|
İçe
Kapanış 2
İçe
kapanış, gönüllü bir yalnızlık ve
kendini (kafanı) dinleme anlamında ve gerçekten
dileye/isteye olması halinde arzu edilmemesi gereken bir
durum değildir.Yalnız kalmaktan sıkılmadığımız/yalnızlıkta
yeni yollar bulabildiğimiz sürece, örseleyici bir
nitelikte taşımaz. Aksine bu durumda, bulunmaz bir fırsat
sunar bize...hayatı ve kendimizi gözden geçirme..
"yeniden deneme" fırsatı..
Ancak dış
dünyadan bir kopuş, zorunlu (olumsuz) bir kaçış
(içe kapanma) halinde olursa eğer, genellikle ağır
ve bunaltıcı bir suçluluk duygusuyla başbaşa
kalırız:
Hayatı yeterince başarılı yürütemediğimizden
duyulan bir suçluluk hissi, bir pes etme hali bütün hücrelerimize
yayılır...buruşuk bir can sıkıntısıyla
uzadıkça uzar saatler..günler..
Bitip tükenmek bilmeyen sorular.. sorgulamalar.. "Bu nasıl
hayat/dünya ?" Ve, içten içe "neden başaramıyorum
?"
Dış
dünyada yeterli ilgiyi bulamamış olmanın en önemli
nedeni, dış dünya ile uygun bir iletişimi başaramamış
olmaktır.
Bu başarısızlık
şüphesiz dışımızda olanlarla bizim
beklentilerimizin uyuşmaması veya uyuşuyor bile
olsa, dışarıya yeterince ayak uyduramamatan da
kaynaklanabilir..
Genelde
olan,"bir "farklılık" mazaretinin
arkasına bütün başarısız ve
yeteneksizliklerimizi saklamaktır..Ve çoğu
yenilgide dile gelen, idealist, iyiliksever, iyiniyetli,
ihtirassız ve insancıllığımızdan
dolayı, istismar edildiğimiz, dünyanın bu tür
değerleri kaybettiği için ve bu nedenle hayata ayak
uyduramadığımızdan, "kötü"lerle
başa çıkamadığımız, bizim gibi
"iyi" lerin bunu becermesinin mümkün olmadığı
iddiasıdır.
İşin
doğrusu, burada yaptığımız yanlış,
kişisel varlığımızla savunduğumuzu
iddia ettiğimiz kültürü birbirinden ayırtedememenin,
ve bu "harika" kültürün ayrılmaz bir parçası
hatta sahibi olduğumuz, ve hatta onunla özdeşleşmenin
bir gereği olarak her türden dünya nimeti ve ilgiye
sahip olmamız gerektiği yanılgısıdır..Veya,
yeterli ölçüde gelişmemiş kişiliklerin , kültürde
eriyip yok olmasının bir sonucudur bu..Yada alışılmış
kolaycılık oyununun bozgunudur bu.
Dış
dünya ile ilişkide, hiçkimse bizim ne kadar güzel
şeyler düşündüğümüz, ne derece büyük
ideallaerimizin olduğu yada toplumsal kaygılarla ne
derece yoğrulup ne bedeller ödediğimizle
ilgilenmez..Doğrusu, kendi içsel varlığımız
-özümüz- de bununla sanıldığı kadar
ilgilenmiyor.
Başkaları,
daha çok spekülatif ve hayali bir alemle değil, bizim
kişisel varlığımızla,ve hayatı
daha anlamlı kılmak adına ortaya koyduğumuz
kişisel meziyetlerimizle ilgilenir, içsel özümüz ise,
kendimizi, -yeteneklerimizi -kapasitemizi- ne derece geliştirip,
ne kadar hayata aktardığımızla ilgilenir..
Bunun dışında
harika cümleler kurabilme ve bunları en uygun ses
tonuyla ifade etme yeteneğimizle ise ancak politika
simsarları ilgileneceklerdir.
Üstelik büyük
davalar ve ideallere sahip olduğumuz için önemli ve büyük
insan olduğumuz yanılgısı, aslında hiçbir
idealiste uymayan bir şekilde bir şark kurnazlığı
dolambacından süzülerek, itici bir "kendini beğenmişlik"
şekline bürünür ve bütün dünyayla iletişimimizin
kesilmesine yol açar. İçe kapanma sonucunu doğuran
önemli unsurlardan biri de budur.
Bu noktada,
en süslü cümleler bile bütün anlamlarını
yitirir..
Peki çıkış
yolu nedir ve hep biz mi suçluyuz ?..
SAYFA
BAŞI
Yazarın
diğer
yazıları:
İçe
Kapanış 2
İçe
Kapanış 1
Bütün
Duygularım
Ölü
Canlar
Dostoyevski
Kültürel
Çözülme ve Zorlanan Kişilik
İnsan
Hakları ve İslam Ülkeleri
Şu
halimize bakın
Yüzleşme
SAYFA
BASI
|