A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Türklerarası Kültürel Çatışma

     Gelişmeler değişimleri beraberinde getirir. Siz buna; değişimler gelişmeleri beraberinde getirir deseniz yine de doğrudur. Keşifler, icadlar, düşünce hayatında zaman zaman toplumun kültürel dinamiklerini sarsan siyasî-idolojik akımlar, gelişim veya değişimin esasını teşkil eden unsurlardır. Hâlâ ilkelliğini devam ettiren toplumların dışında dünyadaki gelişmelerden olumlu veya olumsuz etkilenmeyen kalmadı. Özellikle geride bıraktığımız yüzyılda çok büyük beşerî-siyasî çalkantılar yaşandı. Yıkılan imparatorlukların yerine kurulan yeni devletler gibi devrilen taht-taç sahibi kral, padişah veya imparatorların yerine değişik sıfatlarla geçenler despotlar, diktatörler de 20. yüzılda rejimleriyle birlikte teker teker yıkıldılar.

Gelişmeleri yakalamak, değişime intibak etmek adına kendisiyle ihtilafa düşen, kendi içinde şiddetli kültürel çatışmalar yaşayan milletlerin başında Türkler gelmektedir. Bu süreci bizimle başlatan milletlerde sular duruldu, yanlışlar düzeltildi, hatalardan ders çıkarılarak yurtta sulh sağlanırken, bizim herşeyimiz gibi “yurtta sulh”umuz da sadece nutuklarda slogan olarak kaldı. Gaspedilen vatandaşlık, insanlık ve demokratik hakların, yasaklanan düşüncelerin, istismar edilen ulvî duyguların mücadelesi yarım asırlık gecikmeyle şimdi verilmektedir. Örnek aldığımız ülkeler ise hemen 2. Dünya Savaşı’nın akabinde demokratik sistemlerindeki son önemli eksiklikleri giderme gayretini başlatarak şeffaflaştılar. O ülkeler ki, 1. Dünya Savaşı sonrası oluşan şartları, 2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra geçersiz kıldıkları gibi, en son savaş öncesi ve esnasında meydana gelen şartları da bütün yönleriyle sil baştan yeniden şekillendirdiler. Ve nihayet yeni bir Üçüncü Binyıl’a girmeden önce “Demirperde”nin düşmesiyle hem 1. hem de 2. Dünya Savaşı’nın oluşturduğu özel şartlar (Komünizm, Faşizm ve benzeri rejimler) liderleri ve kahramanlarıyla birlikte sadece tarih sayfalarında kaldılar.

Biz de ise, 1. Dünya Savaşı’nın oluşturduğu özel şartların neticesinde temeli atılan, çerçevesi belirlenen Cumhuriyet rejimimiz, ilk günkü gibi algılanmakta yani askerî bir irade ve disiplinle “korunmak” ve kollanmak”tadır. Dün olduğu gibi bugün de, sağcılığımıza, solculuğumuza, müslümanlığımıza ve vatanseverliğimize bu irade karar verir(di). Daha doğrusu bu selahiyeti kendinde görür ve kimseyle de paylaşmaz. İş bu “paylaşma” noktasına geldiğinde Türkiye’de önce muhtıralar verilir daha sonra  ihtilaller, darbeler olur(du). Her iki cümledeki zaman belirleme kararsızlığımız, bizden değil, tankların gölgesındeki Türk usûlu demokrasimizden kaynaklanmaktadır.  Cümleyi “verirdi” ve “olurdu” ile bitirmek için müdahale tehlikesinin Türkiye gündeminden düşmesi ve “değişmem”, “değiştirmem” inadından vazgeçilmesi lâzım.

Burada “değişim”den kastımız, kendine ters düşen, kendini inkâr mânâsında bir değişim elbetteki olamaz. Küreselleşen dünyaya paralel olarak toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel hayatlarında da isteristemez değişilikler meydana gelir. Siz fert veya toplum olarak bu gelişmenin karşısında olsanız da bu değişim süreci kendi seyrinde devam edecek ve değişime tedbirsiz kafa tutan siz bundan zaralı çıkacak, gelişmelerin gerisinde kalmanızdan dolayı kaybeden taraf olmaktan kurtulamayacaksınız. Türkiye’de hâkim zihniyet, hâlâ 1. Dünya Savaşı şartlarının şekillendirdiği millî ruh  hâlimizin globallaşan dünya gerçeklerine rağmen devamında ve konservelenmiş resmî idolojinin temsilinde direnmeğe devam ediyor. Sadece kendisi dirense, sınırlı ve kontrollü bir zararla işin içinden ülke olarak sıyrılacağız ama; temsil ettiği mevki ve toplum içindeki etkileme alanı hesaba katıldığında, zaman zaman işin, zaten ağır-aksak yürüyen sistemi kilitleme noktasına kadar götürüldüğünü Türkiye vatandaşı herkes bilmektedir.  

Bizim gibi köklü bir geçmişe sahip hiçbir millette görülmeyecek derecede radikal değişimleri gereçekleştirmiş, siyasî olduğu kadar medeniyet değişikliğini de hedeflemiş kültürel hareketin bugünkü (kendilerine göre) yegane temsilcileri, değişmem ve değiştirtmem noktasında skolastik düşüncenin de “laik” kanattaki tipik temsilcilerdirler. Değişmem ve değiştirtmem diyenler, sol cenahta olduğu kadar, Ülkücü ve Millî Görüş hareketi içinde de hep suyun başını tutanlar olduğundan, diğerlerine yol göründü. Bunun neticesi ise, herkesin görebeliceği kadar ortada ve aşikârdır:  

Zaten son yıllarda gündemde olan dünya ölçekli bir kültürler çatışmasından çok daha önce millî bünyemizde 1920’lerden itibaren başgösteren siyasî kamplaşmamızın temelinde farklı değer yargıları yatmaktadır. Hiç şüphe yok ki, bu fikri ayrılığımızın şiddet ve derecesi İslamiyet’le doğrudan bağlantılıdır. Bu husuta daha çok şey yazılıp konuşulmaya devam edecek, sahasında uzman kişilerin mutlaka değerli tesbit ve görüşlerinden istifade edeceğiz amma; İstiklâl Marşı’nı sahiplenip de Mehmet Akif’i dışlayan bir resmî tavır, devlet anlayışı galiba Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugünlere kadar büyüyerek gelen meseleyi anlatmak ve anlamak isteyenlerin işini kolaylaştırıyor.

(Konuya devam edeceğiz.)
 
 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Türklerarası Kültürel Çatışma
Ülkemin Deve Kuşları
Batı’yı Okuyup Doğu’yu Anlamak
Emin Marketin Yahyası
Çarpıtılan, Kirletilen Değerler
Ahlâk Kirlenmesi
Göç Sürecinde Kültürel Kimliğin Oluşumu
Türk Olmasın da....
İslâm’ı Avrupalılaştırmak ya da...
Seçkinler ve Halk
Hüseyinleşmek (3):
Haktan ve Halktan Yana Olmak

Hüseyinleşmek (2):
Hayatın İki Tezatı

Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi Dinamitlemek
Treni Yine Kaçırdık
Görmemişin Oğlu
Aşk Medeniyeti
Türk Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl Bir Türkiye?
Bölünen Benim, Memleket Değil!
Yeni Bir Dönem Başlarken
Savunma Hattındaki Türkler
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Türklerarası Kültürel Çatışma
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç