|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizm ve akabinde postmodernizmin vesile olduğu fikrî
(ideolojik) ve beşerî (sosyal) devrimlerden sonra globalizm,
geçen yüzyıldan kalma şablonları ezip geçerken ezberimizdeki
ideolojik söylemleri de hafızalarımızdan sildi götürdü.
Globallaşma, son zamanlarda sıkca kullanılan tabirle,
ezberimizi bozdu. Batı’daki değişimi ortalama elli senelik
bir gecikmeyle takip etmemize rağmen, ne ibret almasını ne
de tedbir almasını beceremedik. Modernite kendi kültür
coğrafyasında yarım asır içinde birkaç kez gömlek
değişirken, biz; 20. yüzyıl başlarında o günün şartlarına
göre algıladığımız, kendimize göre yorumladığımız bu akımı
doktriner resmî ideolojimizin vazgeçilmez ve bir o kadar da
değişilmez bir parçası hâline getirdik.
Berlin Duvarı’nın 1989’un sonlarına doğru fiilen
yıkılmasından sonra komünizmin, hem rejim olarak, hem de
ideoloji olarak çökmesinin üzerinden fazla bir zaman
geçmeden yeni bir dalga olan “küreselleşme” devri başladı.
Ne garip bir tecellidir ki; küreselleşmenin getirdiği
rüzgarla dünyalılar birbiriyle biraz daha yakından tanışarak
yaşadığımız küreyi adeta küçültürlerken, biz Türkler
birbirimizden ayrışarak öz ülkemizde başka dünyalar meydana
getirdik: Laikçiler, Muhafazakârlar, Ulusalcılar,
Milliyetçiler, Aleviciler, Kürtçüler ve İslâmcıların
oluşturduğu, tasavvur ettiği ve mücadelesini verdiği
Türkiye...
Birbirimizle didişmekten fırsat bulup başımıza
kaldırdığımızda, globallaşan dünyaya ayak uydurmak, adapte
olmak için elimizi çabuk tutmamız gerektiğini, aksi taktirde
bu fırsatı da kaçıracağımızı birbirimize telkin etmeğe
çalıştık. Önceki değişimlerde olduğu gibi, bu sefer de yine
geç kalmıştık. Komünizm gelsin mi, gelmesin mi, kavgasında
binlerce evladımızı kaybettikten sonra komünizmin bitişini
hayretler içinde seyrettiğimiz gibi, bu sefer de;
küreselleşelleşmek mi, yoksa ulusallaşmak mı, kavgasını
içerde en şiddetli şekilde verirken; ‘küresel kriz’in
yarattığı küre ölçekli depremle irkildik: Sistemin önce en
büyük vatanı Amerika Birleşik Devletleri’nde çatırdamağa
başladığını görünce yine ağzımız açık seyretmeğe
başladık...
İflas eden özel bankaları, ulusal hükümetler birtaraftan
devletleştiriyor diğertaraftan da halkına ‘bize güvenin’
çağrısını yaparak, (vahşi) kapitalist sistemin çökmediğini
anlatmaya çalışıyorlarken Garp Cephesi’nden; ‘bu iş buraya
kadardı’ itirafında bulunan aydınları bizimkilerin henüz
daha duymadığı ve duyanların da işin vahametini idrak
edemediklerini görüyoruz.
Küreselleşme hadisesini eleştirel bir gözle izleyenlerin
başında gelen A.B.D’li Yazar Michael Hardt, daha 2003
yılında, “Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyayı kontrolü
altına alma girişimi akamete uğrayacaktır” demişti. Alman
gazetesi ‘taz’la, 23.9.08 tarihinde yaptığı söyleşide Hardt;
“Bush, Cheney veya Rumsfeld’in düşlerine rağmen, ulusal
devlet emperyalizminin zamanının geçtiği, artık Irak’taki
askerî hezimetle belgelenmiştir. Finans krizi, ABD’nin
süpergüç olma hâyâlinin son tabutçivisidir.”. Michael
Hardt’ın son cümlesi, bizim alışık olduğumuz Türkçe ile: Şu
anda yaşanan malî kriz, A.B.D’nin dünya hâkimiyeti ülküsünün
konulduğu tabuta çakılan son çiviydi.
Siyasetbilimci ve Strateji Danışmanı Hint asıllı Amerika
Birleşik Devletleri Vatandaşı Parag Khanna, “Der Kampf um
die zweite Welt (İkinci Dünya İçin Savaş)” adlı kitabında,
A.B.D’nin şimdiki pozisyonunu artık muhafaza edemeyeceğini
ve geleceğin dünyasında ilk etapta A.B.D’nin yanısıra Avrupa
Birliği ve Çin’den sonra, Japonya, Hindistan, kısmen İslâm
dünyası ve Latin Amerika ve Rusya’nın ikinci derecede önemli
rol oynayacaklarını iddia etmektedir (Frankfurter Rundschau,
28.4.08).
