|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Medeniyetin Utanç Tablosu
Eli kalem tutan duyarlı insanlar bazen mensubu olduğu veya
içinde yaşadığı toplumun, bazen de bütünüyle insanlığı
ilgilendiren konularda düşüncelerini ortaya koyarlar.
Bunların içinde rahatlıkla yazılabilecek konular olduğu
gibi, daha kaleme kağıda dökmeden insanın vicdanını
sızlatan, insanlık adına utandıran, öfkelendiren, isyan
ettiren ve bir o kadar da endişelendiren meseleler de vardır
ki, hadiseye nasıl ve nereden başlayacağınıza karar verene
kadar kıvranır durursunuz.
Konu üzerinde günlerce düşündükten sonra yazmaya karar
verdim. Yetiştirilme tarzımızdan olsa gerek; bilinen fakat
bilinmezmiş gibi, duyulan ama duyulmamış gibi, görülen ama
görülmemiş gibi ve işlenmiş fakat işlenmemiş gibi öylesi
suçlar vardır ki, koca bir gövdeyi içerden kemire kemire
deviren ağaçkurtları gibidir. İçeriden tüketilmiş ama
dışarıdan bakıldığında bütün heybetiyle dimdik duran ağacın
günün birinde rüzgarın da hafiften sallamasıyla büyük bir
gürültüyle devrilmesi gibi, toplumları da ekseriyetle içten
içe kemiren meseleler yıkar. O meseleler ki, örtbas edilir,
üzerine gidilmez, kurbanları bir tesadüf eseri deşifre olur
veya olunur ama failleri hep alacakaranlıklarda kaybolurlar.
Haberi ilk okuyunca kimyam bozuldu. Herkesin kıyısından
kenarından duyduğu bir hadisenin rakamlarla ifadesinde
geldiği nokta, insan olan herkesde önce bir ürküntü ve
akabinde tiksinti meydana getiriyor. Bu tiksintinin bir ucu
da nihayetinden gelip size çatıyor. Çünkü siz de insanız...
Şimdi bizi utandıran, korkutan, tiksindiren ve dehşete
düşüren iğrençliklerin rakamlarla ifadesi:
Birleşmiş Milletler bünyesindeki UNICEF’in (Çocuklara Yardım
Fonu) 2006 yılı verilerine göre her sene 1,8 milyon çocuk
fahişeliğe sürükleniyor. Bu da yetmezmiş gibi, kahır
ekseriyeti seks köleliğinde kullanılmak üzere, 1,2 milyon
çocuk mal gibi satılıyor. Bunlardan başka, yine her sene 18
yaşın altında 150 milyon kız ve 73 milyon oğlan aile içinde,
okulda, yaşadığı semtte, işyerinde veya hapishanede ırza
tecavüzün kurbanları oluyorlar.
Her sene Hindistan’da 400 bin, Tayland’da 800 bin,
Filipinler’de 100 bin, Brezilya’da 500 bin ve
yanıbaşımızdaki Doğu Avrupa ülkelerinde 100 bin civarında
çocuğa fahişelik yaptırıldığı veya seks kölesi olarak
kullanıldığı tahmin edilmektedir. Kamboçya ve Vietnam gibi
ülkelerde ve özellikle başta Kenya olmak üzere birçok Afrika
ülkesinde de fahişeliğe sürüklenen çocukların sayısında
büyük artışların olduğu yine BM raporlarında yer almaktadır.
Bu 21. yüzyıl insanlığının yüzkarası listeye daha ilave
edilecek çok ülke var. Benim ülkem bu sıralamanın mutlaka
gerilerindedir ama maalesef dışında değil. Zaten son
günlerde medyaya yansıyan bu doğrultudaki olaylar, ülkemizde
de bu tür sapıklıkların giderek arttığının ipuçlarını
vermektedir.
Tahmin edilebileceği gibi, özellikle yukarıda zikredilen
fakir ülkelere “seks turisti” olarak giden sırtlanlar, bu
körpe yavruları avlamak için “medeniyetin beşiği” Batı’dan
ta oralara gitmektedirler. Onlar, ülkelerinde hatırı sayılır
işadamı, bürokrat, aile reisi gibi toplumun kaymak kesimini
teşkil etmektedirler.
Dünyanın birçok yönüyle önemli ve örnek ülkelerinden biri
olan Almanya’da polis kayıtlarına göre 50 bin civarında
Alman, çocuk pornografisinin daim müşterisdir. Yine resmî
kayıtlara göre 2007 yılında Almanya’da 15.935 çocuğa tecavüz
edilirken, gayriresmî rakamların 300 bin/yıl dolayında
olduğu tahmin edilmektedir.
Şimdi kendimizdeki yanlışı örtbas etmek niyetiyle
söylemiyorum: Üç milyona yakın Türk göçmenin yaşadığı
Almanya’daki Türkler arasında vuku bulmuş bir-iki “töre
cinayeti”ni neredeyse Türk Milleti’nin tamamına, mümkünse
bütün ümmete mal etmeye kalkanlar, bu son derece istisnaî
trajik olaylar üzerine kitaplar yazan, filmler çevirenler,
biraz da aynayı kendi içlerindeki kokuşmuşluğa tutsalar...
Bu iğrençliğin bir tanesi bile fazla iken, milyonlar defa
vuku bulan aşağılıklar karşısında insan olanın kanı donuyor.
Çirkefliği tarif etmek için uygun kelime bulamazken,
medenilik, insanlık adına utanıyoruz.
Netice itibariyle coğrafya, din ve milliyetten bağımsız
olarak, bir insanlık trajedesiyle insanlık karşı karşıyadır.
Çıplak kelimelerle bu konuyu ifade etmek gerekirse; kendi
evlatlarının ırzına geçilmesine gözyuman veya engel olamayan
insanlığın akibetinin, Lut Kavmi’ninkine benzemesinden
korkarım.
Çağımız insanlığını tehdit eden unsurların en başında,
ahlâkî değerlerin çürümeğe yüztutması gelmektedir. Ahlâklı
veya ahlâksız olmanın ölçüsü, sınırı, neye ve kime göre?...
Son yüzyılda her renginden faşizm ve sosyalizm, insanî
değerleri değersiz kılması yüzünden tarihin çöplüğüne
atıldı. Şimdi de, zenginliğin getirdiği azgınlıkla
canavarlaşan, vahşi hayvandan beter vahşileşen bir
kapitalist fenomen, insanlığın haysiyetini ayaklar altına
almaktan adeta zevk alıyor. Elindeki yeni bir düzene dair
mevcutu tüketen ve yerine koyacak malzemesi de kalmayan Batı
çaresizdir.
Dünya sadece Batı’dan ibaret değildir diyenlere bir imkân
doğmuş, müsait şartlar hasıl olmuştur. Buyrun; her din ve
milliyetten evlatlarımızın namusunu, insanlığın yüzkarası
yaratıklardan kurtaralım... Buyrun; evvela kendi yaramızdaki
irini temizleyerek işe koyulalım...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Medeniyetin
Utanç Tablosu
Dinine
Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil
Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın
Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî
Kodlarımız
“Globallaşmanın
Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler
(3)
Modernizmle Gelen Devrimler
(2)
Modernizmle
Gelen Devrimler
Derdimiz
de var dermanımız da...
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
SAYFA
BASI
|