A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de





“Globallaşmanın Pezevenkleri”

    Modernizm ve akabinde postmodernizmin vesile olduğu fikrî (ideolojik) ve beşerî (sosyal) devrimlerden sonra globalizm, geçen yüzyıldan kalma şablonları ezip geçerken ezberimizdeki ideolojik söylemleri de hafızalarımızdan sildi götürdü. Globallaşma, son zamanlarda sıkca kullanılan tabirle, ezberimizi bozdu. Batı’daki değişimi ortalama elli senelik bir gecikmeyle takip etmemize rağmen, ne ibret almasını ne de tedbir almasını beceremedik. Modernite kendi kültür coğrafyasında yarım asır içinde birkaç kez gömlek değişirken, biz; 20. yüzyıl başlarında o günün şartlarına göre algıladığımız, kendimize göre yorumladığımız bu akımı doktriner resmî ideolojimizin vazgeçilmez ve bir o kadar da değişilmez bir parçası hâline getirdik.

Berlin Duvarı’nın 1989’un sonlarına doğru fiilen yıkılmasından sonra komünizmin, hem rejim olarak, hem de ideoloji olarak çökmesinin üzerinden fazla bir zaman geçmeden yeni bir dalga olan “küreselleşme” devri başladı. Ne garip bir tecellidir ki; küreselleşmenin getirdiği rüzgarla dünyalılar birbiriyle biraz daha yakından tanışarak yaşadığımız küreyi adeta küçültürlerken, biz Türkler birbirimizden ayrışarak öz ülkemizde başka dünyalar meydana getirdik: Laikçiler, Muhafazakârlar, Ulusalcılar, Milliyetçiler, Aleviciler, Kürtçüler ve İslâmcıların oluşturduğu, tasavvur ettiği ve mücadelesini verdiği Türkiye... 

Birbirimizle didişmekten fırsat bulup başımıza kaldırdığımızda, globallaşan dünyaya ayak uydurmak, adapte olmak için elimizi çabuk tutmamız gerektiğini, aksi taktirde bu fırsatı da kaçıracağımızı birbirimize telkin etmeğe çalıştık. Önceki değişimlerde olduğu gibi, bu sefer de yine geç kalmıştık. Komünizm gelsin mi, gelmesin mi, kavgasında binlerce evladımızı kaybettikten sonra komünizmin bitişini hayretler içinde seyrettiğimiz gibi, bu sefer de; küreselleşelleşmek mi, yoksa ulusallaşmak mı, kavgasını içerde en şiddetli şekilde verirken; ‘küresel kriz’in yarattığı küre ölçekli depremle irkildik: Sistemin önce en büyük vatanı Amerika Birleşik Devletleri’nde çatırdamağa başladığını görünce yine ağzımız açık seyretmeğe başladık... 

İflas eden özel bankaları, ulusal hükümetler birtaraftan devletleştiriyor diğertaraftan da halkına ‘bize güvenin’ çağrısını yaparak, (vahşi) kapitalist sistemin çökmediğini anlatmaya çalışıyorlarken Garp Cephesi’nden; ‘bu iş buraya kadardı’ itirafında bulunan aydınları bizimkilerin henüz daha duymadığı ve duyanların da işin vahametini idrak edemediklerini görüyoruz.

Küreselleşme hadisesini eleştirel bir gözle izleyenlerin başında gelen A.B.D’li Yazar Michael Hardt, daha 2003 yılında, “Amerika Birleşik Devletleri’nin  dünyayı kontrolü altına alma girişimi akamete uğrayacaktır” demişti. Alman gazetesi ‘taz’la, 23.9.08 tarihinde yaptığı söyleşide Hardt; “Bush, Cheney veya Rumsfeld’in düşlerine rağmen, ulusal devlet emperyalizminin zamanının geçtiği, artık Irak’taki askerî hezimetle belgelenmiştir. Finans krizi, ABD’nin süpergüç olma hâyâlinin son tabutçivisidir.”. Michael Hardt’ın son cümlesi, bizim alışık olduğumuz Türkçe ile: Şu anda yaşanan malî kriz, A.B.D’nin dünya hâkimiyeti ülküsünün konulduğu tabuta çakılan son çiviydi.

Siyasetbilimci ve Strateji Danışmanı Hint asıllı Amerika Birleşik Devletleri Vatandaşı Parag Khanna, “Der Kampf um die zweite Welt (İkinci Dünya İçin Savaş)” adlı kitabında, A.B.D’nin şimdiki pozisyonunu artık muhafaza edemeyeceğini ve geleceğin dünyasında ilk etapta A.B.D’nin yanısıra Avrupa Birliği ve Çin’den sonra, Japonya, Hindistan, kısmen İslâm dünyası ve Latin Amerika ve Rusya’nın ikinci derecede önemli rol oynayacaklarını iddia etmektedir (Frankfurter Rundschau, 28.4.08).

Nobel ödüllü Ekonomist Muhammad Yunus’un krizle ilgili görüşü sorulduğunda; daha çok kazanmaktan başka bir gayesi olmayan anlayış yerine, daha çok insanlara faydalı olabilen bir iş anlayışının geçerlilik kazanması gerektiğinin altını çizdikten sonra; “İhtirasın hâkim olduğu piyasalardaki malî krizin sebebi, kumarhaneye dönüşen bugünkü kapitalist sistemdir” demesiyle, hem dünya borsalarında oynanan oyuna hem de sistemdeki kokuşmuşluğa dikkat çekmiş (Spiegel Online, 9.10.08).

Her sistem gibi kapitalizmin de birzamanlar kendine göre ahlakî normları vardı. Globallaşan çağın kapitalizmi, daha çok kâr etmek ve daha çok sahiplenmek uğruna kendi koyduğu kuralları bile yok sayarak, insanî ve bununla birlikte ahlakî (etik) kurallarını da yine kendisi geçersiz kıldı. “Bu nüfuz sahibi olmanın ötesindeki, artık kural tanımaz  gelişmeye ben kirlenme diyorum. Kuralların rafa kaldırıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu kirlenmenin önüne kim geçebilir? Hiç birşey ve hiç kimse bunu durduramayacak.”.  Bu sözler, bizim de bu yazımızın başlığı olarak aldığımız, “Globallaşmanın Pezevenkleri” adlı kitabın yazarı Loretta Napoleoni’ye ait. Böylesi bir isimle bizim cenahta bir kitap yayımlanmış olsaydı, Batılılardan önce bizim Batıcılar adamı bir kaşık suda boğarlardı. Yeni dünyanın proleteryasının kendi çocuklarının olacağını öngören yazar; “Bunun için onları, toplumdaki yeni rollerine hazırlıyor ve diyorum ki, benim kuşağımın elde etmeğe çalıştıklarına heveslenmeyin; küçük şeylerde mutlu olmaya bakın!” şeklinde nasihatta bulunuyor.

Uzun yıllar bankacılık ve sanayi sektöründe çalışmış olan Bayan Loretta Napoleoni; kapitalist ( mali) sistem,  İslâmî sistem karşısında en fazla on sene dayanabileceğini söyledikten sonra, bizim (müslüman) aydınlarımızın bir kısmının söylerken içini dolduramadığı, birkısmının da söylemeğe cesaret edemediği hakikatı Batı dünyasından haykırıyor:

“İslâm’ın malî sisteminde, bizim çoktan beri kaybettğimiz bir ahlakî kod var.”.

Dünyadaki finansal krizden etkilenmecek tek sistemin, İslâm’a göre faizsiz bankacılık ve yatırım yapan sistemin olacağını iddia eden yazarın tek söylemediği veya (şimdilik) söyleyemediği şey, insanoğlunun maddî ve manevî huzurunu ancak İslâm’da arayabileceği gerçeğidir. Bunlar, Batılı entellektüellerin çok severek itiraf ettikleri hakikatler elbetteki değil! Tam tersine; İslâm dünyasına karşı ortalama üç asırdan beri üstünlüğünü kabul ettirmiş ve bunun getirdiği avtajlarla yaşattığı bir sistemin giderek çöküşünü görmek, Batılılar için kabullenilmesi ve hazmı kolay olmayan, alışık da olmadıkları bir hadisedir. Batı’nın öncelikle İslâm dünyasında giderek inanırlığını yitirmesini, “Hiçbirşey Batı’nın önemini yitirdiğini değiştiremez artık...” cümlesindeki hüzünle karışık itirafta görmek mümkün. Gerek bu çöküşü kabullenmek ve gerekse kapitalist sistemin en büyük alternatifi olarak İslâm’ın sunduğu faizsiz sistemi bir kurtuluş reçetesi olarak görmek, bir erdemliliktir. Bugünlerde piyasaları sarsan bu krizi fırsat bilerek sloganvarî İslâmcılık propagandasının ne dine ne de dindara bir getirisi olmaz... Müslüman aydının basiretsizliği devamederse, görünür bir zaman dilimi içinde Batılı aydınların, bizimkilerin ihmal ettikleri konuya, yani İslâm’ın faizsiz finans sistemine ciddi manâda eğilerek, buradan hareketle yeni bir model geliştireceklerinden kimsenin şüphesi olmasın.

Not: Alman ‘Die Welt’ gazetesinde, “Die Zuhälter der Globalisierung ( Globallaşmanın Pezevenkleri)”  adlı kitabın tanıtım yazsını tarafımıza göndererek, bu makaleyi yazmamıza vesile olan Sevgili Muhsin Ceylan’a teşekkür ederim.


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç