A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var

Bilmem sizin de dikkatinizi çekti mi; “Soğuk Savaş” dönemindeki sağ ve sol yelpaze ideolojilerinin cazibesini kaybetmesinden hemen sonra din eksenli hareketler kristalleşmeye başladı. Özellikle ülkemizde sırtını dine dayayan ve sırtını dine çeviren siyasî kutuplaşma daha canlı ve dinamik. Başka bir ifadeyle; dinden yana ve dinin karşısında olmak; her iki tarafa da siyaseten kazandırıyor.

İster ülkemizde, ister dünyanın değişik yerlerinde olsun, din karşıtları hep dindar üzerinden dini eleştiri yağmuruna tutuyor. Düşüncesini ve günlük yaşantısını becerebildiği kadarıyla dine göre tanzim edenler de, bunu hareketleri ve görüntüleriyle ortaya koymaya çalışıyorlar. İşte tam da bu noktada dindar, her iki tarafın eleştiri oklarının hedefi olur: Dine karşı olanlar ve dindarın dindarlığına itirazı olanlar...

Her devri bir öncekinden farklı kılan şey, toplum hayatındaki değişim yani farklılaşmadır. Dünyanın bazı yerlerinde hâlâ mekanik çağdan makina çağına geçememiş toplumlar mevcuttur. Oralarda zaman sanki durmuştur. Yüzyıllardan beri hep aynı hayat tarzı devamedegelmiştir. Buna karşılık gelişmiş ve gelişmekte olan, hatta birçok üçüncü dünya ülkesinde bile küreselleşmenin de tesiriyle toplum hızlıca değişiyor. Her değişim beraberinde taraftarı ve karşıtlarını da kendisi doğurur. Türk toplumu da bu değişimi en şiddetli biçimde hisseden milletlerden birisidir. Bu kültürel türbülansın sebebini biraz da Cumhuriyetin ilk yıllarında aramak gerekir. Asırlarca aşinası  olduğumuz hayat tarzı, kültürel değerlerde neredeyse bugünden sabaha Batı’dan yana bir değişiklik sözkonusu olunca, alabora oldu. Son bin yılımızın filminin şeridi koptu! Millet olarak tarihi akışımızdaki bu kopukluğun meydana getirdiği sosyal ve kültürel sarsıntı, aradan seksen yıl geçmesine rağmen bugün itibariyle asıl şimdi “yan tesir”ini göstermeğe başladı.  Bastırılan duygular, susturulan sesler, prangaya vurulan beşerî ve fikrî özgürlüklerin ve yerinden sökülen değerlerin kavgası asıl şimdilerde verilmeğe başlandı.

Dayatılan, dikte ettirilen birçok tarifler, normlar ve şablonların yeniden çerçevesi çiziliyor, tarifi yapılıyor. Bunlardan en önemlililerinin başında ise, din ile ilgili herşey gelir: Dinin fert ve millet hayatındaki yeri.... Ne kadar ve nasıl bir dindarlık bahsi ise, hem milliyetçi-muhafazakâr kesimin kendi içinde hem de laik-seküler kesimde çokca tartışılan bir konudur.

Batı’nın kazandığı birçok erdemlere henüz ulaşamadığımız gibi, onların kaybettikleri ve ulaşamadıkları birçok erdemleri de çok şükür henüz biz muhafaza ediyoruz ve daha kaybetmedik. Özellikle İslâmî değerlerin deforma olmadığı; çarpıtılmadığı ve saptırılmadığı kesimler veya toplumlarda erdemlerin erozyonu asgari düzeydedir. Dini değerlerin belirleyiciliği mevzubahis olan kesimin bir başka adı, dindar kitledir. Ülkemizde muhafazakâr kesimin, toplum hayatının her sahasında varlığını hissetirmesi, yeni tartışmları da beraberinde getirdi. Konuya girişimizde de ifade ettiğimiz gibi, dindarlar hem kendi içlerinden hem de karşı cepheden haklı ve haksız eleştirlere maruz kalmaktadırlar.

Dindar müslümanla aynı dine mensup olmaktan dolayı dindarlığının biçimi ve kalitesine olan itirazıma başlamadan önce, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’nu kendime hem referans almak hem de kendime (muhtemel hücumlara karşı) siper edinmek istiyorum. "Ahlakî değerlere ulaşmayan, ahlakî değerleri gerçekleştirmeyen bir dindarlık, olgunlaşmayan bir dindarlıktır. Biz ahlakın içerisine aynı zamanda kültürü, sanatı, estetiği, mimariyi de katıyoruz. Çünkü yalın dindarlık değil, medenileşmiş, süzülmüş, geliştirilmiş ve sanatla estetikle, mimariyle, edebiyatla, musiki ile zengin bir hâl almış dindarlık, 21'nci Yüzyıl'ın ihtiyacı olan dindarlıktır". Diyanet İşleri Başkanı’nın, Erzincan’da yaptığı bir konuşmasında dindarlığa getirdiği bu güzel tarif 2008 yılı itibariyle medyamızda geniş bir yankı buldu.

Mimarisi, sanatı, edebiyatı ve hayata dair bütün güzellikleriyle bin yaşını aşkın dindarlığımız ani bir kesintiye maruz kalınca, henüz yüz yaşını bile tamamlayamamış bugünkü dindarlık zuhur etti. Hele hele bu seksen senelik yeni dönemde dini hayatın son derece kısıtlı olmasından başka, elit kesimimin, din bilgisi de sınrlı ve kısıtlı olan halk yığınlarına dini terketmesi, tamamı olmasa da, büyük kesimi için geçerli olabilecek, ‘sonradan görmüş dindarlık’ tanımına haklılık kazandırdı. Din sadece belli ibadetlerle sınırlı olmadığına göre, dindarlığın kapsama alanı da hayata dair heryerde ve herşeyde vardır ve olmalıdır da...

Oturmuş, belli bir kıvama gelmiş dindarlıkla, ham ve çiğ dindarlık arasındaki bariz fark; ancak tarihin derinliklerinden günümüze kadar gelen kültürel birikime sahip olmak veya olmamakla izah edilebilir. 

Not: Yazımızın bundan sonraki bölümünde niye ve neye itiraz ettiğimizi sizlerle paylaşacağız.


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî Kodlarımız
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç