|

‘Etnik-merkezciliğe’ Karşı
‘Kültürel Görecelilik’
Sosyoloji yazınında
‘etnik-merkezcilik’ (ethnocentrism), bir halkın kendi kültür
ve etnisitesini üstün görmesi olarak tanımlanır.
Daha doğru bir ifade ile ‘etnik-merkezcilik’ kendi
kültürünün standartlarını temel alıp başka kültürleri bu
standartlar çerçevesinde yargılamaktır.
Burada yargılama kavramı işin özünü oluşturmaktadır.
Kendi kültürünü ve onun değerlerini en üstün ve tekamül
etmiş kültür ve değerler olduğunu düşünmek ve diğerlerinin
sahip olduğu kültür ve değerleri aşağılamak. Bu da
yetmiyormuş gibi kendi kültüründe varolan öğelerin diğer
kültürlerde yer almamasını onlar için bir eksiklik olarak
kabul etmek. Kendisi gibi olmayanları geri ve ilkel olarak
tanımlamak. Kendisine benzemeye çalıştıkları ölçüde
başkalarını uygar, ileri ve olumlu karşılamak.
İşte bu tür yaklaşımlar ‘etnik-merkezciğin’ özünü
meydana getirmiştir.
Söz konusu yaklaşım tüm ırkçı, faşist, hegemonyacı ve
emperyalist düşünce ve eylemlerin temelini oluşturmuş onlara
kaynaklık etmiştir.
‘Etnik-merkezci’ yaklaşımlar Doğulu toplumlardan çok
Batılı toplumlarda ortaya çıkmıştır.
Bu yüzdendir ki ırkçı ve faşist ideolojiler nerede ise
tümüyle Batı kökenlidir. Batı emperyalizmi kendisini hep bu
‘etnik- merkezciliğe’ sığınarak meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Her gittiği yerde gerçekleştirdiği sömürü ve kurduğu
hegemonyayı, oraya aynı zamanda kendi üstün medeniyetini
götürdüğü savıyla haklılaştırmaya çalışmıştır.
Yine bu yüzdendir ki, adına Oryantalizm denen ve Doğulu
toplumlara karşı geliştirilen sözde bilimsel yaklaşım Batılı
bilim adamları tarafından geliştirilmiştir.
‘Etnik-merkezcilik’ konusunda Doğulu toplumlarla Batılı
toplumlar arasındaki ayrımı bu kadar net biçimde nasıl
ortaya koyduğuma gelince. Elbette Doğulu toplumlar da
çeşitli nedenlerle başkaları ile boğazlaşmışlar ve
savaşmışlardır. Ancak bunlar ırksal ya da ‘etnik-merkezci’
nedenlerden değil, daha çok dinsel ya da geleneksel
gerekçelere dayalı olarak yaşanmış mücadelelerdir. Çoğu
zaman da bunlar istilacı düşmana karşı verilen kurtuluş
mücadeleleridir. Doğulu toplumlarda başkasına kendi
medeniyetini zorla benimsetme, kendini ırksal, etnik ya da
kültürel gerekçelerle üstün görme tavrı pek görülmemiştir.
Bu tavrın en somut örneklerinden biri, etnik, ırksal, dinsel
ve kültürel farklılıklara, çağları itibarıyla olabildiğince
hoşgörülü yaklaşan Osmanlılar, yani Türkler arasında ortaya
çıkmıştır. Hatta Türklük, Osmanlıda bırakın üstünlük olarak
algılanmayı, bilakis aşağılanmıştır.
