A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de





Ahlâkî Kodlarımız

Her kültürün kendine göre ahlâkî kuralları vardır. Alman tv kanallarının birinde seyrettiğim Çin’de çekilmiş bir dökümantar filmi hatırlıyorum: Taşradan büyük sanayi şehirlerine aile geçimini temin etmek için giden işçilerin, bir sene boyunca nasıl zor şartlarda çalışarak para biriktirdiklerini konu edinmişti. Takriben otuz yaşlarında Çinli erkeğin bir sene boyunca başka şehirlerde çalıştıktan sonra karısıyla otobüs terminalinde karşılaşmasını görüntüleyen Alman gazeteci, Çinli genç çiftin, bizim Anadolu insanında görmeğe alışık olduğumuz tavırları karşısında; “Bir yıldan beri birbirini görmeyen bu eşler ne birbirlerine sarıldılar, ne de öpüştüler. Çin adetlerine göre böyle tavırlar açık mekanlarda ayıp sayılır.” açıklamasını kendi ülkesinin seyircisi için yapmak mecburiyetini hissetmişti.

Çok önceki yazılarımın birinde anlatmış olmama rağmen, tam da yeri gelmişken kendi anamın şahsında kültürümüzden canlı bir misâldir bu: Babam Almanya’ya işçi olarak gelen ilk kuşaktandır. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra annemi de yanına götüren babam, annemle günün birinde yaşadıkları şehrin istasyonunda başka bir şehire gitmek için tren beklemektedirler. Bulundukları peronda genç bir delikanlıyla kız sarmaş-dolaş... Daha Almanya’ya yeni geldiği yıllar ve böylesi bir manzarayla ilk defa karşılaşan anam neye uğradığını, nereye bakacağını şaşırır. Babama dönerek; “Gel geri dönelim, bunlar bizi görseler utanırlar.” demesi üzerine, zaten dünya umurlarında olmayan bu gençlerin olduğu yerden her ikisi de hızla uzaklaşırlar.

Şimdi siz bu durumu, Avrupa görmemiş Anadolu kadınının saflığına veya cahilliğine de yorumlayabilirsiniz, onun mensubu olduğu medeniyetin ahlâkî kodlarına da... Utanması gerekenlere bakmaktan utanan, hâyâ eden insan ve utanmak sözcüğünü lügatından çıkarmış insan...  Ahlâksızlığa karşı hâyâ zırhına bürünmüş, arsızlığın önünü edeple perdelemiş insan  ve hayatından kırmızı çizgiler silineliberi yüzü kızarmayan insan...  Birini ötekinden ayıran asıl özellik: Utanması gereken utanmazın adına dahi utanmak.

“Modernizmle Gelen Devrimler” başlıklı üç bölümden ibaret yazımızı, “İlkesizleşen bir toplum, ülküsüzleşen bir millet, istikbalini tayin etme, yönlendirme iradesinden mahrumdur. O hâlde; modernizmin Batı toplumlarında meydana getirdiği tahribattan daha fazla yara almadan kurtulmak için,  medeniyet kodlarımız olan ilkelerimize yeniden  dönmek gerekir.” diyerek noktalamıştık.  “Die Zuhaelter der Globalisirung (Globalleşmenin Pezevenkleri)” adlı kitabı aynı başlık altında konu edindiğimiz yazımızda, kitabın yazarı Loretta Napoleoni’nin, “İslâm’ın malî sisteminde, bizim çoktan beri kaybettğimiz bir ahlâkî kod var.” şeklindeki tesbitine yer vermiştik.

Galiba bizim gibi en büyük ülküsü Batı’ya yetişebilmek olan ülkelerin kendi millî bünyelerinde açtıkları veya açacakları öldürücü tahribat; ilerlemiş Batı toplumlarındaki mevcut tahribatı görmemekten kaynaklanır. Bayan Loretta Napoleoni, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra zamanın komünist ülkelerinden Batı Avrupa’ya fahişe akınından ve  bunların ‘seks köleleri’ olarak ticarî bir meta gibi pazarlanmasından bahsettikten sonra, çöken komünizme karşı zafer kazanan demokrasinin böylesi bir felaket ortamını nasıl meydana getirebildiğini sorgularken,  sistemin kokuşmuşluğu karşısındaki hâyâl kırıklığını gizleyemez ve ilerlemiş sanayi toplumunun çoktan beri yitirdiği ahlâkî kodların adresini gösterir: İslâm!

