VIZYON
Yard. Doç. Dr.
Haldun Çancı
|
|
|
haldun.canci@emu.edu.tr |

Türkiye’nin AB Yolculuğu
AB yolculuğunda, belli bir
rayın üzerine oturtulan Türkiye treni, yeni yeni
istasyonlara uğruyor.
Her istasyon, yolcularda (halkta), bir takım
şaşkınlıklar ve tepkiler yaratıyor.
Oysa, üzerine oturtulduğumuz rayın rotası ve uğrayacağı
istasyonlar, çok önceden belirlenmişti.
Bu istasyonların her birinde, türlü dayatmalardan,
aşağılayıcı ve tehlikeli bir takım süreçlerden geçeceğimiz
belli idi.
İkide birde, trenin saldırıya uğrayacağı, yolcuların
soyulup sağana çevrilecekleri, bütün değerlerini ve
varlıklarını yitirecekleri, türlü işkencelerden
geçirilecekleri ve çeşitli operasyonlara tabi tutulacakları
ortada idi.
Ancak, varılma olasılığı olmayan nihai hedefin cazibesi! ile
gözleri kamaştırılan yolculardan, ara istasyonlarda
karşılaşılacak bu zorluklar özenle gizlenmişti.
Tüm bu çabalara rağmen, yolcular, artık, bu yolculuğun,
kendi ülke sınırlarımız içerisinde uğrayacağımız, fena halde
çetin ve zararlı birkaç ara istasyondan sonra, kaçınılmaz
olarak duracağı gerçeğini de görmeye başlamışlardı.
Tepki ve şaşkınlıkları bu yüzden ortaya çıkmaktaydı.
Herkeste, bedeli çok pahalı olan bu yolculuğun hedefleri
ve yolculuğu düzenleyenlerin gerçek niyetleri konusunda
şüpheler oluşmaya başladı.
Süreç, genel olarak sorgulanmaya başlandı.
İşin bu noktaya geleceği, sahici aydınlar tarafından
daha önce dile getirilmişti.
Ancak, uygulanan karartma politikası yüzünden, onlar da
çeşitli şekillerde baskı altına alınmaya çalışılmışlardı.
Seslerinin topluma ulaşması engellenmişti.
Sahici aydınlar, Kıbrıs’ı kaybetmemizin; Doğu ve
Güneydoğuyu yitirmemizin; Ermeni iddialarını kabul
etmemizin; Patrikhanenin devlet haline gelmesinin; Ege’nin
Yunan denizi olmasının; PKK’lıya, Ermeniye, Ruma, altından
kalkamayacağımız tazminatlar ödememizin; bölünmemizin;
parçalanmamızın; geçmişimize küfretmemizin; harap ve bitap
düşmemizin; bu yolculuğun kaçınılmaz ara istasyonları
olduğunu söyleye gelmişlerdi.
Aynı aydınlar, bunca taviz ve fedakarlığa rağmen, bu
yolculuğun, bir sonunun da olmadığını söylüyorlardı.
Zaman, bu tespitlerin ne kadar doğru olduğunu kanıtlayan
delilleri, bir bir ortaya çıkarmaktadır.
En son örnek, sayın Büyükanıt’ın şahsında, TSK’ya karşı
geliştirilen karalama, mahkum etme ve etkisizleştirme
operasyonu çerçevesinde ortaya çıkmıştır.
Bu operasyonla amaçlanan, bir komutanın önünün
kesilmesinin de ötesinde, Güneydoğudaki terörü
yasallaştırmak, öte yandan, onunla mücadele eden devleti ise
yasadışı hale getirmektir.
İnce işçiliğini yerli taşeronların yaptığı, söz konusu
bu ara istasyonu da AB inşa etmiştir.
ABD de, bir istasyondan ötekine sürmekte olan bu
yolculuğu şiddetle desteklemektedir.
Zaten, AB ve ABD, uzun zamandır, bizi ilgilendiren
konuların tümünde, ortak bir duruşla aynı tavrı sergilemekte
ve ortak çıkarları paylaşmaktadırlar.
Tüm bu yolculukta, asıl hata, olup biteni seyrederken
sesimizi çıkarmadığımız ve kandırılmaya elverişli olduğumuz
için, yolcularda, yani, bizlerdedir.
