|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Kaybeden Kahramanlar
“Aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil”
(Cemil Meriç)
Elinizdeki aletin düğmelerine basarak kumanda ettiğinizi
zannettiğiniz televizyon kanallarının, karşısında bir
tıklamayla siteden siteye, sayfadan sayfaya hoplayıp
zıplarken saatlerinizi geçirdiğiniz internet sitelerinin,
elinizden bırakmadan okumaya devam ettiğiniz kitapların veya
hergün büyük bir merakla sayfalarını karıştırdığınız
gazetelerin, sizi fikren ve zikren yoğurarak
şekillendirdiğinin farkında mısınız? Lüks lokantalarda göze
ve damağa hitap eden yemeklerin pırıl pırıl tepsilerde şef
garsonlar tarafından sunulması gibi hergün yanlışları,
doğruları, iyileri, kötüleri ihtiva eden haber, yorum ve
bilgiler, bizlere servis yapılır. Güzellik ve çirkinlikler,
medenilik ve vahşilikler, namusluluk ve namussuzluklar,
çağdaşlık ve çağdışılıklar; neye, kime ve hangi değer
yargılarına göre?.. Bunlar bilinmeden aldanmak kadar
aldatmak ta ihtimal dahilindedir.
Aldananlar ve aldatılanlar
Cemil Meriç’e göre, “Tanzimat’tan bu yana Türk aydınının
alınyazısı iki kelimede düğümleniyordu: Aldanmak ve
aldatmak.”. Aydın aldanmışsa, aldatması daha vahim sonuçlar
doğurur. Aldatıldığını farkedemeyen, aldattığını da
farkedemez, çünkü o doğru olduğuna inandığı şeyleri
başkalarına tavsiye ve telkinde bulunur. Sahasında bilgi ve
tecrübe sahibi olarak tanıdığımız insanın söylediklerine
itimat ederiz. Meselâ, sınıfta bize ders anlatan öğretmenin,
imam olarak minberde vaaz eden hocanın, derdimize derman
bulması ümidiyle kapısını çaldığımız doktorun dediklerine
inanırız. Bu konularda doğru veya yanlış, eksik veya tam
bilgilendiğimizi, ancak değişik şahıs veya kaynaklardan
yeni, ilave bilgiler edinir veyahutta kendi araştırmalarımız
bizi konuların çıkış noktasına götürürse, o zaman anlarız.
Bu imkânların oluşmadığı ortamlarda, fert de toplum da
tüketilmeğe hazır hâle getirilmiş bilgileri, sunulduğu gibi
kabullenir. Fikri çatışmalar (yumruklaşma değil) neticesinde
şüpheler, sis bulutları dağılır ve mutlaka çarpışan
fikirlerden birisi güçlenerek bu işin içinden çıkar. 12
Eylül 1980’lere kadar, özellikle 1970 ve 1980 arası sıcak
çatışmaların, binlerce insanımızın hayatına mal olan kanlı
olayların temelindeki asıl sebeplerden birisi; farklı
fikirlerin âlenen ve yeterince tartışılamadığıdır.
Bastırılan düşünceler, dayatılan (resmî) görüşler yüzünden
kendi düşüncelerini ifade etme imkânından mahrum bırakılan
fikrî akımlar şahsiyet bulamadılar. Yumruklaşmalar, silaha
sarılmalar, dün olduğu gibi bugün de hep bu ve benzeri
sebeplerdendir.
Kitlelere dayatılan, empoze edilen bir hayat anlayışı,
tarihe bakış açısı, dini algılama biçimi, şahsiyetini bulmuş
düşüncelerin önüne dikilen en büyük engeldir. Aldanan ve
aldatılanlara ulaşabilmek, onlarla doğruları paylaşabilmek
için büyük bir sabır ve gayret gerekir. Bizde
vatanseverliğin, milliciliğin ve dindarlığın herkesçe
bilinen standardizasyonunun dışına çıkıldığında, vatana ve
millete ihanetlikten veya dine düşmanlıktan kitlelerin
nezdinde her an mahkûm olma tehlikesi vardır.
Önce hak ve batıl...
Bir genelleme yapmamakla beraber, tarihe mal olmuş veya
olabilecek birçok sosyal, siyasî hareketler, olayların
yarattığı kahramanlar üzerinden değerlendirmeye tabi
tutulursa, bu sağlıklı bir yaklaşım olmaz ve kafalarda
oluşan pek çok soru cevapsız kalır. Hz. Ali’nin aşağıya
aktardığımız olay karşısında tavsiye ettiği yaklaşım tarzı,
on dört asır önce zihinleri kurcalayan birçok konuyu doğru
teşhis etmede geçerli olduğu kadar bugün ve yarınlarda da
çağımızdaki hadiselerin doğru teşhis edilmesinde bize
yardımcı olacak, zihin kılavuzluğu yapacaktır: Cemel
Savaşı’nda şüpheye kapılan ve kendi kendine, “Talha ve
Zübeyr gibi kişilerin hata etmesi nasıl mümkündür?” diyen
adamın biri bu kafa karışıklığını Hz. Ali’ye açar ve
“Böylesi yüce ve misli olmayan kimseler nasıl hata etmiş
olabilirler?” sorusuna karşılık İmam Ali’nin verdiği cevap,
bizim gibi çağdaş insanlar için dahi bazı konular üzerindeki
sis perdesini kaldıracak nitelikte hikmetli bir sözdür: “Hak
ve batıl insanlarla tanınmaz. Sen önce hakkı tanı, sonra hak
üzere olanı tanırsın; önce batılı tanı, sonra batıl üzere
olanı tanırsın.”.
Tarih, din, medeniyet, millî kültür ve güncel içtimaî-siyasî
birçok problemimizi yukarıdaki formülü kullanarak
çözebiliriz. Cemel Vakası’nda taraflardan biri olan Hz. Ali,
kendisi de dahil, şahıslar bazında, olayların aktörlerine
göre meseleye yaklaşmıyor. ‘Önce hak, sonra haklı ve önce
batıl, sonra haksız’ prensibinden hareket edilirse, neticede
haklı ve haksızın da kendiliğinden anlaşılacağını öğütlüyor.
Ne yazıkki biz, bizatihi başa gelen musibetlerin neticesinde
formule edilmiş bu ve benzeri öğütlere fazla kulak
asmadığımızdan, hak ile batılı ayırt etmede hep
sıkıntılarımız olmuş, zorlanmışızdır. Kahramanlıklar,
fetihler, hakkaniyetlerin yanısıra yenilgilerimizin,
birbirimize karşı zalimâneliğimizin, ezilen, hakları gasp
edilen, dışlanan, horlananlarımızın da bizim medeniyet
tarihimizin diğer parçası olduğunu ve bu bütünlük içinde
sahiplenilmeyen, muamele görmeyen millî ve dinî tarih
anlayışının bir ayağı topal, bir gözü kördür.
Kaybeden kahramanlar
Ezilenin, yetimin, yoksulun, kölenin, kadının, işçinin
hakkını veren, etnik veya dinî azınlıkları koruma altına
alan bu medeniyet anlayışımızın kısmen terkedilmesi, düşünce
ve inanç dünyamızda telafisi mümkün olmayan boşluklar
meydana getirmeye devam ediyor.
“İslâm’ı yenilenlerin, vurulanların ve mağlupların tarihi
ile değil; yenenlerin, vuranların ve galiplerin tarihi ile
okuyanlar bu dinin özünden ve mesajından hiçbirşey
anlayamazlar. (İhsan Eliaçık)”. İlk dört halifeden üçünün
öldürülmesi, Cemel Vakası, Sıffin Savaşı, Kerbela Faciası,
itilip kakılan, sürgüne gönderilen Ebuzer’i, katledilen
mezhep ve Ehl-i Beyt imamlarını görmemezlikten mi gelelim? “
Mahalle Baskısı”na maruz kalmadan bunları inceleyip
araştırmadan, neticeler çıkarmadan, çağın entellektüel
beklentilerini tatmin edecek düzeyde kendi medeniyetimizi
nasıl takdim edebiliriz?
Alışılagelmişin dışında, referansları sağlam bir başka
ilahiyatçımızın değerlendirmesi: “İslam
tarihinde din istismarının iki tipi: Kurnazlık (Muaviyeizm/
Makyavelizm) ve Bağnazlık (Haricilik): Bilindiği gibi
Muaviye iktidarı ele geçirmek için Hz. Ali ile
giriştiği Sıffın Savaşında karşı
tarafı çözmek için askerlerinin süngüleri ucuna Kur’an
yaprakları taktırarak ‘Aramızda Kur’an hakem olsun’ hilesini
uydurdu ve başarılı oldu. Hariciler ise ‘La hükme illa
lillah: Allah’dan başka hüküm veren/koyan yoktur’ diyerek
Hz. Ali’yi tekfir ettiler ve korkunç bir şiddete
başvurdular. Bu iki kronik ve kadim tip, bütün
dinlerin ve İslamiyet’in de ezeli sorunu olmuştur. Siyasette
ve ticarette bu iki tip, saf halk yığınlarını sömürmüşlerdir
ve sömürmektedirler.(Prof. Dr. İlhami Güler)”
Düşüncelerimi ete kemiğe büründürebilmek, ayağa
kaldırabilmek için önce kendi hak ve batılımı, daha sonra da
hak ve batıl üzere olanımı ayırtedebilmem lazım.
Nihayet bu çağın idrakine kendi
medeniyet projemizi sunacaksak şayet, güç ve ilham
kaynağımız geçmişimizde sisli, alacakaranlık, hele zifiri
karanlık hiç kalmamalı... Sürgündeki Ebuzer’in gönlü alınıp
geri getirilmedikçe, süründürülen Ebuzer’in hakkı ve itibarı
iade edilmedikçe, ümmetin ezileninin, itilip-kakılanının,
yetimin, güçsüzün, yoksulun hakkını kiminle arayacağız?...
Ebuzer bize Hz. Peygamber’in armağanı, emanetidir. Ebuzer
yanarken bize meşaledir. Ebuzer; bizim sürgündeki (kaybeden)
kahramanımız...
Ebuzer’le hem yolumuza hem de konumuza devam edeceğiz...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Kaybeden
Kahramanlar
Fikriyatı
Ete Kemiğe Büründürmek
Aşk
Medeniyeti’nin Ülkücüleri
Paradigma
Değişimi ve Yeniden Ülkücülük
Ben
Sana Hayran, Sen Bana Düşman...
IQ’su
Düşükler ve Müslüman Avrupa
Savulun
Türkler Geliyor...
Benden
Sana “Düşman” Olmaz!
Gazze
veya Kerbela
Kalabalıkların
Yalnızlığı (2): Bizim Yalnızlığımız
Kalabalıkların
Yalnızlığı
Hangi
İnsanın Hakları?
Medeniyetin
Utanç Tablosu
Dinine
Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil
Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın
Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî
Kodlarımız
“Globallaşmanın
Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler
(3)
Modernizmle Gelen Devrimler
(2)
Modernizmle
Gelen Devrimler
Derdimiz
de var dermanımız da...
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
SAYFA
BASI
|