MEYDAN
Hasan
Kayıhan
|
|
|
hasankayihan@hotmail.com
|
MOZAİK’ten
ÇİÇEK BAHÇESİ’ne TÜRKİYE
T.C.’nin Sayın Başbakanı, „aydın“
etiketli bir yığıntı kümesini kabul
ederek görüştükten sonra Türkiye’ye yönelik vatan
hainlerinin sürdürdüğü kaatil hareketlerinin tahlil
ve teşhisini keşfettiklerini Diyarbakır’da bütün
dünyaya ilân etti: „Bu sorun, Kürt sorunudur!“
Bu kadar öz ve yalın…
Başbakan, bu yaklaşıma karşı çıkanlara
öfkelendikçe, bu „öz ve yalın“ özdeyişinin
altını doldurmak ihtiyacı da hissetti ve
doldurdu: Bu memlekette Kürtler var tabii, Çerkezler de var,
Rumlar da, Ermeniler de, Lazlar da… „Türkler de“ dediğini
duymadığımdan eminim ama, Gürcüler de deyip
demediğini bilmiyorum.
„Secaat arzederken kıpti merd-i sirkatin söyler.“
Sayın Başbakanın bu sözlerine başta Türk
Milliyetçileri, askerler, Şehit Anaları olmak üzere
benim garip milletimin çoğunluğu kadar Oktay Ekşi
gibi pişkinler bile bozuldular; oysa ben
şaşırmadım ve bozulmadım, kırk
yıldır Türkiye siyasetini yakından gözlemleyen
biri olarak ne şaşırdım ne de bozuldum!
Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, Sayın Geç-Başbakan’ın
feyz aldıkları Er(ken baş)bakan’ın
siyasi yığıntısına bir zamanlar üç
gün süren bir misafirlikten döndüklerinde, „bunlar,
Babil Kulesi gibi,“ demişti; öyle ya Babil
Kulesi’nde sadece kum ve çakıl değil, ot da var kök
de, çer de var, çöp de… Babil Kulesi’nde pişen
kafaların dünyaya Babilvâri gözlerle bakmalarından
tabii ne olabilirdi ki?
İhanet kalkışmasını, fakirlik ve hürriyetsizlik
düzeyine indirgemeye kalkışanlara çanak tutan bu
yaklaşım biçimi, Türk siyaset sosyolojisinin ilk
kez karşılaştığı bir çıkıntı
değildir; bir zamanlar Türkiye’ye Bizans gözlüğünden
bakanlar da çıkmış
ve „Türkiye bir
mozaiktir,“ demeye niyetlenmişlerdi; ancak, o
zamanlar Türkiye’nin Bir Alparslan Türkeş’i de vardı;
sırtını milletine dayayıp masaya yumruğunu
indirmiş, o tok ve erkek sesiyle haykırmıştı:
„-Ne mozaiği bre?“
Şehitleri ve gâzileri, gelmiş ve geçmişleriyle
barışık bu ses, Mozaikçilerin pılısını
pırtısını toplayıp kendilerini ait
oldukları teneşir tahtalarına yeniden çivilemelerine
yetmişti. Görünen o ki, Türkiye ufuklarını
tekrar puslu akşamlar bürümeye başladı ve işte
yabansı beyinlerde barınan Drakula gene hortladı.
Sizi bilemem, ama ben atalarımın Misak-ı Millî
sınırları içine nice kan ve gözyaşı
dökerek kazandırabildikleri Diyarbakır’da AB
komiserlerini karşılayan kalabalıkların
yarısını bile toplayamayan Sayın Başbakan’ın
„Kürt sorunu“ özdeyişlerini dünyaya, (yoksa
ABD’nin Güney Kürdistan Eyaleti’ne mi?..) haykırışlarına
hiç şaşırmadım; biliyorum, benim Misak-ı
Millici bir kişiliğe sahip olduğumu bilenlerin
bu satırlarımı okuyunca asıl şaşırdıkları
ve merak ettikleri konu, bu „şaşırmayışım
ve tepkisizliğim“ olsa gerektir.
Neden şaşırayım ki? Neden tepki göstereyim ki?
Eğer birileri kalkar ve bu memleketi mozaikleştirirlerse,
bir diğerleri mozaikten daha nazik, daha cılız,
daha yumuşak, daha kolay bozulur, daha çabuk dağılır,
daha fazla türe, cinse, cibilliyete, renge,tona, kokuya sahip
olan bir çiçek bahçesi
olarak gösterirlerse; ve basiretsiz, ve çapsız, ve
dirayetsiz, ve ufuksuz, ve ülküsüz davranışlarıyla
o çiçek bahçesinin
başına Babil
Kulesi’nden arta kalan birilerinin bahçıvan
olmasının önünü açarlarsa; hele hele Alparslan Türkeş’in
koltuğunda oturan o birileri, binlerce ülkücünün uğrunda
can verdikleri „Türk“ tanımını sulandırır
ve „Türk Milliyetçiliği,
Türk devletine vatandaşlık
bağı ile bağlı olan herkesi Türk
sayar…“ gibi aziz atalarımın cehennem ateşlerinden
bir bölümünü ancak kurtarabildikleri aziz vatan topraklarının
dışında serpilip kaldıkları için „Türkiye
Cumhuriyeti Vatandaşı“ olma şansı
bulamayan „öz be öz
Türk kızlarını, Türk oğullarını“;
kendi iktidarları dönemimde cesaret edip „Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlığı terkedilemez,“
maddesini Anayasa’ya ekleyemedikleri için çifte vatandaş
olamayan ve Alman, Fransız, İngiliz, Hollanda, Belçika
vatandaşlığına mahkûm edilen
Anadolu’dan kopup gelmiş „öz
be öz Türk kızlarını, Türk oğullarını“
dahi bu tanımlamalarıyla „Türk
saymayan“ çağdaş(!) Türk milliyetçilerine
terbiyesi izin vermediği için hâlâ „ağabey“
demeye devam eden ben, üstelik „boynuz kulağı geçer“
atasözünün ne anlama geldiğini iyi bilen ben, „kürt
sorun/cu“ bir Başbakan’a nasıl şaşırabilirim,
nasıl tepki gösterebilirim ki?
Ama şunu söyleyebilirim… Benim Milletim Türk’tür;
herşeye ve herkese rağmen, her zaman ve dâima Türk’tür!
Bu sözüme katılmayan aykırılar, eğer
adamsalar, önce, „Şüheda’ya sorsunlar!“
http://www.hasan-kayihan.com
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Mozaik'ten
Çiçek Bahçesi'ne Türkiye
Avrupa
Türkçesi veya Eurotürkisch
Avrupa'da
Türkçenin
Geleceği
Ölü
Bir Şaire Mektup
Türkçe
üzerine
SAYFA
BASI
|