·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


AYNA
                                                                               Prof. Dr. Ümit Özdağ
 
bilgi@umitozdag.com



PKK “Vali”yi Görevden Aldı

    
Şemdinli’de gerçekleşen niteliği belirsiz ve ağır bir şekilde şüpheli bombalama olayından sonra bütün basın organları, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri silahlı kuvvetlere ve devlete yönelik ağır bir saldırı kampanyası başlattılar. Erdoğan ve Gül ikide bir büyük bir zevk içinde “Türkiye artık eski Türkiye değil, kimse bu olayların üstünü kapatamayacak” şeklinde açıklamalarda bulundular ve bulunmaya devam ediyorlar. Yarın olayların arkasından PKK ve/veya bir yabancı istihbarat servisi çıkar ise devlet güçlerini zan altında  bırakan Erdoğan-Gül ikilisi, çok üzüleceklerdir. 

     Ankara’da politikacılar devlete saldırmaya devam ederken, PKK Hakkari’de sokağı ele geçirdi. Devlet karadan silindiği için havaya çıktı ve PKK’nın cenaze törenlerini uçaklardan izledi. PKK’lılar, günlerce Hakkari Valisinin görevden alınması için gösteri yaptılar. Aslında Hakkari Valisi hiç Hakkari’ye atanamaması gereken bir bürokratı. Çünkü ilerlemiş yaşına rağmen Hakkari onun ilk valilik makamı olmuştu. Ne valilik tecrübesi vardı ne de Hakkari gibi Türkiye’nin en sorunlu bölgesinde görev yapabilecek fiziksel güç. Son görev yeri Ankara’da Keçiören kaymakamlığı olan yaşlı bir adamı Hakkari’ye atamak aslında iyi niyetli bir tayinde değildi.

     Son hadiseler üzerine PKK taraftarları Vali’nin görevden alınması için gösterilere başladılar. Aslında Vali onlar için bir tehdit değildi. Amaç devletle girdikleri güç mücadelesinde galip gelmenin bir sembolü olarak bir kurban istemekti. Vali görevden alındı. İç İşleri Bakanı “Ben almadım. Kendisi görevden alınmak istedi” açıklamasını yaptı. Vali ise aslında hiç vali olmaması gerektiğini ortaya koyan bir açıklama yaparak, “Yozgat”a atanmasını “aslında bu bir ödüldür” şeklinde yorumladı. 

     Devletin olduğu bir Türkiye’de devlet bütün imkanları ile valinin arkasında olurdu. Vali olan bir vali böyle bir durumda hükümetin kendisini görevden almayı denemesi üzerine derhal valilikten ve devletten istifa ederek, makamının onurunu korurdu.   İşte yanlış hükümet, yanlış vali. Sadece onlar mı yanlış? 

     Hüseyin Mümtaz’ın 24 Kasım 2004 tarihli “Dağlar Seni delik Deşik Ederim” başlıklı yazısındaki bazı alıntılardan alıntılarla devam edelim. Kara Kuvvetleri Komutanı bir gazeteciye yaptığı değerlendirmede şöyle diyor. “"Birçok makam haklı olarak, 'Sorumluları bulunacak ve açıklanacak' dedi. Gizli hiçbir şeyin kalmaması lazım. Nereye kadar giderse gitsin açıklasınlar dendi. Ancak bu bölgeden sorumlu komutan olarak bir soru sorma hakkını taşıyorum. Bu olaydan sonra meydana gelen olaylar yasal mı? Güvenlik güçlerine kimler saldırdı? Türk bayraklarını indirenlerin, güvenlik güçlerine saldıranların hareketlerinde kanun dışılık yok mu? Bu konularda hassasiyet göstermeyecek miyiz? Ben çok merak ediyorum. Böyle bir orkestra şefi gibi kim harekete geçiriyor bu insanları?"

     Güneş gazetesi bölgeden gelişmelerle ilgili şu haberi veriyor. "Kocası görevdeydi ve 2 çocuğu ile evde yalnızdı polisin eşi... Evi saran grup önce taş yağdırmaya arkasından kapıyı zorlamaya başladı. Çığlık çığlığa ağlayan çocuklarını alıp banyoya sığındı. Salonda kalan telefonunu almak için gittiğinde içeri yağmur gibi taş yağıyordu. Kapı her tekmede esniyor, arkasına dayalı sandığı zorluyordu. Her an kırılabilir, kalabalık içeri girebilirdi.  Karakolda bulunan polis memuru, eşinden gelen telefondan sonra çıldıracak gibi olmuştu. Çünkü karakol da saldırı altındaydı. Tek başına dışarı çıkmayı başarsa bile evlerini saran ve bir bölümü silahlı kalabalıkla baş etmesi imkansızdı. Polisin eşi dehşet içinde dua ederken uzaktan silah sesleri gelmeye başladı. Gelen emniyetin panzeriydi. Evi saran kalabalığı havaya ateş açarak dağıtmaya çalışıyordu. Ve Hakkari'de 16 Kasım 2005'te, 10 polisin ailesi aynı dehşeti yaşıyordu." (Güneş Gazetesi. 23 Kasım 2005)

     Şemdinli’den bir diğer haber ise şöyle"11 yaşındaki polis çocuğunun olay günü yaşadıkları ise bir ömür boyu izleri silinemeyecek kadar korkunç. Bakın küçük M.'nin başına neler gelmiş: Okuldan çıktım eve geliyordum. 8-10 kişilik bir grup kürtçe ana avrat küfretti. Sonra '....... polis çocuğu. s...... gidin bizim memleketimizden' diye üzerime yürüdü. Kaçmaya başladım. Hem taş atıyor hem kovalıyorlardı. Askerlik Şubesi'nin önüne geldiğimde 'imdat beni öldürecekler' diye bağırıp yardım istedim. Kapıdaki nöbetçi asker havaya ateş açtı. Beni alıp içeri götürdü. Ben artık burada okula gitmem. Zaten okulda beni hiç rahat bırakmıyorlar. Sınıfa Kürdistan haritası asıyorlar. Durmadan 'Burası bizim ülkemiz.. Defolup gidin. Yoksa biz göndereceğiz' diye hakaret ediyorlar." (Güneş Gazetesi. 23 Kasım 2005) 

     Hüseyin Mümtaz şöyle diyor:” “Ve 11 yaşındaki polis çocuğu M'nin de okulunda yaşadıkları, Kara Kuvvetleri Komutanı'nın söylediklerinden daha vahimdir kıymetli okuyucu. Sizi bilmem ama bana 1963'ün Kanlı Noel'inde Lefkoşa'da Türk Kuvvetleri Alayı doktorunun eşi ve iki çocuğunun saklandıkları banyo küvetinde Rum katiller tarafından öldürülmeleri olayını hatırlatmıştır.”Ne yazık ki, Hüseyin Mümtaz doğru söylüyor. PKK’nın EOKA çetecilerinden hiçbir farkı yok. 

     Türk kamuoyunun PKK’nın amaçları doğrultusunda yanlış yönlendirilmesine isyan eden bir komutanın çığlığı ile karşı karşıyayız. PKK, saldırıyor, vuruyor, tahrik ediyor. Devlet ise uygun bir kuvvet yapılanmasına bölgede sahip olmadığı için PKK sempatizanı serserilere karşı gereken önlemler alınamıyor.  

     Acz içinde bir ülke manzarası karşımızdaki. Halbuki Türkiye bütün bu serserilerin üstesinden gelecek bir güce sahip. Devlet isterse uyuşturucu baronlarının kalesi olan Yüksekova’da değil üç-dört bin kişinin yürümesi, sinek bile uçamaz. Üstelik bunun için şiddet uygulanmasına bile gerek yok.  

     Türkiye’nin önündeki tek çare ama tek çare % 40’ları arkasına almış bir MHP iktidarıdır. Bunun mümkün olduğu bir sosyal ve politik zemin oluşmuştur. Ancak üzücü olan husus, Türk milliyetçilerinin siyasal örgütünün genel başkanının, Devlet Bahçeli’nin  örselenen, saldırılan, yıpratılan Türk milli devletini yeniden inşa edecek bir ideolojik ve politik duruşu sergilemekten uzak oluşudur. 

     Erdoğan, Şemdinli’de 21 Kasım 2005’de “Türk, Türküm, Kürt, Kürdüm, Laz, Lazım, Boşnak, Boşnağım diyecek. Ama hepimizi birleştiren üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır” derken, Bahçeli ise 4 Mayıs 2005’de yaptığı basın toplantısında “ Burada kan bağı ve soy birliği değil, vatandaşlık bağı esastır. Türk vatandaşlarını Türk milletine bağlayan bağ, sadece ve sadece hukuki bir bağ olan vatandaşlık bağıdır” diyor.

     Erdoğan, “Türkiye, mozaiktir” değince, Devlet Bahçeli, “O zaman Türkiye’ye neden mozaikistan demiyoruz? Sorusunu sordu. İyi bir soru. Ancak, Bahçeli de “Türkiye bir farklı renk, koku ve boylardaki çiçeklerden oluşan bir çiçek bahçesidir” demiyor  mu? Eğer öyle ise Türkiye’ye neden “bahçeistan” demiyoruz da Türk ülkesi anlamında “Türkiye” diyoruz?

     Biz Müslümanlara Kuran-ı Kerim’de çok sık söylenen bir söz,  verilen bir emir vardır : ”Düşünün” Türk milliyetçilerinin de hangi oyunun oynandığını düşünmelerinin vakti geldi de geçiyor. “Düşünün”

26 Kasım 2005

SAYFA BAŞI


Yazarın diğer yazıları:

PKK “Vali”yi Görevden Aldı
Türk Subayı Kimdir 2?
Türk Subayı Kimdir?
Devlet Yok
Telafer Dayanışma Komitesi
Muhterem Paşam
Atatürk
Kanuni Sultan Süleyman'dan Şahin Bey'e
"AB Faşizmi" ve Cumhuriyet Bayramı
"Öfke Baldan Tatlıdır"

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Prof. Dr. Ümit Özdağ
PKK “Vali”yi Görevden Aldı
Mahmut Aşkar
Göç Kültürünün Kök Salması
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
M. Ali Aladağ
Sarık-Cübbe ve Takım-Kravat
Yakup Yurt
ÖEK Üçlüsüne Ne Oldu?
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Rumları AB, Kürtleri ABD koruyor...
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Şefik Kantar
Davul Tozu, Minare Gölgesi
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Ayten Kılıçarslan
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman Çaycı
Siyah Çelişkiler
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç