A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Kaybeden Kahramanlar  


                                                                                             
“Aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil”
                                                         (Cemil Meriç)

    Elinizdeki aletin düğmelerine basarak kumanda ettiğinizi zannettiğiniz televizyon kanallarının, karşısında bir tıklamayla siteden siteye, sayfadan sayfaya hoplayıp zıplarken saatlerinizi geçirdiğiniz internet sitelerinin, elinizden bırakmadan okumaya devam ettiğiniz kitapların veya hergün büyük bir merakla sayfalarını karıştırdığınız gazetelerin, sizi fikren ve zikren yoğurarak şekillendirdiğinin farkında mısınız?  Lüks lokantalarda göze ve damağa hitap eden yemeklerin pırıl pırıl tepsilerde şef garsonlar tarafından sunulması gibi hergün yanlışları, doğruları, iyileri, kötüleri ihtiva eden haber, yorum ve bilgiler, bizlere  servis yapılır. Güzellik ve çirkinlikler, medenilik ve vahşilikler, namusluluk ve namussuzluklar, çağdaşlık ve çağdışılıklar; neye, kime ve hangi değer yargılarına göre?.. Bunlar bilinmeden aldanmak kadar aldatmak ta ihtimal dahilindedir.

Aldananlar ve aldatılanlar

Cemil Meriç’e göre, “Tanzimat’tan bu yana Türk aydınının alınyazısı iki kelimede düğümleniyordu: Aldanmak ve aldatmak.”. Aydın aldanmışsa, aldatması daha vahim sonuçlar doğurur. Aldatıldığını farkedemeyen, aldattığını da farkedemez, çünkü o doğru olduğuna inandığı şeyleri başkalarına tavsiye ve telkinde bulunur. Sahasında bilgi ve tecrübe sahibi olarak tanıdığımız insanın söylediklerine itimat ederiz. Meselâ, sınıfta bize ders anlatan öğretmenin, imam olarak minberde vaaz eden hocanın, derdimize derman bulması ümidiyle kapısını çaldığımız doktorun dediklerine inanırız. Bu konularda doğru veya yanlış, eksik veya tam bilgilendiğimizi, ancak değişik şahıs veya kaynaklardan yeni, ilave bilgiler edinir veyahutta kendi araştırmalarımız bizi konuların çıkış noktasına götürürse, o zaman anlarız.

Bu imkânların oluşmadığı ortamlarda, fert de toplum da tüketilmeğe hazır hâle getirilmiş bilgileri, sunulduğu gibi kabullenir. Fikri çatışmalar (yumruklaşma değil) neticesinde şüpheler, sis bulutları dağılır ve mutlaka çarpışan fikirlerden birisi güçlenerek bu işin içinden çıkar. 12 Eylül 1980’lere kadar, özellikle 1970 ve 1980 arası sıcak çatışmaların, binlerce insanımızın hayatına mal olan kanlı olayların temelindeki asıl sebeplerden birisi; farklı fikirlerin âlenen ve yeterince tartışılamadığıdır. Bastırılan düşünceler, dayatılan (resmî) görüşler yüzünden kendi düşüncelerini ifade etme imkânından mahrum bırakılan fikrî akımlar şahsiyet  bulamadılar. Yumruklaşmalar, silaha sarılmalar, dün olduğu gibi bugün de hep bu ve benzeri sebeplerdendir.

Kitlelere dayatılan, empoze edilen bir hayat anlayışı, tarihe bakış açısı, dini algılama biçimi, şahsiyetini bulmuş düşüncelerin önüne dikilen en büyük engeldir. Aldanan ve aldatılanlara ulaşabilmek, onlarla doğruları paylaşabilmek için büyük bir sabır ve gayret gerekir. Bizde vatanseverliğin, milliciliğin ve dindarlığın herkesçe bilinen standardizasyonunun dışına çıkıldığında, vatana ve millete ihanetlikten veya dine düşmanlıktan kitlelerin nezdinde her an mahkûm olma tehlikesi vardır.

Önce hak ve batıl...

Bir genelleme yapmamakla beraber, tarihe mal olmuş veya olabilecek birçok sosyal, siyasî hareketler, olayların yarattığı kahramanlar üzerinden değerlendirmeye tabi tutulursa, bu sağlıklı bir yaklaşım olmaz ve kafalarda oluşan pek çok soru cevapsız kalır. Hz. Ali’nin aşağıya aktardığımız olay karşısında tavsiye ettiği yaklaşım tarzı, on dört asır önce zihinleri kurcalayan birçok konuyu doğru teşhis etmede geçerli olduğu kadar bugün ve yarınlarda da çağımızdaki hadiselerin doğru teşhis edilmesinde bize yardımcı olacak, zihin kılavuzluğu yapacaktır: Cemel Savaşı’nda şüpheye kapılan ve kendi kendine, “Talha ve Zübeyr gibi kişilerin hata etmesi nasıl mümkündür?” diyen adamın biri bu kafa karışıklığını Hz. Ali’ye açar ve “Böylesi yüce ve misli olmayan kimseler nasıl hata etmiş olabilirler?” sorusuna karşılık İmam Ali’nin verdiği cevap, bizim gibi çağdaş insanlar için dahi bazı konular üzerindeki sis perdesini kaldıracak nitelikte hikmetli bir sözdür: “Hak ve batıl insanlarla tanınmaz. Sen önce hakkı tanı, sonra hak üzere olanı tanırsın; önce batılı tanı, sonra batıl üzere olanı tanırsın.”.

Tarih, din, medeniyet, millî kültür ve güncel içtimaî-siyasî birçok problemimizi yukarıdaki formülü kullanarak çözebiliriz. Cemel Vakası’nda taraflardan biri olan Hz. Ali, kendisi de dahil, şahıslar bazında, olayların aktörlerine göre meseleye yaklaşmıyor. ‘Önce hak, sonra haklı ve önce batıl, sonra haksız’ prensibinden hareket edilirse, neticede haklı ve haksızın da kendiliğinden anlaşılacağını öğütlüyor.

Ne yazıkki biz, bizatihi başa gelen musibetlerin neticesinde formule edilmiş bu ve benzeri öğütlere fazla kulak asmadığımızdan, hak ile batılı ayırt etmede hep sıkıntılarımız olmuş, zorlanmışızdır. Kahramanlıklar, fetihler, hakkaniyetlerin yanısıra yenilgilerimizin, birbirimize karşı zalimâneliğimizin, ezilen, hakları gasp edilen, dışlanan, horlananlarımızın da bizim medeniyet tarihimizin diğer parçası olduğunu ve bu bütünlük içinde sahiplenilmeyen, muamele görmeyen millî ve dinî tarih anlayışının bir ayağı topal, bir gözü kördür.

Kaybeden kahramanlar

Ezilenin, yetimin, yoksulun, kölenin, kadının, işçinin hakkını veren, etnik veya dinî azınlıkları koruma altına alan bu medeniyet anlayışımızın kısmen terkedilmesi, düşünce ve inanç dünyamızda telafisi mümkün olmayan boşluklar meydana getirmeye devam ediyor.
“İslâm’ı yenilenlerin, vurulanların ve mağlupların tarihi ile değil; yenenlerin, vuranların ve galiplerin tarihi ile okuyanlar bu dinin özünden ve mesajından hiçbirşey anlayamazlar. (İhsan Eliaçık)”. İlk dört halifeden üçünün öldürülmesi, Cemel Vakası, Sıffin Savaşı, Kerbela Faciası, itilip kakılan, sürgüne gönderilen Ebuzer’i, katledilen mezhep ve Ehl-i Beyt imamlarını görmemezlikten mi gelelim? “ Mahalle Baskısı”na maruz kalmadan bunları inceleyip araştırmadan, neticeler çıkarmadan, çağın entellektüel beklentilerini tatmin edecek düzeyde kendi medeniyetimizi nasıl takdim edebiliriz?

Alışılagelmişin dışında, referansları sağlam bir başka ilahiyatçımızın değerlendirmesi: “İslam tarihinde din istismarının iki tipi: Kurnazlık (Muaviyeizm/ Makyavelizm) ve Bağnazlık (Haricilik): Bilindiği gibi Muaviye iktidarı ele geçirmek için Hz. Ali ile giriştiği Sıffın Savaşında karşı tarafı çözmek için askerlerinin süngüleri ucuna Kur’an yaprakları taktırarak ‘Aramızda Kur’an hakem olsun’ hilesini uydurdu ve başarılı oldu. Hariciler ise ‘La hükme illa lillah: Allah’dan başka hüküm veren/koyan yoktur’ diyerek Hz. Ali’yi tekfir ettiler ve korkunç bir şiddete başvurdular. Bu iki kronik ve kadim tip, bütün dinlerin ve İslamiyet’in de ezeli sorunu olmuştur. Siyasette ve ticarette bu iki tip, saf halk yığınlarını sömürmüşlerdir ve sömürmektedirler.(Prof. Dr. İlhami Güler)”

Düşüncelerimi ete kemiğe büründürebilmek, ayağa kaldırabilmek için önce kendi hak ve batılımı, daha sonra da hak ve batıl üzere olanımı ayırtedebilmem lazım. Nihayet bu çağın idrakine kendi medeniyet projemizi sunacaksak şayet, güç ve ilham kaynağımız geçmişimizde sisli, alacakaranlık, hele zifiri karanlık hiç kalmamalı... Sürgündeki Ebuzer’in gönlü alınıp geri getirilmedikçe, süründürülen Ebuzer’in hakkı ve itibarı iade edilmedikçe, ümmetin ezileninin, itilip-kakılanının, yetimin, güçsüzün, yoksulun hakkını kiminle arayacağız?... Ebuzer bize Hz. Peygamber’in armağanı, emanetidir. Ebuzer yanarken bize meşaledir. Ebuzer; bizim sürgündeki (kaybeden) kahramanımız...

Ebuzer’le hem yolumuza hem de konumuza devam edeceğiz...

 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Kaybeden Kahramanlar  
Fikriyatı Ete Kemiğe Büründürmek
Aşk Medeniyeti’nin Ülkücüleri
Paradigma Değişimi ve Yeniden Ülkücülük
Ben Sana Hayran, Sen Bana Düşman...
IQ’su Düşükler ve Müslüman Avrupa
Savulun Türkler Geliyor...
Benden Sana “Düşman” Olmaz!
Gazze veya Kerbela
Kalabalıkların Yalnızlığı (2): Bizim Yalnızlığımız
Kalabalıkların Yalnızlığı
Hangi İnsanın Hakları?
Medeniyetin Utanç Tablosu
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî Kodlarımız
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Kaybeden Kahramanlar
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç