·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


DÜŞÜNCE ODASI
                                                                                       Mustafa Can
 
mustafacan49@hotmail.com


Çocuklarımız Eve Karne Getirmişler....


            “Uyanık bir göz bulursan al getir bana da dünyam aydın-
            lansın...Ne kadar hasretim gülen göze...Bana bir can ver-
            sin de karamsarlıklarım dağılıversin ve sana gelmiş olu-
            rum. Adımlarımda bir yiğitlik sezilir de kanatlamış gibi
            sevinç bulurum buluşmamızda. İnat olsun derim engel-
            lere, olumsuzluklara ve o arsızlıklara da, yine bırak-
            mam peşini ülkünün... Bulanık ve dumanlı havalardan
            çekip çıkardığım ve kucakladığım güneş küresini getirip
            önüne yerleştiririm. Aklımı hiçe sayan bütün zorlukları
            senin için yenerim. Ağlatmam seni...Üzmem seni ve bez-
            dirmem şu beğenilmeyen hayattan...Soğuk terler döktür-
            mem sana. Masal kahramanın olurum, senin beklemedi-
            ğin zamanda...İşte o zaman diliminde gökyüzü dile gelir
            ve sen başarının sırrını keşfedersin: Sevgidir aradaki
            köprü...Bir anadır beklediğin.. Ve bir baba ile elele sana
            doğru ve senin yanında hissedeceğin...
            Gözbebeklerine vurgunum senin, ağlamak kader değildir
            diyen aklına hayranım. Dudaklarından dökülecek dua ile
            kuracağın hayal dünyandaki  umutlu bekleyişler çalar
            gönlümü desem gülersin...Hay söylediklerinle, söyle-
            yeceklerınle ve düşündüklerinle bin yaşa...
            Çocukluk oyunsa, oyun dünyası ise ve çocukluk gelecek
            ise ve sen hepsi ol canım...
            Şarkı söyleyen ve mutluluktan uçan bir çocuk bulursan al
            gel bana...Al getir de gecelerimden korkunç rüyalarım ol-
            masın...İşte o zaman beni sevinçten ağlatırsın...Ben o ağ-
            lamarı benim kaderim olsun derim...”



            Sınıflar derse girdi çıktı...Okul zili, bugünü başka göstermek ister gibi, hatta öğrencilerin hayatlarındaki alışkanlıkları siler gibi değişik ses çıkartıyordu. İki saat ders yapılacak ve konuların derinliklerine girilmeden anlatılanların belki de büyük bir kısmı anlaşılmayacaktı.Küçük yürekler eve hangi duygularla gidecekti? Evdeki soruların cevabını bulmak mümkün müydü? Yalanlar söylenecek ve öğretmenler suçlanacaktı...O herif veya o kadın diye başlayan cümlelere ağıza alınmayacak küfürler yerleştirilecek ve sonra da ağız dalaşları evin dadını kaçıracaktı.

            Kış mevsiminin soğuk havası evdeki sıcaklığı alıp götürecekti... Okul müdürü kendi sınıfıyla üçüncü derse girdiğinde, öğrencilerin karnesini masanın üzerine yerleştirdi. Ders vermeyecekti. Anlatacakları bir tekrar değil, bir yeni konu değil, hatta çocukların şimdi öğrenmesini istediği bir şey değildi. Bakışlarını sınıftaki öğrencilere çevirmeden önce yoklamasını yaptı...Bir bakışta olanları biliyordu zaten. Bir kişi eksikti. Biraz bekledi. Aklından geçirdikleri sıralacaktı. Yutkundu. Sınıf susmuş pür dikkat bekliyordu.

           
Arka tarafta yaramazlığı ile bütün okulun dikkatini çekmiş öğrenci de bile çıt çıkmıyordu...Sakindi...Hatta beton heykel gibiydi. Zil bir heyanı getirmişti.
Bana, dedi müdür...İri kıyım...Fakat iri olduğu kadar öğrenci dostu olan bu adam, ileri doğru irkilerek:

-         Bana benim oğlum veya kızım getirmiş olsa bu karneleri, onlara ne derim diye düşündüm...Kızar mıyım onlara, yoksa kendime mi kızarım? Bir baba olarak kendimdeki sorumluluk payımı ortaya koyarım. Ben görevimi yaptım mı diye sorarım önce...Belki de karneye bakmak casaretini bulamam kendimde...Zaten bu konu cesaret ister...Ben çocuğumun bana karnesini kendisinin göstermesini isterim. Kendisi gösterirse seviç vardır demek ve benim ona karşı olan görevim yerine geimiştir demek...O yüzden ona bırakırım karneyi gösterme işini...

Sınıf anlatılanları dinliyor ve dışarıda hafiften yağmur atıştırıyordu...Sınıfın üçüncü katta oluşu, damlaların yere düşmesinin görülmesine engel oluyordu...Sınıf müdürü dinliyordu. Okulun yabancı öğrenci sayısı bir hayli kabarıktı. Türk öğrencilerin ki ise okulun üçte birisi kadardı...Bu sınıfta Türk öğrenciler sayıca fazla fakat derslerdeki başarı oaranı o kadar yüksek değildi...

-         Benim şu andaki size verceğim belge sizin yarım yılda aldıklarınızın karşılığı..Öğretmenlerin verdikleri sizin aldıklarınız...Bir kaç kişi eve giderken ve evde ailelerine bu karneleri gösterirken sıkıntısı olmayacak...Oysa ben hepinizin böyle olmasını isterdim. Ben bütün öğrencilerin gülmesini isterdim. Olmadı ve siz bizim bütün çağrılarımıza, isteklerimize ve hatırlatmalarımıza rağmen çalışmadınız...Hele sayıları fazla olmalarına rağmen biribirlerine destek olmaları gerekirken tembellikte yarış eder gibi olan Türk öğrencilerime acıyorum...Aranızda bir kişi hariç diğerleri sınıf geçememe tehlikesi içersinde...

Arka sıradaki kız öğrencilerin oturduğu sıradaki bir Türk öğrenci yüksek sesle ağlamağa başladı...Sessizlik bozulmuş ve sınıf bütün dikkatini ağlayana vermişti...

       -Evde ne söyliyeceğim şimdi? Benim aldığım notları evdekilere söylemedim...Onlara yalan konuştum...Aldattım onları...Ağlamak kurtuluş değildir...Ama kız öğrenci ağlamyı sürdürüyordu..

       - Ben bu notların böyle kalmayacağını, eğer istenirse, ikinci yarı yılda zayıfların düzeleceğini düşünüyorum. Eve gittiğinizde kendiniz karnelerinizi gösterin, fakat aynı zamanda onlara, anne ve babalarınıza doğruyu söyleyin...Yalan sizi kurtarmaz...Ben söz veriyorum size ne gerekli ise yardımcı olacağım, dedi okul müdürü...Sınıfın havasında ağlamaklı hava hakimdi.

         Karneyi alanların bir kaç tanesi baktı notlarına...Büyük çoğunluk sakladı...Eve giden notlar tonlarca ağırlıkta idi.

         Hava yağmurlu idi. Öğrencinin biri karneyi yağmurun ıslattığı okul bahçesine bıraktı..Ağlamıyordu ama öfkelenmişti...

          Müdür görevini bitirmişti...Sınıfın kapısını kapatırken öğrencilerin her tenüffüste çıkardıkları gürültünün olmadığını farketti...

SAYFA BAŞI



Yazarın diğer yazıları:

Çocuklarımız Eve Karne Getirmişler....
Uğur Tarık’tan Alabildiklerim

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Şensel Aşkın
Kültürel Çözülme ve Zorlanan Kişilik
Latif Çelik
Korkarım sonunda o'da olacak
Fikret Ekin
''Puzzle'' ın bütününü görmek (2)
Alperen Çelik
Ortadoğu
Yılmaz Kuzucu
Mektup
Sebahattin Çelebi
Bu şehir, varoşlarında 
gizlerdi seni...
Şefik Kantar
Schröder’le AB trenine binmek mümkün mü?
Muhsin Ceylan
Şikayeti seviyoruz
Mahmut Aşkar
Almanya siyasi hayatındaki yerimiz
Hidayet Kayaalp
Kabaklı köyün ahalisi ve NLP
Ozan Yusuf Polatoğlu
”Avrupa birliği”inden ”Ortadoğuda”ki karışıklığa
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Üzeyir Lokman Çaycı
Hazır mısınız çocuklar?
Ali Kılıçarslan
Anti-İslam kampanyası
İsmail Altıntaş
Yılbaşı ve Noel Üzerine Düşünceler…
Sizden Biri
Nadan elinden
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Ayten Kılıçarslan
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç