaybetti! Şimdi
mayası din ile yoğrulmuş kültürel kutuplaşmalar olgusuyla
haşır-neşiriz. Başka bir ifadeyle; dünün ideolojilerinin
yerine bugün dinler veya din kaynaklı kültürler oturtuldu:
Batı ve İslam! Dikkat edeseniz Hıristiyan-Batı,
batılılığının ince ve kurnaz maharetini burada da göstermiş:
Kendisini, ortak kültürel değerleri paylaşan ülkelerin
tamamını kapsayan “Batı” olarak tanımlarken, bize sadece
“İslam” demiş. Kendisinde din olarak Hıristiyanlık adeta
gizlenirken, bize sıra gelince, sadece İslam olarak
adlandırılmışız. Tıpkı Bosna’dakilerin bazılarına sadece
Hırvat veya Sırp derken, birkısmına da Müslüman demesi
gibi....
“Medeniyetler Çatışması”nı hortlatanların tezinin adı:
Batı’ya karşı İslâm! Verilmek istenen mesaj şudur: Batı,
Hıristiyan olmasına rağmen dini önplana çıkarmıyor ama şu
(saldırgan) İslam var ya.... Biz batılı (Hıristiyan)
ülkelere karşı cihad ilan ederek ha bire bize saldırıyor;
biz de bu yeni düşmana karşı mücadele etmek
mecburiyetindeyiz. Sakın yanlış anlaşılmasın; bizim
mücadelemiz müslümanlarla değil, bizatihi İslam’ın ta
kendisiyledir.
Bir zamanlar “Euro-İslam”ın hararetli savunucularından olan
Sureyi kökenli Prof. Bassam Tibi de, bu noktadan hareketle
Batı’yı uyarmayı karakterine uygun bir tarzda kendisine
vazife bilmiş olmalı ki şöyle bir kehanette bulunuyor: “Eğer
İslâm’ı avrupalılaştıramazsanız, İslâm Avrupa’yı
islâmlaştıracak (Prof. Bassam Tibi, Die islamische
Herausforderung).”
Bir başka Hollandalı kamuoyuaraştırmacısı Adjiedl Bakas,
“Müslümanlar, Hollanda’yı kolonileştirmek istiyorlar (Die
Welt, 9/12/04)” öngörüsünde bulunurken; dünyaca ünlü
tarihci Bernard Lewis’in, Avrupa’daki müslüman göçmenlerin
çoğalarak Avrupa’yı istila edecekleri kehaneti, Bassam
Tibi’nin erken uyarısından (!) daha da öncedendir. Bir başka
Batılı (ABD) araştırmacı Prof. Philip Jenkins, Batı
kamuoyunun yüreğine su serpen araştırmasının neticesini
açıklarken, felaket senaryoları yazan birtakım
meslektaşlarını da böylece yalanlamış oluyordu: Cezayir,
Tunus ve Türkiye gibi müslüman ülkelerin nüfusu geriliyor
(Die Welt, 28/01/08).”. Buna ilaveten; Avrupa’daki müslüman
göçmenlerin de nüfusundaki artış neredeyse durma noktasına
doğru gerilemektedir.
Ciddiye alınması gereken bir başka şarkiyatçı, Fransız
Oliver Roy; “Fert ve toplumun oluşumunda dini bir altyapı
oluşturan İslam’ın, Batı’ya (göçmenler vasıtasıyla) geçiş
sürecinde tüm milli ve kültürel özelliklerden arındırılarak
düşünülmesi için bir fırsat doğmuştur (Oliver Roy, Der
islamischer Weg nach Westen).”. Bunun manası şudur: Türk,
Fas veya Pakistanlı göçmenlerin getirdikleri İslâmiyet
anlayışı, hayat tarzı, geldikleri anavatanlarında
bırakılmalı, göç edilen ülkedeki İslâmî hayat tarzı, dini
algılama biçimi, buranın yerli-milli kültürüyle sentezlenip
şekillenmelidir. Bu tesbit, aynı zamanda Almanya, Fransa ve
Hollanda gibi ülkelerin devlet adamlarının müslüman
göçmenlerle ilgili politikalarında varmak istedikleri
hedeftir. Meselenin Türkçesi şu demektir: Anadolu
müslümanlığı yerine, Almanya müslümanlığı! Bunun çerçevesini
ise kendileri çizmek niyetindedirler.
Oliver Roy’a göre İslâm Batılıların kafasını epeyce
karıştırmış ve taşlarını yerinden oynatmış. Doğru ve yerinde
bir tesbit. Ancak onlardan çok daha biz müslümanların,
müslümanlardan da en çok Türklerin kafası karışık. Soğuk
savaş döneminde Türkiye’nin Batılı dostlarındaki uzak
duranların yakınlaşması, yakınımızdakilerin uzaklaşması gibi
tavır değişikliği, ülkemizdeki oldum olası Batıcılarımızın
Batı’ya sırt çevirmesi, İslâmcılarımızın yüzünü Batı’dan
yana döndürmesi, kafaları da döndürmeğe devam ediyor. En son
T.C. Yargıtay Başsavcısının AKP’ye kapatma dava açma
müracaatı karşısında hükümete hararetli desteğin Batı’dan
gelmesi kafaları bir kez daha karıştırdı.
Galiba hadiseler biraz da, “İslâm’ı Avrupalılaştırmak”la
alakalıdır. Konuya devam edeceğiz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
İslâm’ı
Avrupalılaştırmak ya da...
Seçkinler
ve Halk
Hüseyinleşmek
(3):
Haktan ve Halktan Yana Olmak
Hüseyinleşmek
(2):
Hayatın İki Tezatı
Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi
Dinamitlemek
Treni
Yine Kaçırdık
Görmemişin
Oğlu
Aşk
Medeniyeti
Türk
Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl
Bir Türkiye?
Bölünen
Benim, Memleket Değil!
Yeni
Bir Dönem Başlarken
Savunma
Hattındaki Türkler
SAYFA
BASI
|