Bizim sessiz kalışımız yüzünden, bizi yönetenler, altmış
yıldır, Lozan’ı, dolayısıyla da, ulusal sınırlarımızı, yani
bizi tanımayan ABD ile aynı ittifak içerisinde yer
almışlardır.
Aynı yöneticiler, yarım yüzyıldır, yine bizim hiçbir
ulusal hassasiyetlerimize ve ulusal değerlerimize saygı
duymayan, bu değer ve hassasiyetleri bizimle paylaşmayan
Avrupa ülkeleri ile, dostluk, müttefiklik ve ortaklık oyunu
oynamışlardır.
Düşünebiliyor musunuz? Siz, bir takım ülkelerle çeşitli
ittifakların içerisinde yer alacaksınız, onları, en mahrem
alanlarınıza kadar sokacaksınız, her şeyinizi onlarla
paylaşacaksınız, hatta, “milli” eğitiminizden, “milli”
ekonominize, “milli” savunmanızdan, “milli” istihbaratınıza
kadar tüm alanlarınıza kadar nüfuz etmelerine izin
vereceksiniz, ama, bu ülkeler, sizin ülkenizin kurulduğu,
milli olan her tür sınırınızın çizildiği antlaşmayı
tanımayacaklar, sizin yaşamsal ve ulusal ideallerinizi
paylaşmayacaklar, hatta, onların tam karşısında yer
alacaklar.
En azından, siz, söz konusu bu ülkelerin, sizin
hakkınızda gerçekte neler düşündüğünü bilmeden bu tür
ilişkilerin içerisine gireceksiniz.
Böyle bir uluslararası müttefiklik ilişkisi
düşünebiliyor musunuz?
Bu tür bir ilişkinin bizi getireceği nokta, doğal
olarak, bölünme, parçalanma, kaos ve çöküş noktasıdır.
Şaşılacak bir şey yok.
Bu Gidişin Sonu
Batı
emperyalizminin, büyük bir kıskaç operasyonu ile yüz yüze
olan toplumumuzda, hali hazırda başlamış olan ve çok yakında
da kitlesel bir karşı duruşa dönüşme eğilimi taşıyan, bir
uyanış süreci yaşanmaktadır.
Bu sürecin,
toptan bir Batı reddiyesine dönüşme olasılığı da vardır.
Batı
medeniyetine duyulan inanç ve saygı, tüm dünyada olduğu
gibi, Türkiye’de de aşınmaktadır.
Son iki yüzyılın
en büyük işgallerinin, savaşlarının, sömürülerinin,
işkencelerinin, barbarlıklarının ve soykırımlarının altına
imzasını atmış Batının, bize, insan hakları, demokrasi ve
özgürlükler konusunda öğreteceği hiçbir şey yoktur.
Guantanamo’nun,
Ebu-Garib’in, Afganistan’ın, Irak’ın fotoğrafları hala
insanların kafasında uçuşurken, ABD’nin, kendi yaptıklarını
unutup dünyanın başka ülkeleri için insan hakları raporları
yayınlaması ve onlara notlar vermesi, komedinin de
ötesinde, akıl almaz bir trajedidir. İnsanlıkla alay
etmektir.
ABD, son
dönemde, bizimle ilgili hemen her konuda da benzer bir
trajediyi sahneye koymaktadır.
Türkiye, AB’nin
sahnelediği ve yukarıda açıklanmaya çalışılan bir tren
yolculuğu oyunu ile ABD’nin sahnelediği trajedinin kıskacı
arasına sıkışmıştır.
Birbiri ile
entegre bu iki oyunda son perde kapanmadan, yani,
Türkiye’nin, bir ulus devlet olarak sonu ilan edilmeden
önce, oyunu bozmak gerekmektedir.
Gerekli iradeyi
ortaya koyduğumuz taktirde, bu oyunu bozma güç ve
potansiyeline sahip olduğumuzu, geçmişimiz ve Atamız ilan
etmektedir.
haldun.canci@emu.edu.tr
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
Türkiye’nin
AB Yolculuğu
‘Etnik-merkezciliğe’
Karşı ‘Kültürel Görecelilik’
AB
sürecini sürdürebilir miyiz?
Ulusal
mutabakat yönetimi
Medeniyetler
Çatışması: Küreselleşmenin Sonu
Küresel
vatandaşlar
Türkiye'nin
Batı
Sorunu
Bir
Filmin Düşündürdükleri
SAYFA
BASI
|