Sosyoloji bilimi içerisinde, yukarıda açıklanmaya
çalışılan ‘etnik-merkezcilik’ sorununun çözümü olarak
‘kültürel görecelilik’(cultural relativity) yaklaşımı
gelişmiştir. Bu yaklaşıma göre her kültür, medeniyet ve
yaşam tarzı kendi içinde değerli ve saygındır. Kimsenin
onları yargılama ve hiyerarşik sıralamaya tabi tutma hakkı
yoktur. Bunlar arasında aşağı ya da üstün olma biçiminde bir
farklılık söz konusu değildir. Her kültür, medeniyet ve
yaşam tarzı ancak kendi içinde, kendi şartları ve
standartları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Tüm bu özellikleri ile ‘kültürel görecelilik’ yaklaşımı
daha bilimsel ve insani bir içerik taşımaktadır.
‘Kültürel görecelilik’ sahip olduğu bu yaklaşımla,
‘etnik-merkezciliğin’ ortaya çıkardığı sakıncaları bertaraf
etmektedir. İnsanlara kendi kültürel tarzlarını
mutlaklaştırmalarının ve başkalarına tepeden bakmanın
sakıncalarını hatırlatmaktadır. Onlara böyle bir şey yapmaya
haklarının olmadığını söylemektedir.
Söylemesine söylemektedir ancak bugün bile Batılı
toplumlara egemen olan bakış açısının hala ‘kültürel
görecelilik’ yaklaşımı ile uzaktan yakından bir ilişkisi
yoktur. Hala bu toplumların büyük çoğunluğu
‘etnik-merkezciliğin’ etkisi altındadır. Sahip oldukları bu
tavır kendileri ile birlikte tüm insanlığı da kemirmektedir.
Hala daha hegemonyacı, işgalci ve sömürgeci yaklaşımlara
ilham kaynaklığı yapmaktadır. Batılıların bu yöndeki tüm
eylemlerine sahte bir meşruiyet kazandırmaktadır.
Bana göre, Batılıların sahip oldukları, kendi
kültürlerini yüceltici söz konusu ‘Etnik-merkezcilikten’
daha vahim ve dramatik olanı, Doğuluların da aynı tutumun
etkisinde kalarak kendi kültür ve tarzlarını
aşağılamalarıdır. Çoğu, geri kalmışlıklarının sorumlusu
olarak emperyalistleri ve uluslararası sömürüyü değil, kendi
kültürlerini ve yaşam tarzlarını görürler. Bu sanıya
ulaşmalarında Batılı ‘etnik-merkezci’ sanat, edebiyat, yayın
ve eğitimin büyük etkisi vardır. Söz konusu bu araçlarla
Batılı ‘etnik-merkezcilik’ bu insanlara da sirayet
etmiştir.
Dolayısıyla ‘kültürel görecelilik’ yaklaşımı asıl olumlu
etkiyi, Batılı olmayan, geri bıraktırılmış toplumların, Batı
hayranı ve kompleksli bireyleri üzerinde yapacaktır.
‘Etnik-merkezcilere’ kimseyi kültürü yüzünden
aşağılayamayacaklarını öğretmenin yanı sıra,
etnik-merkezciliğe maruz kalanlara da böyle bir aşağılamayı
kabullenmek zorunda olmadıklarını söyler. Onlara kendi
kültürlerinin değeri ve önemini hatırlatır. Hiç kimsenin
salt kendisi olduğu ve kendi kültürünü yaşadığı için daha az
değerli olamayacağını belirtir.
Dolayısıyla bana göre, ‘etnik-merkezciliğin’ panzehiri
olan ‘kültürel göreceliliğe’ tüm
nsanlığın gereksinimi var. Daha çok da kendilerine karşı
geliştirilen ‘etnik-merkezciliğin’ etkisinde
kalanların.
haldun.canci@emu.edu.tr
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
‘Etnik-merkezciliğe’
Karşı ‘Kültürel Görecelilik’
AB
sürecini sürdürebilir miyiz?
Ulusal
mutabakat yönetimi
Medeniyetler
Çatışması: Küreselleşmenin Sonu
Küresel
vatandaşlar
Türkiye'nin
Batı
Sorunu
Bir
Filmin Düşündürdükleri
SAYFA
BASI
|