Ahlâklılık veya ahlâksızlığı sadece cinsîlik ve şehvet noktasında sınırlamak ya son derece eksik veya kasıtlı bir değerlendirme olur.

Ahlâkî çöküntünün bilinen klasik manâsıyla sadece “Pezevenklik” le sınırlı olmadığına dair ticarî, siyasî ve sosyal hayattaki ihtirasın mübah saydığı çirkinlikler, çirkeflikler, gayriinsanî ve gayrikanunîlikler ve bütün bunların toplamının neticesi olan gayrimedenîliklerin açıkyüreklilikle Batılı entellektüeller tarafından dile  getirilmesi, takdire şayan bir münevverlik örneğidir ki, bizimkiler henüz bu konuda da Batılı meslekdaşlarından fersah fersah geridedirler.  Şayet bir medeniyet havzasında gayrimedenîlikler giderek çoğalıyorsa; artan bu “gayri”likler yüzünden medeniyet denilen değerler manzumesi zamanla bu değerliliğini, yani geçerliliğini yitirmeğe başlar ve neticede, kirlilikten solunamayan hava gibi, içilemeyen su gibi olur: Solursanız öldürür, içerseniz öldürür. Çare; yaşayabilmek için o “havza”yı terketmektir. İşte bu noktada Batılı aydınlarda alışık olduğumuz o ‘takdire şayan’ tavrı pek göremiyoruz. İş buraya gelip çatınca, Batılı aydın kelimenin tam manâsıyla medeniyet milliyetçiliği yapıyor.

 Geçen yüzyılın başından beri Batı düşünce hayatının önde gelen isimleri, bu medeniyetin çöküşünü gerekçelendirerek öngörmüşlerdi. Zaten bir medeniyetin çöküşü, o medeniyet değerlerini kendine şiar edinmiş imparatorlukların çöküşüne bağlıdır. Güçlü olan bünye zamanla yediği darbelerle sarsılmaya ve neticede de yıkılmaya mahkûmdur. Tıpkı Roma’nın, Bizans’ın ve Osmanlı’nın akibeti gibi... Batı Medeniyeti dışarıdan aldığı darbelerle değil, hafızasına sirayet eden (kendi ürettiği) ‘virüs’lerle mukadder akibetini hazırlıyor. Batılı düşünürlerin çoğu bu durumun farkında ve yüksek sesle kapıya dayanmış tehlikeyi dillendiriyorlar ama çok azı İslâm’ın medeniyet değerlerinden, ahlâkî kodlarından insanlığın istifade etmesi yönünde görüş beyan edebiliyor.

Müslümana bakarak İslâm’a değer biçilecek, not verilecekse; bunda artniyetlilik aranmasa da mutlaka bilgisizlikten kaynaklanan bir durum sözkonusudur. Müslüman üzerinden İslâm’a saldıran bir kesimin çok yüksek seviyede bilgi donanımlı olduğundan asla şüphe edilmemelidir. Bugün Batı’yı gerçekten tehdit eden veya edebilecek güce sahip tek bir müslüman ülke gösterilebilir mi? Hayır! Batı’da İslâm’a karşı geliştirilen bu akımın bir kısmı yaygara olsa da, bir kısmı korkudandır. Bu korku istikbâle matuf bir korkudur. Çağdaş Alman düşünürlerin önde gelenlerinden Jürgen Habermas, Tarik Ramadan’la katıldığı bir toplantıda; “ Avrupa’daki müslüman göçmenlere karşı yerli halktaki güvensizliğin köklerini, kendine olan güvensizlikte aramak gerekir” diyordu.  “Güven” hadisesini maddi zenginlik, teknolojik üstünlükte aramak yanlış olur. Batı’nın özellikle İslâm alemine karşı saldırganlığını, Habermas’ın da dediği gibi, kendine olan güvensizliğinde aramak gerek.

Kendi havzasında gayrimedenilik akıma kapılmaktan kurtulamayan hâkim medeniyet, böylece miladını doldurmak üzere iken, ar damarı çoktandır çatlayan dünyanın, ahlâken yeniden kodlanması için halefine davetiyeyi kendisi çıkaracaktır.

Gelecek medeniyeti,  giderayak olandan ayıran özellik; ahlâkî kodları olan ve mahareti açmada değil, örtmede görerek, zedelenen insanlığa yeniden haysiyet kazandırmak olacaktır.  


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Ahlâkî Kodlarımız
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç