|
|
Ressam
ve Şair Halil Gülel ile Söyleşi
“Estetik
değerlerini şu anda yitirmiş olan bir topluma
resim sanatını sevdirmek çok zordur. Atalarımızın
nakış nakış işlediği mezar taşlarını,
torunları bu gün üç beş Dolar için satmaktadır.
Bütün zevkini midesinin dolmasından geçiren insanların
aslında sanat diye, şiir diye ve milli kültür
diye bir kaygıları da yoktur. “
“İşin en önemli noktalarından birisi de; bütün
sorunları aynı olan Türk toplumunun; siyasi,
politik, fikri, dini, mezhebi ve bölgesel olarak
birbirlerini neredeyse düşman görecek kadar zıtlaştığını
ne yazık ki görmekteyiz ve yaşamaktayız.”

Mahmut
Aşkar: Sayın Gülel, okuyucularımıza
kendinizi nasıl tanıtmak isterseniz, öyle tanıtın
lütfen..
Halil
GÜLEL
: Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Yukarıseyit
köyünde, 1955 yılında dünyaya gelmişim.
Babam, Gönen Köy Enstitüsünde okumuş. Annemde aynı
köyden olup ev hanımıdır. İki yaşında
iken çocuk felçi hastalığına yakalanmışım.
Beş yaşındayken dokuz kez ameliyat olduktan
sonra koltuk deyneklerinin yardımı ile yürüyebildim.
İlkokulu köyümde, ortaokulu Çal’da, liseyi de
Denizli’de bitirdim. 1974 yılında İstanbul
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümünün
giriş sınavlarını kazanarak, bu okulu
1980 yılında bitirdim. Bitirdiğim ay, Düsseldorf
Kunstakademisi’nde “Meisterschüler” olarak ustalık
eğitimi tamamladım.
Rahmetli babam Federal Almanya’ya 1962 yılında
“Gastrarbeiter” Misafir İşçi olarak gelmişti.
Onun gurbet mektuplarıyla okuma yazmayı öğrendim.
Daha sonra da ailemin diğer fertlerini babam yanına
aldırdı. Ailenin en son ferdi olarak, 1980 yılında
ben de Almanya’ya geldim. 1982 yılından
itibarende öğretmenlik yapmaktayım. Evliyim ve
iki çocuğumuz vardır.
Mahmut
Aşkar: Ressamlığınızın
yanısıra yazarlağınız, onun yanısıra
da öğretmenliğiniz var. Bütün bunları
birarada yürütmek sizin için zor olmuyor mu? Veya,
bunlardan hangisi size göre daha önceliklidir?
Halil GÜLEL
: Her şeyden önce ressamlığım gelir.
Resim hayatımın merkezindedir. Resim yaptığım
zaman rahatlıyorum. Ondan aldığım bu
mutluluğu izah etmem mümkün değildir. Şiire
gelince, şiir de sevdiğim bir sanattır. Tıpkı
resim gibidir. Resimde renk ile yaptığım
kompozisyonu şiirde sözler ile vurgulamaktayım.
Hikaye ve romanlarımda yaşadığım ve
yaşanılan olayları tekrar kurguluyorum. Fikir
dünyamdaki nakışları bazen bu şiir,
hikaye ve romanlarımda yeniden belli bir düzen içinde
düzenliyorum. Şiirin perisi başka bir zamanda
geliyor. O ilham perisi geldiği zaman onunla meşgul
oluyorum. Şiir yazacağım diye oturulup şiir
yazılmıyor. Sanki zamanım kendiliğinden
tanzim oluyor ve ben ona göre resim yapıyorum, şiir,
hikaye veya roman yazızorum. Cenab-ı Allah’ın
vermiş olduğu bu yetenekleri kullanarak milletime
ve insanlığa güzel eserler sunmak bana katiyen
zor gelmiyor. Böyle bir eser meydana getireceğim zaman,
eğer istenmeyen şartlar veya o andaki duygu dünyamı
anlamayan ve hoşgörüsüz kimseler geldiğinde,
hayat benim için çok zor oluyor. Sanatçının
hayat düzeni ve anlayışı bazı insanlar
için anlaşılması gayet güçtür. Sanatçıyı
anlamayan ve herşeyi maddi şeylerle ölçenlerin
yanında, sanat eseri üretmek gerçekten zordur.
Yaşadığım mekan ve zaman içinde
yapabildiğim hangi sanat dalını üretebiliyorsam;
onunla meşgul olmak benim için daha kazançlı
olmaktadır.
Mahmut
Aşkar: Gördüğümüz
kadarıyla; çizerken de, yazarken de belli başlı
konuları işliyorsunuz. Bunlar hangileri, veya
nelerdir?
Halil
GÜLEL:
Resimlerimde de şiirlerimde de ele aldığım
konular vardır. Mesela şiir kitaplarımın
her birisi ya belli bir fikiri değişik boyutlarıyla
açıklar, ya da o anda dünya üzerinde cereyan eden
bir vakaya karşı belli bir fikir merkezinden bakıştır.
Eserlerimde İslam inancı büyük bir yer tutar ve
ondan sonra Türk Kültürü, Türkçe ve Türk Tarihi büyük
bir yer tutar. Her verdiğim eserde dikkat ettiğim
husus inancımıza aykırı bir durum
arzetmemesidir. Türk Milletinin büyük değerlerini
ele alırken; kesinlikle başka milletleri de hor görmem:
Bu hem inancımıza, hem de tarihi Türklük ruhuna
aykırıdır. Bosna, Filistin, Çeçenistan, Türk
Dünyası, Türk Birliği, Esir Türk İlleri, Türk
ve İslam Coğrafyası, Çanakkale Kahramanları
büyük bir yer tutar. Yine sevgi, barış ve huzur
da büyük bir yer tutmaktadır. Aşktan anladığım
Leyla’dan Mevla’ya ulaşan ve ulaştıran aşktır.
Bir telefon, bir görüntü, bir serzeniş, bir tebessüm
bana şiir yazdırabilir. Şiir de kahraman ve güzellik
tiplerim vardır. Bunların başında Almıla
ve Mehlika Sultan gelmektedir. Kafdağında
yaşayan Mehlika Sultan, ulaşılması
gereken huzur ve mutluluk kaynağıdır, yani
benim için Kızıl Elma’dır. Ona ulaşmak
için attığım her adımda yeryüzünde
izlerim meydana gelmektedir. İşte bu izlerim
bazen resimlerimi, bazen de edebi eserlerimi oluşturmaktadır.
Mahmut
Aşkar: Ağırlıklı
Almanya olmak üzere Batı Avrupa’daki Türkler arasında
sanata, şiire ve genel anlamıyla edebiyata ilgi
nasıldır?
Halil
GÜLEL:
Batı Avrupa Türkleri arasında en yaygın
sanat elbette müzik ve şiir gelmektedir. Resim, heykel,
tiyatro ve opera gibi sanatlara Türklerin büyük ilgi
yoktur. Bu sanatlara ilgi göstermek için hem geleneksel
olarak aileden gelen bir kültür birikimi olması, hem
de bu sanat dallarını açıklayan malumatlara
sahip olunması gerekir. Resimi fotograftan ayıramayan,
yıllarca anti resim bilgileriyle beslenen bir toplumdan;
resim sanatına ilgi beklenmesi gülünçtür. Aynı
seviyedeki bir Avrupalı işçinin evine gittiğinizde
en azından ilgi sahasına göre orijinal bir tablo
görebilirsiniz; Ama aynı durumdaki bizim işçimizin
evine gittiğinizde dini mekanların, kahramanların
veya parti liderlerinin kalitesiz reprödüksiyonları
raptiyeler ile duvara tutuşturulmuştur.
Estetik değerlerini şu anda yitirmiş olan bir
topluma resim sanatını sevdirmek çok zordur.
Atalarımızın nakış nakış
işlediği mezar taşlarını, torunları
bu gün üç beş Dolar için satmaktadır. Bütün
zevkini midesinin dolmasından geçiren insanların
aslında sanat diye, şiir diye ve milli kültür
diye bir kaygıları da yoktur.
Aslında Batı Avrupa Türkleri’nin büyük bir çoğunluğu
Türk şiir dili olan Türkçeye ilgi göstermiş
olsalardı; buralarda dilimiz bugünkü hazin durumunda
olmazdı. Okullarda dilimiz ciddi bir şekilde öğretilebilirdi.
Burada yaşayan insanımız; kimliğinin ana
taşıyıcısı ve kaynağı
olan diline pek önem vermemektedir. Burada gelişen
edebiyatımızda Türkçeye gösterilen cılız
ilgiden dolayı istenilen noktada değildir.
İşin en önemli
noktalarından birisi de; bütün sorunları aynı
olan Türk toplumunun; siyasi, politik, fikri, dini, mezhebi
ve bölgesel olarak birbirlerini neredeyse düşman görecek
kadar zıtlaştığını ne yazık
ki görmekteyiz ve yaşamaktayız. Böyle
politize olmuş toplum birlik olamadığı için,
küçük lokma haline gelmiştir ve yutulmaya müsaittir.
Eğer birlik olmamız gerekiyorsa; önce Türkçeye
sahip çıkmalıyız ve bu konuda bizlere
verilmiş hakların hepsini kullanıp, bu hakları
daha da geliştirmeliyiz. Türkçeye bilgili ve bilinçli
olarak sahip çıktığımız zaman;
kimlik sorunumuzda çözülmüş olur ve Batı
Avrupa’da da Yunus Emreler, Mevlanalar, Dede Korkutlar, Ömer
Seyfettinler, Karacaoğlanlar, Mehmet Akifler yetişebilir.
Ne yazık ki şu anda çok az bir topluluk güzel ve
doğru Türkçe ile eser vermektedir; bunun dışında
üretilenler hezeyanlardan, heyecanlardan ortaya çıkan
ve bir kıymet ifade etmeyen küçük dalgalardır.
Mahmut
Aşkar: Bizim insanımızın
okumadığından, sanata ve sanatçıya ilgi
duymadığından hep şikayet edilir. Sizin
bu konulardaki intibalarınız nasıldır?
Halil
GÜLEL
: Bu konuda her mekanda gereken söyleniyor ama benim de söylemem
gerekiyorsa; eldeki istatistikler ortadadır. Yılda
altı kişiye bir kitabın düştüğü
topluma dahiliz. Senede elli atmış kitabın
bir kişiye düştüğü toplumlar ile aramızdaki
bilgi ve edebi değerler arası uçurum daha da
derinleşmektedir.
Okumadan çok bilmişçesine konuşan bir toplumdan;
okuyan, az ve öz konuşan bir topluma geldiğimiz
zaman, yazarlarımıza çok iş düşecektir.
Resim sergilerimize lütfedip gelen hemşerilerim
tahsilleri yüksek olsa da sordukları sorulardan; onların
resim sanatı konusundan ne kadar bilgisiz olduklarını
gördüm. “Bu kadar para verilir mi?” diye hayretini
saklamayan, ressam ile sanki elma armut alışverişi
yapar gibi pazarlık yapılmasını da yaşadım.
Hediye ettiğiniz zaman da resim kenarına elektrik,
telefon faturaları kıstırıp, fotograf
veya bayram tebrikleri iliştirildiğini çok gördüm.
MahmutAşkar
: Buralarda yaşayan Türklerin kendi kimliğini
koruma ve kabullendirme açısından sanatın ve
onu icra edenlerin önemli bir rolü olduğu
kanaatindeyim. Siz de aynı düşüncede misiniz?
Halil
GÜLEL:
İçinde yaşadığımız ülkeler
birbirlerine sanatçılarının eserleriyle kıyas
yapmaktadır ve adeta kimliklerinin temel noktasını
ortaya koymaktadırlar. Bir Matisse’in sergisini ikiyüzbin
kişi gezebilmektedir. Bu serginin gelirleri milyonlarca
Euro yapmaktadır. Bir Fransız, Matisse’den dolayı
gurur duymaktadır ve o ressamı başka
insanlara tanıtmak için uğraşmaktadır.
Keza Hollandalılar için Rembrandt, Van Gogh, İngilizler
için Turner, Belçikalılar için Rübens, Ensor,
İtalyanlar için Leonardo da Vinci, Mikelangelo,
Rafaello, Tiziano, Lorain, Fransızlar için Renoir,
Manet, Cezanne, İngres, İspanyollar için Salvodor
Dali, Picasso ve daha sayamıyacağımız
ressamlarıyla kimliklerini pekiştirmektedirler ve
onlar ile kendilerini diğer milletlere aydın ve
gelişmiş oldukları noktasında tanıtmaktadırlar.
Ya biz de; bırakın
sokaktaki insana, bu yoksul milletin vergileriyle okumuş
sağda ve soldaki aydın geçinenlere sorsanız;
Siyahkalem’i, Mimar Sinan’ı, Itri’yi, Levni’yi,
Nedim’i, Şeyh Galip’i, Dede Efendi’yi, Hacı
Arif Beyi, Osman Hamdi’yi, Şeker Ahmet Paşa’yı
ve Türkün şanlı gökyüzündeki nice eşsiz
yıldızlarımızı tanımazlar ve
birkaç cümle ile bir başkasına tanıtamazlar.
Ama bu günler de geçecektir. Ümitliyim...

Mahmut
Aşkar: Kurban Bayramı ile
ilgili mesajınızı alabilir miyiz?
Halil
GÜLEL: Sizlerin vasıtasıyla
Batı Avrupa’da ve dünya üzerinde yaşayan bütün
Müslüman ve Türk kardeşlerimin bayramını
kutlar, mutlu, huzurlu yarınlara, kurtuluşa ulaşmaları
için vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan
niyaz ederim. Çeçenistan, Karabağ, Keşmir, Doğu
Türkistan, Filistin, Irak ve diğer işgal bölgelerinin
hürriyetlerine kavuşup, gelecek bayramı daha
mutlu, umutlu ve barış içinde kulamalarını
dilerim. Bana bu fırsatı verdiğiniz için
sizlere de çok teşekkür ederim.
GÖNÜL YÂR DEYİP
AŞTI
Uğruna bin cefa çekmeğe
değer
Neleri taşıdı
bu omuz neler
Uzaktan gelince kutlu bir haber
Geceler sabaha döndü dolaştı,
Kaf Dağı'nı
gönül yâr deyip aştı.
Çok seneler geçti gerektir vuslat
Hicrandadır gönül değildir
rahat
Kim bilir, bir ümit gelir bu saat
Sabır dalga dalga
deryadan taştı
Kaf Dağı'nı
gönül yâr deyip aştı.
Neyim var a güzel sevdadan başka
Anladım hayatı
düştükçe aşka
Bin kere yansam da demedim keşke
Sabah doğup akşam
batanlar şaştı
Kaf Dağı'nı
gönül yâr deyip aştı.
Hor görmedim asla farklıdır
herkes
Kurtulur - girerse yüreğe
ihlas
İdrak etmek yalnız
insanlara has
Gaflette kalanın gözleri
yaştı
Kaf Dağı'nı
gönül yâr deyip aştı.
Ümitvar olmalı ümittir
yarın
Konuşursa insan,
kalkar her sorun
Mutluluk ne güzel el ele sarın
İnanıp
gidenler Hakk'a ulaştı
Kaf Dağı'nı
gönül yâr deyip aştı.
Halil GÜLEL
Düsseldorf / 31.12.2004
http://www.halilgulel.de
|
|
|
|