Nobel ödüllü Ekonomist Muhammad Yunus’un krizle ilgili
görüşü sorulduğunda; daha çok kazanmaktan başka bir gayesi
olmayan anlayış yerine, daha çok insanlara faydalı olabilen
bir iş anlayışının geçerlilik kazanması gerektiğinin altını
çizdikten sonra; “İhtirasın hâkim olduğu piyasalardaki malî
krizin sebebi, kumarhaneye dönüşen bugünkü kapitalist
sistemdir” demesiyle, hem dünya borsalarında oynanan oyuna
hem de sistemdeki kokuşmuşluğa dikkat çekmiş (Spiegel
Online, 9.10.08).
Her sistem gibi kapitalizmin de birzamanlar kendine göre
ahlakî normları vardı. Globallaşan çağın kapitalizmi, daha
çok kâr etmek ve daha çok sahiplenmek uğruna kendi koyduğu
kuralları bile yok sayarak, insanî ve bununla birlikte
ahlakî (etik) kurallarını da yine kendisi geçersiz kıldı.
“Bu nüfuz sahibi olmanın ötesindeki, artık kural tanımaz
gelişmeye ben kirlenme diyorum. Kuralların rafa kaldırıldığı
bir dünyada yaşıyoruz. Bu kirlenmenin önüne kim geçebilir?
Hiç birşey ve hiç kimse bunu durduramayacak.”. Bu sözler,
bizim de bu yazımızın başlığı olarak aldığımız,
“Globallaşmanın Pezevenkleri” adlı kitabın yazarı Loretta
Napoleoni’ye ait. Böylesi bir isimle bizim cenahta bir kitap
yayımlanmış olsaydı, Batılılardan önce bizim Batıcılar adamı
bir kaşık suda boğarlardı. Yeni dünyanın proleteryasının
kendi çocuklarının olacağını öngören yazar; “Bunun için
onları, toplumdaki yeni rollerine hazırlıyor ve diyorum ki,
benim kuşağımın elde etmeğe çalıştıklarına heveslenmeyin;
küçük şeylerde mutlu olmaya bakın!” şeklinde nasihatta
bulunuyor.
Uzun yıllar bankacılık ve sanayi sektöründe çalışmış olan
Bayan Loretta Napoleoni; kapitalist ( mali) sistem, İslâmî
sistem karşısında en fazla on sene dayanabileceğini
söyledikten sonra, bizim (müslüman) aydınlarımızın bir
kısmının söylerken içini dolduramadığı, birkısmının da
söylemeğe cesaret edemediği hakikatı Batı dünyasından
haykırıyor:
“İslâm’ın malî sisteminde, bizim çoktan beri kaybettğimiz
bir ahlakî kod var.”.
Dünyadaki finansal krizden etkilenmecek tek sistemin,
İslâm’a göre faizsiz bankacılık ve yatırım yapan sistemin
olacağını iddia eden yazarın tek söylemediği veya (şimdilik)
söyleyemediği şey, insanoğlunun maddî ve manevî huzurunu
ancak İslâm’da arayabileceği gerçeğidir. Bunlar, Batılı
entellektüellerin çok severek itiraf ettikleri hakikatler
elbetteki değil! Tam tersine; İslâm dünyasına karşı ortalama
üç asırdan beri üstünlüğünü kabul ettirmiş ve bunun
getirdiği avtajlarla yaşattığı bir sistemin giderek çöküşünü
görmek, Batılılar için kabullenilmesi ve hazmı kolay
olmayan, alışık da olmadıkları bir hadisedir. Batı’nın
öncelikle İslâm dünyasında giderek inanırlığını yitirmesini,
“Hiçbirşey Batı’nın önemini yitirdiğini değiştiremez
artık...” cümlesindeki hüzünle karışık itirafta görmek
mümkün. Gerek bu çöküşü kabullenmek ve gerekse kapitalist
sistemin en büyük alternatifi olarak İslâm’ın sunduğu
faizsiz sistemi bir kurtuluş reçetesi olarak görmek, bir
erdemliliktir. Bugünlerde piyasaları sarsan bu krizi fırsat
bilerek sloganvarî İslâmcılık propagandasının ne dine ne de
dindara bir getirisi olmaz... Müslüman aydının
basiretsizliği devamederse, görünür bir zaman dilimi içinde
Batılı aydınların, bizimkilerin ihmal ettikleri konuya, yani
İslâm’ın faizsiz finans sistemine ciddi manâda eğilerek,
buradan hareketle yeni bir model geliştireceklerinden
kimsenin şüphesi olmasın.
Not: Alman
‘Die Welt’ gazetesinde, “Die Zuhälter der Globalisierung (
Globallaşmanın Pezevenkleri)” adlı kitabın tanıtım yazsını
tarafımıza göndererek, bu makaleyi yazmamıza vesile olan
Sevgili Muhsin Ceylan’a teşekkür ederim.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
“Globallaşmanın
Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler
(3)
Modernizmle Gelen Devrimler
(2)
Modernizmle
Gelen Devrimler
Derdimiz
de var dermanımız da...
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
SAYFA
BASI
|