·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  HİKAYELERİM

               Sizden Biri

 

info@turkpartner.de


                          BABA

Onu yıllar ötesinden tanıyorum. Henüz daha yirmi yaşlarındaydı. Ele avuca sığmaz afacan bir delikanlı. Kelimenin tam manasıyla hayatını yaşıyordu. O yaştaki bir insanın ileriye dönük düşünceleri ne kadarsa onunki de o kadardı.
Onunla hayli bir zaman görüşme imkânımız olmadı.Dünya telâşesi, bilirsiniz.
Seyrettiğiniz filimlerin bazı sahnelerindeki gibi bir karşılaşmamız oldu.
Bir arkadaştan onun iş yeri adresini aldım. Önceden haber vermeyerek bir "baskın" yapmayı tasarladım. Büronun kapısını çalmadan içeri dalıverdim.
Karşımda saçlarının üçte ikisi gitmiş, gözlüklü bir bey oturuyordu. Önce içeriye
baskın yaparcasına giren bana şaşkın ve hatta biraz da öfkeli bir gözle baktı.
Tanır gibi olmuştu ama tanıyamadı. Yüzünde sanki çektiği sıkıntıların izleri
vardı. Bir daha dikkatlice gözlerimin içine baktı. Gözleri parladı, yüzündeki kırışıklar kayboldu, ayağa fırladı ve boynuma sarıldı.
Gözleri buğulandı, gözlerimi buğulandırdı. "Gardaşım benim, dostum, ağabeyim
benim." dedi.
O yerine, ben yerime oturdum. Doğrusu ben de bu kadar duygulanacağımı hesaplamamıştım. Kendimizi toparlamamız için bir anlık sessizlikten sonra hal-hatır sorduk, havadan-sudan konuştuk.
-Çoluk-çocuktan ne haber, dedim. Yüz hatları yine birden bire değişiverdi. Önce derin bir nefes aldı, sonra içinde ne kadar sıkıntı varsa hepsini dışarı atmak istercesine az önce içine çektiği oksijenli havayı sanki dertleriyle zehirlemişcesine yine bir off..la dışarı bıraktı. Hazırladığı kahvelerimizi içmeye başladık. Saatine bir göz attı. "Zaten mesai saati bitti" dedi ve bürosunun kapısını içerden kilitledikten sonra tekrar yerine oturdu. Başladı anlatmaya. Anlattı....
anlattı.. ve anlattı..
En son görüştüğümüzde dört yaşında çok tatlı bir kızı vardı. Konuşurken sanki
herşey kızının ismi etrafında yoğunlaşıyor ve bir çıkmaz sokağa giriyordu. Dikkatimi çekti sordum: Kızın kaç yaşında?
-Yirmiyi geçti, deyince onaltı senedir görüşmediğimizi anladım.
-Kızının başına bir işmi geldi?
-Sana özet olarak anlatayım. İş kızımın mı yoksa benim mi başıma geldi, sen karar ver:
Kızımı çok seviyordum. Okulda çok başarılıydı. Bir dediğini iki etmez, her isteğini yerine getirmeğe gayret gösterirdim.
O da annesinden daha çok bana düşkündü. Hanımla öteden beri devam edegelen tartışmalarımızda hep benim
tarafımı tutar, hatta ben evde olmadığım zamanlar hanımın benim aleyhimde söylediklerini  sonradan gizlice bana anlatırdı. Bu durum kızımın 16-17 yaşından
sonra değişmeğe başladı. Burada hanımın olduğu kadar benim de kabahatim oldu.
-Ne gibi?
Cebimiz biraz para görünce eşimin öteden beri modern, sosyetik bir hayat tarzına olan özentisi gerçek olmaya başladı. Hafta içi evden erken saatte çıkıyor, geç vakitte ancak dönebiliyorum. İş gereği, bilirsin. Fuzuli masrafı gittikçe artmaya başladı. Artık para yetiştiremez hale geldim. Benden çok süsü-püsüyle, kılık-kıyafetiyle ilgilenir hale geldi. Kavgalarımız gittikçe sıklaştı ve ben de kendimi yavaş yavaş içkiye vermeğe başladım. Kız, evdeki bu huzursuzluktan etkilenmeğe başladı. Derslerinin eskisi kadar iyi gitmediğini, içine kapandığını görünce durumu fark ettim ama galiba biraz geç kalmıştım.
Dayanamayıp müdahale ettim:
-Güzel kardeşim, sen içki felan içmezdin, ben buradayken?
Beni doğrularcasına kafasını sallayarak devam etti:
-Eski arkadaşlardan bir kısmı senin gibi buradan gittiler. Geri kalanlarla da ben irtibatı kesdim.
Bunda biraz da hanımımın tesirinde kaldım. Kadın, benim çevreyi açıkca beğenmiyordu. Doğrusu seni çok aradım. Yani yokluğunu hissettim. Sen ailece burda olsaydın bana muhakkak böyle durumlarda çok yardımın olurdu. Çünkü, benim hatun da hem seni sever sayar hem de yengeyi
sever ve takdir ederdi.
-Kızın ne durumda, kızın? Demekten kendimi alamadım.
-Kızım, onaltı yaşından itibaren annesi gibi boya-makyaj, moda, müzik-disko, süs-püs derken kendisi gibi haylaz bir çocuğa gönlünü kaptırdı.
Sözde, liseyi bitirdikten sonra üniversiteye başlıyacaktı. Hepsi hayal oldu. Bütün müdahaleme rağmen engelleyemedim ve evi terk etti. Şu anda sevgilisiyle beraber yaşıyormuş.
Ben de bir baba olarak hem karoluyorum, hem de bu yüzden tanıdık çevreden oldukca uzak durmaya çalışıyorum.
O, bir sigara yakmak için ara verdi. Gözlerimin içine bakıyor, sanki birşeyler söylememi bekliyordu. Kendine son derece güveni olan genç ve dinamik bir adamın yerinde iç dünyasıyla meşgul, öz güvenini kaybetmiş,  her türlü yardıma muhtaç, zavallı birisi oturuyordu. Bu adam belki de "baba" olduğuna bin pişmandı. Kızının evi terk etmesi onun için bir gurur, itibar, namus meselesiydi.
Dünyası yıkılmış hayalleri alt-üst olmuştu. Yıkılmıştı.. Ama netice olarak karı-koca yaptıkları yanlışların cezasını çekiyorlardı. Kendilerinin çektiği yetmezmiş gibi bir de genç  kızın  istikbâli tehlikeye girmişti.
Konuyla ilgili düşüncelerimi kendisine aktarmayı bir vazife olarak değerlendirdim:
-Yıllar öncesinden devam eden bir samimiyete ve bana sunulan güven "kredi"sine  dayanarak, ne düşündüğümü, sana bütün çıplaklığıyla anlatacağım:
Ben, doğrusu şaşırmadım. Denenmiş, sınanmış dost-arkadaş çevresini terk eden, mutluluk ve tatminkârlığı sadece maddede , çok kazanıp çok harcamada, kurtuluşu da içki bardağına sarılmakta arayan, eve gelince hır-gürden başka konuşacak bir sözü olmayan aileden ve böyle bir ortamdan nasıl bir çocuk yetişmesini beklerdin? Baba olmak, o kadar basit mi zanettin? Sadece aile babası olmak kâfi değil, yerine göre dert babası da olabilmeliydin. Çocuk, aile içinde yaşananlardan ve yaşadıklarından etkilenir. Parfüm kokusu, içki kokusunun dışında, sizin küçük dünyanız olan o evin içerisinde manevi bir hava koklatabildin mi çocuğuna? Karı-koca kavganızda savurduğunuz çirkin sözlerin dışında "Allah-u ekber" sesi duydu mu çocuğun? Sofra başında "Bismillâh", bitişinde "Elhemdülillâh" veya "Şükür ya Rab!" duydu mu sizin ağzınızdan?
Çocuğun her istediğini almışsın ama asıl istediklerini vermemişsin. Verememişsin. Bunu çocuk değil sen bileceksin. Çünkü, baba sensin.
Suç işlemiş bir insanın ruh hali vardı arkadaşımda. Konuşmuyor, sadece pür dikkat beni dinliyordu.
-Peki, bu saatten sonra ne yapabilirim, dedi.
-Henüz daha işin başında sayılırsınız. Düzeltebileceğin, tamir edeceğin, müdahale edebilceğin çok şey var. Gençler daha fazla yanlış yapmadan bir baba sorumluluğu ve şefkatiyle hadiselere yaklaşıp çözüm bulabilirsin. Hadi, bari bu saatten sonra babalığını göster!
Masasında yığılıp kalan o adama yavaş yavaş moral ve güven gelmişti sanki. Omuzları arasında kaybolan başı dikleşti, belinin kamburu kayboldu, göğsü öne doğru çıktı. Gözleri bir noktaya kilitlenmis halde iki elini masaya dayadı ve dikeldi.

SAYFA BASI



Diğer yazılar:

Hacı düğünü

Uyarı

Kabına sığmayan adam

Çocuğum

Bizim Bey

Baba

Seyahat

 

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Editör'den

Hedef

Sizden Biri
Hacı düğünü
Muhsin Ceylan
Vekâletle yaşma alışkanlığı
İsmail Altıntaş
Milli ve Manevi Değerler
Mahmut Aşkar
Tufan'daki "Tufan"
Latif Çelik
İyi geceler Türkiyem. Rahat uyu…
Ismail Tüysüz
Düşen Ecyad kalesi ile birlikte aklıma düşenler
Sizden Biri
Uyarı
Şefik Kantar
Önemli bir başarı !
Ali Kılıçarslan
40 yıl önce 40 yıl sonra
Ramazan Alp
Şiirin yalnızlığı
Abdullah Güler
Ahmet'in Hikayesi