VIZYON
Yard. Doç. Dr.
Haldun Çancı
|
|
|
haldun.canci@emu.edu.tr |

AB sürecini sürdürebilir miyiz?
Türkiye, içerisinde bulunduğu AB sürecini*
devam ettirebilir mi?
Devam ettirebilirse, bu iş nereye kadar gider?
Devam ettiremeyecekse, süreç, nerede ve ne
zaman kesintiye uğrar?
Bu süreç devam ettirilebilir bir özellik arz
etmiyorsa, bunun nedenleri nelerdir?
Türkiye’nin içinde bulunduğu aşamada,
bu tür sorular ve onlara verilecek yanıtlar, bizce büyük önem
taşıyor.
Her şeyden önce, eğer AB süreci, bazılarının iddia ettiği
gibi bir değişim dönüşüm süreci ise, ortaya konması gereken
bazı gerçekler var.
Azıcık olsun sosyoloji okumuş olanlar bilirler
ki, toplumsal değişim ve döşümler dışarıdan ya da yukarıdan
dayatmalarla ve taleplerle gerçekleşen olgular değillerdir.
Herhangi bir değişim dönüşüm sürecinin başarı
ile gerçekleştirilebilmesi için, onun, toplumun içsel
talepleri yüzünden ortaya çıkmış olması gerekmektedir.
Bu değişim dönüşüm programı, toplum tarafından
benimsenmiş ve içselleştirilmiş ise başarılı olabilir.
Bu süreci yürüten siyasal iktidarın, herkesçe
meşru kabul ediliyor ise, başarılı olma şansı vardır.
Söz konusu değişim süreci, tüm toplum
kesimlerinin ortak iradesini yansıtıyor ise, gerçekleştirilme
olanağına sahiptir.
Diğer bir ifade ile, bu
yöndeki bir toplumsal talep, eğer mümkünse toplumun tamamının,
değilse, büyük çoğunlunun konsensüsü ile ortaya çıkmış
olmalıdır.
Yani bu süreç, toplumun tabanından gelen bir
değişim ve dönüşüm talebi ile üst üste çakışmalıdır.
Şimdi, bu sosyolojik gerçekler çerçevesinde,
Türkiye’nin AB sürecine baktığımızda, ortada ciddi sorunlar
görünüyor.
Toplumun geneline baktığımızda, bu yönde
herhangi bir heyecan, isteklilik, hazırlık ve çaba görünmüyor.
AB süreci, tüm diğer AB ülkelerinde de olduğu
gibi, halktan kopuk bir proje olarak, siyasal iktidarlarca
yürütülüyor.
AB, bir süreliğine, medyada ve diğer
zeminlerde gerçekleştirilen propagandanın da etkisi ile,
ülkede yaşanan sorunlardan bıkmış insanlar için bir umut ışığı
gibi görülmüş olabilir.
Ancak, işin tüm
boyutları ile ortaya çıkmaya başlamasından sonra, AB sürecine
yönelik toplumsal desteğin önemli oranda dibe vurmuş olması
olasılığı çok yüksek görünüyor.
Türkiye’de, AB süreci, siyasal partilerin
muhalefette iken çeşitli şekillerde eleştirdiği, ancak,
iktidara geldiklerinde, bir önceki iktidardan daha iştiyaklı
sürdürdükleri bir süreçtir.
Bu durum bile, aslında, AB sürecinin
halklardan kopuk olan ve onlara dayatılan bir proje olduğunun
kanıtıdır.
Bugüne kadar, Türk halkının, bu süreç
hakkında ne düşündüğü sorulmamıştır.
Sürecin ne başında, ne de sonunda, örneğin,
bir referandumla, halkın bu konudaki fikri alınmamıştır.
Ortada sadece, kerameti kendinden menkul
kamuoyu yoklamaları vardır.
Dolayısıyla, Türk halkının, AB sürecini,
kendiliğinden istemediğini ortaya koyan fotoğraf, bu sürece
taraftar olduğunu ortaya koyan fotoğraftan daha net ve
belirgindir.
Toplumun, bu konudaki sessizliği, büyük bir
ihtimalle, etkisi altında kaldığı, AB yanlısı medya
propagandasının bir sonucudur.
Aksi halde, “Türk halkı, hem AB sürecini
istiyor, hem de onun için hiçbir şey yapmıyor ve yapacakmış
gibi de görünmüyor” çelişkisini açıklamamız gerekecektir.
Önümüzdeki süreçte, şu ana kadar belirgin bir
eyleme dönüşmemiş olan, bu konudaki toplumsal kanaat, er ya
da geç ortaya çıkacaktır.
Türk halkının, yaşanmakta (ya da daha doğru
bir ifade ile yaşatılmakta) olan, bu AB sürecine, ne istekli,
ne de niyetli olmadığı, hiçbir araştırmaya gerek duyulmayacak
biçimde ortadadır.
Eğer, bugün ülke siyasetine yön verenler, bu
gerçeğin aksini düşünüyorlarsa, bir referandumla, halkın AB
süreci ile ilgili ne düşündüğünü, ivedilikle öğrenmelidirler.
Yoksa, halkın iradesine rağmen, dış baskılar
yüzünden, söz konusu süreci, büyük bir azimle sürdürmek doğru
olmayacaktır.
AB sürecini daha fazla sürdürmeden, halkın bu
konuda ne düşündüğünün sorulması ve öğrenilmesi gerekmektedir.
Aksi halde, toplumsal bir talebe
dönüştürülememiş bir değişim projesinin, başarılı bir biçimde
sürdürülmesi, zaten mümkün olmayacaktır.
Önümüzdeki günlerde, siyasal ve toplumsal
tavizler gerektiren AB sürecinin, çözücü ve tahrip edici
boyutu daha da belirginlik kazandığında, toplumun nabzını
tutmak kaçınılmaz olacaktır.
Şimdiye kadar, gerçek boyutları toplumdan bir
sır gibi saklanan, sadece olumlu tarafları gösterilen AB
sürecinin, toplumun desteklemediği bir başkalaşım
(değişim-dönüşüm değil) süreci olduğu anlaşılacaktır.
Toplumun, kendiliğinden talep etmediği,
bilinçli bir şekilde desteklemediği bu başkalaşıma hazır
olmadığı da ortaya çıkacaktır.
Türk toplumu, demokratikleşme, çağdaşlaşma ve
zenginleşme yaftası arkasına gizlenen AB sürecinin, aslında,
kendi yaşam tarzını, ulusal değerlerini, inançlarını
değiştirmeyi zorunlu kıldığını gördüğünde, gerçek tepkisini
ortaya koyacaktır.
Üstüne üstlük, aynı süreçte, ulusal
bütünlüğünün ve ulusal kazanımlarının tehlikeye girdiğini
anladığında da, tepkisi daha büyük olacaktır.
Dolayısıyla, AB sürecinin, mevcut hali ile,
sürdürülebilir olmadığı anlaşılacaktır.
* Bu yazı boyunca kullanılan “AB süreci”
kavramı ile, zaten gerçekleşmesi mümkün görünmeyen,
Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği değil, tam üye yapılacağı vaadi
ile maruz kaldığı süreç kastedilmektedir.
haldun.canci@emu.edu.tr
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
AB
sürecini sürdürebilir miyiz?
Ulusal
mutabakat yönetimi
Medeniyetler
Çatışması: Küreselleşmenin Sonu
Küresel
vatandaşlar
Türkiye'nin
Batı
Sorunu
Bir
Filmin Düşündürdükleri
SAYFA
BASI
|