·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


AYNA
                                                                               Prof. Dr. Ümit Özdağ
 
bilgi@umitozdag.com




Muhterem Paşam

11 Kasım 2005 tarihli Hürriyet gazetesinde yakın çevrenize atfen verilen bir haberde sizin "TSK'nın Atatürk konusundaki hassasiyetini bilenler bu tartışmaya girmiyor. Bize göre bunlar, sadece gündeme gelmek için yapılan anlamsız bir tartışma. Bundan bizi hala Atatürk düşmanı olarak gösteren bir sonuç çıkarmaya çalışanlar varsa ayıp ediyorlar" düşüncesinde olduğunuz kaydediliyor. Sizin gerçek düşüncenizin ne olduğunu bilmemekle beraber bu yazımda sizinle KKK brövesini değiştirerek neden yanlış yapıldığı konusunda görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Konunun iki iç içe geçmiş boyutunun olduğunu düşünüyorum. Bunlardan birisi askeri kültür boyutudur. Türk Kara Kuvvetleri, Büyük Türk Kağanı Mete Han'ın ordusunu ondalık sistem ile tasarlamasının tarihini kuruluşunun başlangıcı olarak kabul eder. Bu düzenleme yapıldığında bugün var olan dünya ordularından sadece bir tanesi Çin ordusu vardır Türk ordusunun dışında. 1950'lerde KKK'nın kuruluş yıldönümü olarak bir sene Yeniçeri Ocağı'nın kuruluş yıldönümü temel alınarak kutlandı. Ancak tarihçilerden gelen sert tepki üzerine ertesi sene bu hatadan vazgeçildi.

Eğer yanılmıyor isem Türk Kara Kuvvetleri mensubu subayların bence çok hoş bir isim olmayan "bröve" denilen ve Türkçesi  "şehadetname" olan sembolü takmaya başlaması 27 Mayıs 1960'dan sonra başladı. O dönemde mavi zemin üzerinde dört yıldız ve Kocatepe'de Atatürk figürü bakır üzerine işlenmişti. Hatta bazı subaylar, bakırı parlatmak için kavil kullanırlardı.

1979'da Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Nurettin Ersin bugün taşınan "şehadetname"yi tasarlayarak kullanıma soktu. Bu yeni "şehadetname" kuruluşu Mete'nin ordusuna kadar geri giden Kara Kuvvetleri'nin bütün kültürel mirasını üç santimetre karelik bir alana taşımıştı. 2214 yıllık bir askeri kültür ve Kocatepe'de emperyalizmin boğuluşu.
Hiçbir ordu askeri kültüründen bağımsız olarak şekillendirilemez. KKK'nın şehadetnamesinin modernize edilmesi çalışmaları çerçevesinde ortaya çıkan yeni "bröve" ruhsuz, sahip olduğu tarih ve askeri kültürden kopuk, herhangi bir muz cumhuriyetinin kara kuvvetlerinin taşıyacağı kadar köksüz bir bröve olmuştur. Bröve, ilk kurucusunun Mete'nin ejderli sancağından ve modern kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ten vazgeçmiştir.
İtirazımın birinci nedeni budur.

İkinci neden ise ülkemizin içinden geçtiği süreçle yakından ilgilidir. Türkiye'nin içinde bulunduğu jeopolitik alt sistemler olan Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu büyük bir sarsıntı sürecinden geçiyor. 1990'lar boyunca Balkanlar'da bir devlet, Yugoslavya yok oldu ve parçalanma hala devam ediyor. Kosova'nın parçalanması ile 1991'de başlayan Yugoslavya'nın parçalanması 2010'dan önce son bulacak. Kafkasya'da Gürcistan fiili bir parçalanmışlığı yaşıyor. Azerbaycan'ı % 20'si işgal altında tutuluyor. Çeçenistan'da savaş devam ediyor.

Orta Doğu''da ise Irak''ın bir kaç sene içinde nasıl parçalandığını gördük. Üstelik Irak parçalanırken Türk halkı, Türk devletinin ve Türk ordusunun bu ülkede çizdiği kırmızı çizgilerin dağıldığını görmek zorunda kaldı. Şimdi Türk basınında Suriye'nin tartışıldığını görüyoruz. Çevresinde yaşanan bütün bu süreci Türk halkı, Türkiye içinde şimdiye değin 35 bine yaklaşan bir kayıp verdiği bir süreçte yaşadı. Yani hem dışarıda hem içerde ateş çemberinde.

Muhterem Paşam,
Türk halkı dışında hiçbir halk 21 seneden bu yana devam eden bir düşük yoğunluklu çatışmayı bu kadar büyük bir fedakarlık ve cesaret ile göğüsleyemez. Düşük Yoğunluklu Çatışma terörist unsurların karşılarındaki orduyu "yenmek" üzerine değil, o ordunun arkasındaki toplumun direnme gücünü "tüketmek" üzerine kurdukları bir stratejileri vardır. Türk halkı hala çocuklarını davul ve zurna ile askere yollayarak, tükenmediğini ve tükenmeyeceğini ortaya koymuştur. Ancak, bu halkımızın sinirlerinin yıpranmadığı anlamına gelmemektedir.

İçine girilen "ucu açık" AB sürecinde Türk halkına yapılan saldırılar, AB'nin çifte standarta, ahlaksızlığa ve tahrike dayanan yaklaşımları aziz milletimizin sinirlerinin iyiden iyiye gerilmesine neden olmaktadır. Bir AB komisyon başkanı ülkemizin güneydoğusundan bahsederken "Kürdistan" demekte, bir başkası "Atatürk" resimlerini indirmemizi istemektedir. Türk halkı bütün bunları büyük bir sabır ve artan bir kızgınlıkla izlemektedir.

AB 2004 İlerleme Raporu'nda Türkiye''de var olduğunu iddia ettiği "azınlıkları" saymış ve bunların toplam sayılarının 44 milyon olduğunu ileri sürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti devletinin milli devlet yapısı dağıtılmak, ülkemiz federal bir devlet yapısına sürüklenmek istenmektedir. Süren "AB Faşizmi" ile her türlü milli refleks baskı altına alınmaya çalışılmaktadır. Basının özellikle televizyonların büyük ölçüde Sovyetler Birliği dönemindeki tek parti zihniyeti ile yayın yapmaktadırlar. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kışlasında manevi kuşatmaya alınmaya çalışıldığını görmekteyiz.
İşte böyle bir ortamda, Türk milletinin bağımsızlığı, devletinin varlığı, milli haysiyeti, kısaca bütün milli değerleri konusunda daha hassas olması çok doğaldır. Bütün milli değerler denilince devletimizin kurucusu ve İstiklal Savaşı'nın önderi Mustafa Kemal Atatürk konusunda hassasiyet her geçen gün biraz daha artmakta, O'na olan sevgi, saygı ve bağlılık yükselmektedir.

"Şu Çılgın Türkler" adlı kitabın satışının yüz binlere ulaşması, 10 Kasım'ların 1960 ve 70'lerdeki şekli ile devlet matemi olmaktan çıkarak, milli direniş ve sevgi günlerine dönüşmesi doğru okunması gereken duruşlardır. İşte böyle bir ortamda Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın Mustafa Kemal Atatürk'ü brövesinden dışlaması çok yanlış olmuştur. Türk ordusunun "hassasiyetlerini" bilen Türk milletini üzmüş, sarsmış ve kırmıştır.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada bröve üzerindeki Atatürk simgesi küçük olarak "nitelendirilmekte" ve subayların zaten Atatürk rozetini taşıdıkları ifade edilmektedir. Bahsedilen rozet 1990'lı yılların başında gerici bazı çevrelerin terbiyesizliklerine karşı dönemin Genelkurmay Başkanı tarafından gösterilen bir tepki neticesinde takılmıştı. Anılan dönemde ve sonrasında Genelkurmay Bildirisinde bahsedilen rozet "bröveler ve rozetler yönetmeliğinde" yer almamıştı. Ancak daha sonra ki tarihte yer almış olsa dahi önemli olan husus burada sadece subayların taşıdığı rozet değil, ordunun en büyük kuvvetinin sembolünün değiştirilmesidir.

Türk milletinin psikolojik durumunu dikkate almayan bu yaklaşım düşüncesizliktir. Oysa kurmay zihniyeti her şeyi hesap etmeyi gerektirir. Yapılan şeyin doğru olup olmadığını değerlendirmek için yapılabilecek şeylerden bir tanesi tesadüfi yöntemle Bosof'taki genç bir üsteğmeni, Çukurca'daki bir yüzbaşıyı, Edirne'deki bir albayı, özetle on Türk subayını arayıp sorun lütfen; "Genç subay biz bröveyi bu şekilde modernleştiriyoruz.
Sence doğru mu yapıyoruz?" Alacağınız cevap size doğruyu gösterecektir.
Siz genç bir üsteğmenken 1965 yılında Kara Kuvvetleri Komutanı olan Orgeneral Cemal Tural, Kara Kuvvetleri'ne bir bildiri yayınlamıştı :

"Yüce Türk Milletinin, Yüce Ordularına sesleniyorum :
Ey Mete'nin Çin'e giren orduları;
Ey Atillâ'nın Avrupa''ya yayılan, Fatih'in
İstanbul'a giren, devir açan orduları,
Ey Atatürk'ün Akdeniz hedefine yürüyen orduları,
Dünyaya medeniyet götüren ordular,
Köle milletleri uyandıran ordular,
Tarihi yazan, yaratan ordular:
Sen Milletin özü
Sen milletin gözü,
Sen milletin sözüsün"



40 sene sonra ne değişti ki, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın brövesinden Mete'nin sancağını, Atilla'nın mızrağını, Fatih'in toplarını ve Atatürk'ün kendisini modernlik adına çıkarıyoruz? Atatürk, "Türk ordusu, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir" demektedir. Ordu, onun kudret ve kabiliyetlerinin temelini oluşturan Türk milletinin isteğine saygı göstermelidir. Millet, subayın göğsünde tarihini ve Kocatepe'de Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü görmek istiyor.

12.11.2005

SAYFA BAŞI


Yazarın diğer yazıları:

Muhterem Paşam
Atatürk
Kanuni Sultan Süleyman'dan Şahin Bey'e
"AB Faşizmi" ve Cumhuriyet Bayramı
"Öfke Baldan Tatlıdır"

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Prof. Dr. Ümit Özdağ
Muhterem Paşam
Mahmut Aşkar
Sömürgeci Efendisine Başkaldıranlar ve Türkler
Yakup Yurt
Bayram Geldi Neyime
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Rumları AB, Kürtleri ABD koruyor...
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Şefik Kantar
Davul Tozu, Minare Gölgesi
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Ayten Kılıçarslan
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Orhan Aras
Balık Adam
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
M. Ali Aladağ
Almanya Seçimlerini Nasıl Okursunuz?
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman Çaycı
Siyah Çelişkiler
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç