|
Tarihten
Günümüze Sahte Dindarlar
“Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun"
denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı
üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" derler.
Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru
yolu da bulamamış idiyseler?” (Bakara Suresi, 170)
Kuran'ın
göz ardı edildiği bir ortamda gerçek anlamda,
İslam dinin yaşandığını düşünmek
imkansızdır. Kuran'daki din ile, halk arasındaki
dinin farkını iyi belirlemek ve şu noktaya çok
dikkat etmek gerekir: Eğer din, Kuran'ın uygulanması
değil de, atalardan kalma gelenek, örf ve adetlerinin
devam ettirilmesi olarak uygulanırsa, o din artık
İslam sayılmaz.
Bugün halk
arasında dindar olarak bilinen pek çok insanın
Kuran'dan habersiz olması, durumun çarpıklığını
ortaya koymaktadır. Din, adeta atalardan kalan bir miras
olarak devam etmektedir ki bunun Allah'ın dilemesi dışında,
Allah katında herhangi bir değeri olmasını
beklemek yanlış olur.
Budistlerden,
totemlere tapan Afrika kabilelerine kadar pek çok toplum,
dinlerini atadan kalma miras olarak uygulamaktadır ve
bunların hiçbiri hak din değildir. Çünkü bu
dinlerde amaç, hak dinde olduğu gibi Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmak ve sadece O’na dua edip kul olmak değil,
geleneği devam ettirmenin getirdiği nostaljik zevki
yaşamak, sahte mutlulukları tatmaktır. Kimi
zaman da amaç bazı çıkarları elde etmektir.
Bu durumu
zaman, zaman bazı Müslümanlarda
da görmekteyiz. Tarih boyunca tüm Müslüman ülkeler ve
toplumlar, kendi örf, adet ve geleneklerini İslam
dini ile karıştırmışlar.
Dolayısıyla bazı İslam ülkeleri, din adı
altında farklı bir inanç türetmişler. Bu
konuda uyulması gereken en doğru ve hiç değişmeyen
kaynağın Kuran olduğunu belirtmek istiyorum.
Kuran'da
bildirilen dinde ise temel, Allah'ın rızasını
kazanmak ve Ona kul olmaktır. Hiçbir şahıs
ilah edinilmez. Allah’tan başka kimseden yardım
dilenmez, hiçbir batıl anlayışa değer
verilmez, medet umulmaz. Müslüman kendisine bu örnekleri
esas almalıdır. Bu konuda Allah şöyle buyurmuştur:
“Binasının
temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran
kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının
temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla
birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan
kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.”
(Tevbe Suresi, 109)
Ayetten de
anlaşılacağı gibi, Allah rızası
üzerine kurulmamış bir inanç, bunun üzerine bina
edilmemiş bir din anlayışı makbul olmadığı
gibi, sonsuz ahiret hayatında da korkunç bir son olan
cehennem azabını
beraberinde getirmektedir.
Çoğu
kimsenin din hakkında sahip olduğu bilgiler ve
izlenimler, aslında geleneksel din hakkında sahip
olduğu izlenimlerdir. Geleneksel din ise, türlü
kerametlerden, sayısız batıl inanç ve törenlere
kadar uzanır. Aslında pek çok kişi, bu geleneğin
birtakım mantıksızlıklara dayalı olduğunu
fark eder. Ama olayın doğrusunu araştırma
gibi bir zahmete de girmek istemediğinden, "dinden
olabildiğince uzak kalma" yolunu seçer. Hatta din dışı
fakat gelenek içinde din olarak tanıtılan bu tür
safsataların varlığı, onun dinden kaçması
için de kendince bir tür meşru zemin oluşturur.
Ama bu insan yanılmaktadır ve bunun Allah’ın
emrettiği dinle hiçbir alakası olmadığı
Kuran’da bizlere şöyle bildirilmektedir:
“Onlar,
'çirkin bir hayasızlık' işlediklerinde: "biz
atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu
bize emretti" derler. De ki: "Şüphesiz Allah,
'çirkin hayasızlıkları' emretmez. Bilmediğiniz
bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?”
(Araf Suresi, 28)
Bir
başka sahte dindarlık ise, gösteriş için yapılan
ibadetlerdir. Bunun başka boyutu da, maddi çıkar ve
itibar elde etmek için yapılan ibadetlerdir. Bu tür
insanlar için Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:
“Dini
yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi
itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.
İşte (şu) namaz kılanların vay haline,
ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,
onlar gösteriş yapmaktadırlar. Ve 'ufacık bir
yardımı (veya zekatı) da' engellemektedirler.”
(Maun Suresi)
Unutulmamalıdır
ki; İslam’ın özünü kavramamız için Allah
hepimize akıl ve şuur vermiştir. Vicdanımıza
kulak verirsek, daima en doğruyu bulur, örf, adet ve
geleneklerin, inançlarımızla karışmasına
asla izin vermeyiz. Peygamberimiz Hz.Muhammed (sav)’in de
dediği gibi yolumuzdan sapmayız.
"Ey
müminler! "Size iki emanet bırakıyorum, onlara
sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.
O emanetler Allah'ın kitabı Kur' an-ı Kerim ve
Peygamberinin sünnetidir.”
SAYFA
BAŞI
www.nuranyelkenci.com
Yazarın
diğer
yazıları:
Tarihten
Günümüze Sahte Dindarlar
Şeytan
Detayda Gizlidir
İnançla
Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
İnanca
Çağıran Davetler
Hayırlarda
Yarışmak
Zaman
Tüketen Ev Hanımları
Sebeplerdeki
sırlar
Herşeyde
Hayır Görmek
Pişman
Olmadan Önce
Örnek
Müslüman Kadın
Hz. Meryem
Tüm
annelerin, anneler gününü kutluyorum
İnsanları
sinsice kıskacına alan Adamlık dini
Derin
Düşünmek
2005
Dünya Kadın Yürüyüşünde, Müslüman Türk Kadınının
Yeri
SAYFA
BASI
|