|
Çocuklarımız
Eve Karne Getirmişler....
“Uyanık bir göz bulursan al getir bana da dünyam
aydın-
lansın...Ne kadar hasretim gülen göze...Bana bir
can ver-
sin de karamsarlıklarım dağılıversin
ve sana gelmiş olu-
rum. Adımlarımda bir yiğitlik sezilir de
kanatlamış gibi
sevinç bulurum buluşmamızda. İnat olsun
derim engel-
lere, olumsuzluklara ve o arsızlıklara da,
yine bırak-
mam peşini ülkünün... Bulanık ve dumanlı
havalardan
çekip çıkardığım ve kucakladığım
güneş küresini getirip
önüne yerleştiririm. Aklımı hiçe
sayan bütün zorlukları
senin için yenerim. Ağlatmam seni...Üzmem seni
ve bez-
dirmem şu beğenilmeyen hayattan...Soğuk
terler döktür-
mem sana. Masal kahramanın olurum, senin
beklemedi-
ğin zamanda...İşte o zaman diliminde gökyüzü
dile gelir
ve sen başarının sırrını
keşfedersin: Sevgidir aradaki
köprü...Bir anadır beklediğin.. Ve bir baba
ile elele sana
doğru ve senin yanında hissedeceğin...
Gözbebeklerine vurgunum senin, ağlamak kader değildir
diyen aklına hayranım. Dudaklarından dökülecek
dua ile
kuracağın hayal dünyandaki
umutlu bekleyişler çalar
gönlümü desem gülersin...Hay söylediklerinle, söyle-
yeceklerınle ve düşündüklerinle bin yaşa...
Çocukluk oyunsa, oyun dünyası ise ve çocukluk
gelecek
ise ve sen hepsi ol canım...
Şarkı söyleyen ve mutluluktan uçan bir çocuk
bulursan al
gel bana...Al getir de gecelerimden korkunç rüyalarım
ol-
masın...İşte o zaman beni sevinçten ağlatırsın...Ben
o ağ-
lamarı benim kaderim olsun derim...”
Sınıflar derse girdi çıktı...Okul
zili, bugünü başka göstermek ister gibi, hatta öğrencilerin
hayatlarındaki alışkanlıkları siler
gibi değişik ses çıkartıyordu. İki
saat ders yapılacak ve konuların derinliklerine
girilmeden anlatılanların belki de büyük bir kısmı
anlaşılmayacaktı.Küçük yürekler eve hangi
duygularla gidecekti? Evdeki soruların cevabını
bulmak mümkün müydü? Yalanlar söylenecek ve öğretmenler
suçlanacaktı...O herif veya o kadın diye başlayan
cümlelere ağıza alınmayacak küfürler yerleştirilecek
ve sonra da ağız dalaşları evin dadını
kaçıracaktı.
Kış mevsiminin soğuk havası evdeki
sıcaklığı alıp götürecekti... Okul
müdürü kendi sınıfıyla üçüncü derse
girdiğinde, öğrencilerin karnesini masanın
üzerine yerleştirdi. Ders vermeyecekti. Anlatacakları
bir tekrar değil, bir yeni konu değil, hatta çocukların
şimdi öğrenmesini istediği bir şey değildi.
Bakışlarını sınıftaki öğrencilere
çevirmeden önce yoklamasını yaptı...Bir bakışta
olanları biliyordu zaten. Bir kişi eksikti. Biraz
bekledi. Aklından geçirdikleri sıralacaktı.
Yutkundu. Sınıf susmuş pür dikkat bekliyordu.
Arka tarafta yaramazlığı ile bütün
okulun dikkatini çekmiş öğrenci de bile çıt
çıkmıyordu...Sakindi...Hatta beton heykel gibiydi.
Zil bir heyanı getirmişti.
Bana, dedi müdür...İri kıyım...Fakat iri olduğu
kadar öğrenci dostu olan bu adam, ileri doğru
irkilerek:
-
Bana benim oğlum veya kızım getirmiş
olsa bu karneleri, onlara ne derim diye düşündüm...Kızar
mıyım onlara, yoksa kendime mi kızarım?
Bir baba olarak kendimdeki
sorumluluk payımı ortaya
koyarım. Ben görevimi yaptım mı diye sorarım
önce...Belki de karneye bakmak casaretini bulamam
kendimde...Zaten bu konu cesaret ister...Ben çocuğumun
bana karnesini kendisinin göstermesini isterim. Kendisi gösterirse
seviç vardır demek ve benim ona karşı olan görevim
yerine geimiştir demek...O yüzden ona bırakırım
karneyi gösterme işini...
Sınıf anlatılanları
dinliyor ve dışarıda hafiften yağmur atıştırıyordu...Sınıfın
üçüncü katta oluşu, damlaların yere düşmesinin
görülmesine engel oluyordu...Sınıf müdürü dinliyordu. Okulun
yabancı öğrenci sayısı bir hayli kabarıktı.
Türk öğrencilerin ki ise okulun üçte birisi kadardı...Bu
sınıfta Türk öğrenciler sayıca fazla
fakat derslerdeki başarı oaranı o kadar yüksek
değildi...
-
Benim şu andaki size verceğim belge sizin yarım
yılda aldıklarınızın karşılığı..Öğretmenlerin
verdikleri sizin aldıklarınız...Bir kaç kişi
eve giderken ve evde ailelerine bu karneleri gösterirken sıkıntısı
olmayacak...Oysa ben hepinizin böyle olmasını
isterdim. Ben bütün öğrencilerin gülmesini isterdim.
Olmadı ve siz bizim bütün çağrılarımıza,
isteklerimize ve hatırlatmalarımıza rağmen
çalışmadınız...Hele sayıları
fazla olmalarına rağmen biribirlerine destek olmaları
gerekirken tembellikte yarış eder gibi olan Türk öğrencilerime
acıyorum...Aranızda bir kişi hariç diğerleri
sınıf geçememe tehlikesi içersinde...
Arka sıradaki kız öğrencilerin oturduğu sıradaki
bir Türk öğrenci yüksek sesle ağlamağa başladı...Sessizlik
bozulmuş ve sınıf bütün dikkatini ağlayana
vermişti...
-Evde ne söyliyeceğim şimdi? Benim aldığım
notları evdekilere söylemedim...Onlara yalan konuştum...Aldattım
onları...Ağlamak kurtuluş değildir...Ama kız
öğrenci ağlamyı sürdürüyordu..
- Ben bu notların
böyle kalmayacağını, eğer istenirse,
ikinci yarı yılda zayıfların düzeleceğini
düşünüyorum. Eve gittiğinizde
kendiniz karnelerinizi gösterin, fakat aynı zamanda
onlara, anne ve babalarınıza doğruyu söyleyin...Yalan
sizi kurtarmaz...Ben söz veriyorum size ne gerekli ise yardımcı
olacağım, dedi okul müdürü...Sınıfın
havasında ağlamaklı hava hakimdi.
Karneyi alanların bir kaç tanesi baktı
notlarına...Büyük çoğunluk sakladı...Eve
giden notlar tonlarca ağırlıkta idi.
Hava yağmurlu idi. Öğrencinin biri karneyi
yağmurun ıslattığı okul bahçesine bıraktı..Ağlamıyordu
ama öfkelenmişti...
Müdür görevini bitirmişti...Sınıfın kapısını
kapatırken öğrencilerin her tenüffüste çıkardıkları
gürültünün olmadığını farketti...
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Çocuklarımız
Eve Karne Getirmişler....
Uğur
Tarık’tan Alabildiklerim
SAYFA
BASI
|